Austin'deki SXSW çılgınlığı dün itibariyle sona erdi. Orada olanların muhtemelen deli gibi eğlendiği ve eşsiz performanslar izlediği, olmayanlarınsa iç çekerek videolara baktığı bir festival daha geçti. Performanslara çok fazla bakma fırsatım olmadı. Bir de hayranların çektiği videolardansa sxsw hesabından gelecek iyi kayıtları bekliyorum aslında.
Mumford&Sons hayranlığıma blogu okuyanlar aşinadır. Austin'den onlarla ilgili güzel haberler geldi. Daha önce The White Stripes'ın çok sevdiğim filmini yöneten Emmett Malloy, bu sefer Mumford&Sons, Edward Sharpe & The Magnetic Zeros ve Old Crow Medicine Show'un 2011'de çıktığı Railroad Revival Tour'u film haline getirmiş. Big Easy Express adlı film dün SXSW'da gösterilmiş. Fragmanı izlediğimde tüylerim diken diken oldu desem yeridir. Bir tren, upuzun bir turne, hiç susmayan müzik ve enerji dolu insanlar! Filmekimi'nde bu filmi izleyebiliriz diye düşünüyorum ama o zamana kadar bekleyebileceğimi de hiç sanmıyorum. Bir de yeni şarkı çalmış canım Mumford'lar, onun da iyi kaydını sabırsızlıkla bekliyorum! Artık yeni albüm de gelse fena olmaz hani, çok bekledik.
Showing posts with label sinema. Show all posts
Showing posts with label sinema. Show all posts
18.3.12
23.9.11
Filmekimi 2011
Ekim benim için Filmekimi demek. Bir filmden diğerine koştururken arada arkadaşlarına rastlamak, zaman varsa bir kahve içmek ve yeni bir filmin heyecanını yaşamak, yani çok güzel bir hafta geçirmek demek.
Bu sene Filmekimi öncesinde merakla beklediğim bazı filmlerin fragmanlarını sizinle paylaşmıştım. O filmlerden çoğunun bu seneki programda yer alması beni çok sevindirdi. Derslerim nedeniyle akşam filmlerini kaçıracak olsam da, gündüz saatlerinde seçtiğim filmler beni memnun edecek diye düşünüyorum. Contagion ve Margin Call Filmekimi'nden sonra vizyona gireceğinden ve diğer filmlerle çakıştığından programıma almadım ama siz o zamana kadar beklemek istemezseniz mutlaka izleyin derim.
Benim bu sene için seçtiğim filmler bunlar, siz hangilerine gideceksiniz?
10 Ekim Pazartesi
11:00 - Le Skylab (Gökten Bir Uydu Düştü) - Atlas | fragman
16:00 - Melancholia - G-Mall | fragman
11 Ekim Salı
11:00 - The Future (Gelecek) - G-Mall | fragman
13:30 - Jane Eyre - G-Mall | fragman
12 Ekim Çarşamba
11:00 - Martha, Marcy, May, Marlene - City's | fragman
16:00 - Restless (Senin İçin) - City's | fragman
13 Ekim Perşembe
11:00 - We Need To Talk About Kevin (Kevin Hakkında Konuşmalıyız) - Beyoğlu | fragman
13:30 - Another Happy Day (Mutlu Bir Gün) - Atlas | fragman
14 Ekim Cuma
13:30 - This Must Be The Place (Olmak İstediğim Yer) - Atlas | fragman
Bilet fiyatları, gösterim çizelgesi ve festivalle ilgili merak ettiğiniz her şey için tabii ki buraya tık.
Neler varmış:
another happy day,
filmekimi,
filmekimi 2011,
iksv,
jane eyre,
le skylab,
melancholia,
restless,
sinema,
the future movie,
this must be the place,
trailers
13.8.11
Haftasonu Filmi: Rise of the Planet of the Apes
Rise of The Planet of the Apes, yine fragmanını izlemeden ve hakkında bir şey okumadan gittiğim filmlerden biri oldu. 1968 yapımının iyi bir bilim kurgu olduğunu biliyorum(ama izlemedim). Tek bildiğim Andy Serkis'in yine farklı bir karaktere can verdiğiydi. Son zamanlarda onu insan olarak gördük mü acaba? :) Lord of the Rings efsanesinden sonra burda da şempanzeyi canlandıran Andy Serkis'e bu rollerin teklif edilmesi boşa değil.
Eski filmlerin yeniden çekimlerinin ya da devam filmlerinin revaçta olduğu son yıllarda Rise of the Planet of the Apes bunlar arasında en dikkat çeken filmlerden biri. Caesar'ı canlandırmak için kullanılan özel efektler ve motion-capture teknolojisi o kadar başarılı ki, o maymunların gerçekten bir ruhu olduğunu hissediyorsunuz.
