Showing posts with label mumford and sons. Show all posts
Showing posts with label mumford and sons. Show all posts

5.8.13

Mumford kardeşlerin Hollywood atağı



Sevgili Mumford'lar bende "Uzak bir ülkede olan ve uzun zamandır görmediğim abi" hissiyatını uyandırıyor kimi zaman. Öyle sıcak, naif halleri ve uslu uslu seslenişlerini çok çok severim. Her daim yerleri ayrıdır.

Beni benden alan ilk albümleri Sigh No More'dan sonra Babel'de büyük oynadılar, İngiliz kırsalını dünyaya taşımaya niyetliyiz dediler. Yaptılar, oldu. İngiltere'de bir numaraya yerleşen, Eylül'de yayınlanan albümden beklemediğim bir şarkıya - Hopeless Wanderer, beklemediğim kadar şahane bir klip geldi.

Klipte bir süre boyunca Mumford kardeşlerin yüzünü seçemiyoruz ama sonra ortaya çıktıklarında aslında onların yerinde dublörlerinin olduğunu görüyoruz! Hem de öyle böyle değil, Hollywood'dan çıkma şahane bir dörtlü geliyor ekranlara. Ed Helms, Jason Bateman, Will Forte ve Jason Sudeikis! Çok tutkulu bir şekilde enstrümanları çalıyor, kalplerini ortaya koydukları bir performans sergiliyorlar. Hem bu tatlı adamların bir arada olması, hem de Mumford'ların bizi şaşırtması çok hoşuma gitti. 3:20'de gülme krizi garantili videoya buyurun.


7.8.12

Mumford & Sons - I Will Wait

Sevgili Mumford kardeşler 24 Eylül'de yayınlayacakları albüm Babel'den yeni bir şarkı yayınladılar. "Sigh No More" gibi bir albümden sonra beklentiler büyük. Bu şarkı çıkış parçası olarak biraz zayıf geldi bana. Yine bildiğimiz tadı var ama ilk anda yakalayan bir parça değil. Zira kendileri de "Albümdeki en sıradan şarkılardan biri, henüz yeni başlıyoruz" gibi bir açıklama yapmışlar. Daha önce Lover's Eyes ve Ghosts That We Knew adlı şarkıları youtube'daki konser kayıtlarından dinlemiştik, ki gayet iyi şarkılardı. Çıkış parçası olarak I Will Wait doğru bir seçim mi göreceğiz ama albümden çok daha iyi şarkılar çıkacağını tahmin ediyor - umuyorum!


18.3.12

Big Easy Express

Austin'deki SXSW çılgınlığı dün itibariyle sona erdi. Orada olanların muhtemelen deli gibi eğlendiği ve eşsiz performanslar izlediği, olmayanlarınsa iç çekerek videolara baktığı bir festival daha geçti. Performanslara çok fazla bakma fırsatım olmadı. Bir de hayranların çektiği videolardansa sxsw hesabından gelecek iyi kayıtları bekliyorum aslında.

Mumford&Sons hayranlığıma blogu okuyanlar aşinadır. Austin'den onlarla ilgili güzel haberler geldi. Daha önce The White Stripes'ın çok sevdiğim filmini yöneten Emmett Malloy, bu sefer Mumford&Sons, Edward Sharpe & The Magnetic Zeros ve Old Crow Medicine Show'un 2011'de çıktığı Railroad Revival Tour'u film haline getirmiş. Big Easy Express adlı film dün SXSW'da gösterilmiş. Fragmanı izlediğimde tüylerim diken diken oldu desem yeridir. Bir tren, upuzun bir turne, hiç susmayan müzik ve enerji dolu insanlar! Filmekimi'nde bu filmi izleyebiliriz diye düşünüyorum ama o zamana kadar bekleyebileceğimi de hiç sanmıyorum. Bir de yeni şarkı çalmış canım Mumford'lar, onun da iyi kaydını sabırsızlıkla bekliyorum! Artık yeni albüm de gelse fena olmaz hani, çok bekledik.

19.11.11

Mumford'lar Uğultulu Tepelerden Sesleniyor


Okumayı söktüğüm günden beri her gün mutlaka bir şeyler okurum. Hatta kitap okumadan uyumam pek, bir sayfa bile yeter bazen. Gel gör ki, okumayı bu kadar sevdiğim halde üniversitedeyken, vize ya da finaller için kitap okumak bana işkence gibi gelirdi. O kitabı okurken düşündüğüm tek şey önümdeki sınav olurdu. O yüzden okuduğumu pek anlamaz ve doğal olarak zevk alamazdım. İşte Wuthering Heights'ta (Uğultulu Tepeler) o şekilde güme giden kitaplardan biriydi. Bir de orjinalindeki Scottish kelimeler anlamamı iyice zorlaştırıyor  ve içinden çıkılmaz bir hale getiriyordu. "Aman bu ne kasvet!" diyerek yarım yamalak okuduğum kitabı, 1-2 sene sonra okuduğumda "Melankolinin dibine vurmuş kadın" dediğimi hatırlıyorum. Pek tabii, daha önce hakkını veremediğime üzülmüş, tek kitabı olan ve genç yaşta kara toprağa dönen Emily Bronte'a saygı duruşunda bulunmuştum.

Bu roman, beyaz perdeyi de etkisi altına almış ve günümüze kadar yaklaşık 15 uyarlaması yapılmış. İngiliz yapımı olan son uyarlamasında Skins'den aşina olduğumuz Kaya Scodelario, Catherine'i canlandırıyormuş. Zaten diğer isimleri hiçbir yerden çıkaramıyor ve tanımıyorum, çoğu İngiliz TV dizilerinde oynayan oyuncular. İlk kez Venedik Film Festivali'nde gösterilen film buralara gelir mi (belki Randevu İstanbul?) bilemiyorum ama bu film yüzünden kalbimin x2 çarpmasına neden olan şey "The Enemy" oldu. Zaten son zamanlarda Mumford & Sons aşkım kabarmışken, bir de bu "1 dakika 10 saniye" süren ve hiç bitmesin istediğim şarkı üstüne tuz biber oldu.

"Give me hope in silence, it’s easier, it’s kinder. 
Tell me not of heartbreak, it plagues my soul, it plagues my soul. 
Bury me beside you, i have no hope in solitude. 
And the world will follow to the earth, down below. 
But i came and i was nothing. 
Time will give us nothing. 
Why did you choose to lean on 
A man you knew was falling?" 


diye sesleniyor Marcus o tarif edemediğim ses tonuyla. Şarkının devamı gelecektir değil mi? Keşke 135523 dakika falan olsa! Bu arada şarkıyı 1 hafta sonra gördüğüm için Youtube yetkililerine sevgimi iletiyorum. Zira, Mumford'ların kanalına üye olduğum halde, ana ekranımda bu şarkının bugün belirmesi ve mailime düşmesi yüzünden hafif bir üzüntü yaşadım. Zararın neresinden dönsek kardır felsefesiyle, şarkıyı tekrara alıp uykuya dalmaya giderken, size de bu hastalığı bulaştırmak istiyorum. Geçmiş olsun.