Filmin alt metninde insanların kendi faydaları için hayvanları nasıl kullandığı var aslında. Başarıya giden yolda her yol mubah mı? Değil ama insanın gözünü para bürüyünce başka bir şey göremiyor. Ayrıca her şeyi kontrol etme isteğimiz ve bizim dışımızdaki canlıların bizim istediğimiz gibi yaşamasını istememiz ne kadar bencilce değil mi? Bunu hep yapıyoruz ve bu film biraz da bunlardan bahsediyor. İlk yarısını çok beğendiğim filmin ikinci yarısı çok daha hareketli ve macera dolu. Daha fazla yazarsam spoiler vermiş olacağım o yüzden diyorum ki, haftasonu bir film seçecekseniz geçen hafta vizyona girmiş olan bu film bu en iyi tercih olabilir.
Neler varmış:
andy serkis,
freida pinto,
james franco,
rise of the planet of the apes,
sinema
3.8.11
Merakla Beklenenler (Bölüm 2)
Merakla beklenen filmlerin ilk bölümünü burada yayınlamıştım. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Şu ana kadar gördüğüm en heyecanlandırıcı Lars Von Trier film fragmanı Melancholia'ya ait. Dünyanın sonunu anlatan güzel bir film diye bahsedilmiş Melancholia'dan, Avrupa'da Mayıs ayında gösterime girmiş. Filmekimi'nde mutlaka olur diye düşündüğüm filmlerden biri.
Submarine'i blogda daha önce görmüştünüz. Filmden önce soundtrack albümü dikkatimi çekmişti çünkü albüm Alex Turner'a aitti. Gerçekten çok güzel bir albüm, hala dinlemediyseniz tavsiye ederim. Joe Dunthorne'un aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmeni, Richard Ayoade. Bu filmin vizyona çıkmasını ya da festivallere girmesini bekleyemeden izleyeceğim sanırım.
Take Shelter korkunun hayatımızı nasıl yönlendirdiği ya da mahvettiğini konu alan bir dram.
İki İranlı genç kız, daha güzel bir hayatın hayallerini kurmaktadırlar. Özgür ruhları ama kısıtlı alanları var. Gençliği, baskıyı ve onun sonuçlarını anlatan bir film Circumstance.
16 yaşındaki Jamie, Adelaide'de annesi ve iki erkek kardeşiyle yaşamaktadır. Bir gün John'la tanışır ve onu hiç sahip olmadığı baba figürünün yerine koymaya başlar. Daha sonra olacaklardan elbette haberi yoktur. Film gerçek bir hikayeden yola çıkarak Avustralya'nın en kötü seri katili John Bunting'in Snowtown katliamını anlatıyor.
New York Times'da geçen bir yılı anlatan film, medyaya meraklı belgesel severler için kaçırılmayacak bir film.
Miranda July'ın yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı bir film The Future. Sophie ve Jason bir kediyi evlat edinmeye karar verirler. Evlat edinme düşüncesi birbirlerine olan bağlılıkları ve gelecek düşünceleri içinde bir test olacaktır.
Bu filmin sadece oyuncularını okumak bile zaman alıyor. Çünkü o kadar büyük ismi aynı bilim-kurgu filminde görmek benim için çok şaşırtıcı. Gwyneth Paltrow, Matt Damon, Laurence Fishburne, Kate Winslet, Marion Cotillard, Jude Law!
Ryan Gosling'i eninde sonunda büyük bütçeli filmlerde göreceğimiz belliydi ama şahsen onun indie filmlerine devam etmesini diliyorum. Afişi son zamanlarda gördüğüm en iyilerden biri olan The Ides of March, bizde de ekim-kasım gibi vizyona girebilir.
Şu ana kadar gördüğüm en heyecanlandırıcı Lars Von Trier film fragmanı Melancholia'ya ait. Dünyanın sonunu anlatan güzel bir film diye bahsedilmiş Melancholia'dan, Avrupa'da Mayıs ayında gösterime girmiş. Filmekimi'nde mutlaka olur diye düşündüğüm filmlerden biri.
Submarine'i blogda daha önce görmüştünüz. Filmden önce soundtrack albümü dikkatimi çekmişti çünkü albüm Alex Turner'a aitti. Gerçekten çok güzel bir albüm, hala dinlemediyseniz tavsiye ederim. Joe Dunthorne'un aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmeni, Richard Ayoade. Bu filmin vizyona çıkmasını ya da festivallere girmesini bekleyemeden izleyeceğim sanırım.
Take Shelter korkunun hayatımızı nasıl yönlendirdiği ya da mahvettiğini konu alan bir dram.
İki İranlı genç kız, daha güzel bir hayatın hayallerini kurmaktadırlar. Özgür ruhları ama kısıtlı alanları var. Gençliği, baskıyı ve onun sonuçlarını anlatan bir film Circumstance.
16 yaşındaki Jamie, Adelaide'de annesi ve iki erkek kardeşiyle yaşamaktadır. Bir gün John'la tanışır ve onu hiç sahip olmadığı baba figürünün yerine koymaya başlar. Daha sonra olacaklardan elbette haberi yoktur. Film gerçek bir hikayeden yola çıkarak Avustralya'nın en kötü seri katili John Bunting'in Snowtown katliamını anlatıyor.
New York Times'da geçen bir yılı anlatan film, medyaya meraklı belgesel severler için kaçırılmayacak bir film.
Miranda July'ın yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı bir film The Future. Sophie ve Jason bir kediyi evlat edinmeye karar verirler. Evlat edinme düşüncesi birbirlerine olan bağlılıkları ve gelecek düşünceleri içinde bir test olacaktır.
Bu filmin sadece oyuncularını okumak bile zaman alıyor. Çünkü o kadar büyük ismi aynı bilim-kurgu filminde görmek benim için çok şaşırtıcı. Gwyneth Paltrow, Matt Damon, Laurence Fishburne, Kate Winslet, Marion Cotillard, Jude Law!
Ryan Gosling'i eninde sonunda büyük bütçeli filmlerde göreceğimiz belliydi ama şahsen onun indie filmlerine devam etmesini diliyorum. Afişi son zamanlarda gördüğüm en iyilerden biri olan The Ides of March, bizde de ekim-kasım gibi vizyona girebilir.
27.7.11
Merakla Beklenenler (Bölüm 1)
Birazdan izleyeceğiniz fragmanlardaki filmlerin çoğu yurt dışında vizyona girdi. Bazıları ise sonbaharda vizyona girecek. Buralarda görür müyüz bilmiyorum ama her halükarda bu filmleri izlemek istiyorum.
Tek postta bir sürü video olmasın diye iki bölümde yayınlayacağım fragmanları. Siz hangilerini merak ediyorsunuz?
John Hawkes, Sarah Paulson ve Hugh Dancy gibi deneyimli oyuncuların yanında, iki genç başrol oyuncusuyla dikkati çeken film özellikle genç oyuncular için güzel bir çıkış olacak gibi görünüyor. Ashley ve Mary-Kate Olsen'ın kız kardeşleri Elizabeth Olsen küçük yaşlarda ablalarıyla bazı filmlerde rol almış ve tiyatroyla haşır neşir olmuş. Silent House isimli korku filminden sonra, bu film onun ikinci başrolüymüş. Bundan sonra sırada tamamlanan ve çekim halinde olan toplam dört filmi geliyor. Olsen kardeşlerin stillerini çok severim ama oyunculukla pek alakaları yok. Umarım Elizabeth onlara benzemez. Filmdeki 88'li diğer genç oyuncu ise Brady Corbet. Aslında ilk büyük çıkışını 2004'te "Thirteen" filmiyle yapmış olsa dahi, bu film ve Melancholia'da yer alması onun şansını daha fazla arttıracak gibi.
The Tree of Life, 50'lerde Teksas'ta yaşayan 3 çocuklu bir ailede geçiyor. Film, ailenin büyük çocuğu Jack(Sean Penn)'in babasıyla olan karışık ilişkisi ve büyüyünce kaybolan masumiyet arayışıyla ilgili. Modern dünyada kayıp bir ruhla dolaşan Jack hayatındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyor.
Terri, 15 yaşındaki şişman bir çocuğun yaşadığı zorlukları anlatan bir komedi. Jacob Wysocki, Terri rolüyle baya övgü almış. Filmde okul müdürünü oynayan John C. Reilly'yle iyi bir ikili oldukları söyleniyor.
2010 yapımı Beginners, bahar aylarında bazı festivallerde gösterilmiş. Temmuz sonu ve Ağustos'ta ise Avrupa'da birçok şehirde gösterime girecek. Oliver (Ewan McGregor) annesini kaybettikten sonra babasıyla daha fazla yakınlaşmaya başlıyor. Derken, babası ona eşcinsel olduğunu ve genç erkeklerden hoşlandığını itiraf ediyor. Fransız bir aktrisle ilişkisi olan Oliver, babasının yeni yaşamından ilham alarak bir ilişkide nasıl davranması gerektiğini anlamaya başlıyor.
Ocak ayından bu yana festivallerde gösterilen Bellflower, 5 Ağustos'ta Amerika'da vizyona girecek ama Avrupa tarihleriyle ilgili bir bilgi yok. Kıyameti bekleyen iki arkadaş neredeyse bütün boş zamanlarını birlikte geçirmektedirler ama birden beklenmeyen birşey olur ve arkadaşlardan biri delicesine bir aşka tutulur. Aşkın, ihanetin ve heyecanın en uç noktalarda yaşandığı filmin fragmanını izlediğimde müziği beni çok etkiledi. Soundtrack albümünü filmden daha fazla merak ediyorum sanırım.
Joseph Gordon-Levitt! Oynadığı filmleri çok beğendiğim için bu filmde onun olmasını görmem, izlemek için tek nedenim bile olabilir. 27 yaşındaki bir radyo programcısını canlandıran Levitt, kansere yakalanıyor. En yakın arkadaşı, annesi ve terapisti sayesinde hayatta onun için önemli olan şeyleri anlamaya çalışıyor. Bu arada Joseph Gordon-Levitt demişken, Hesher'ı izleyen var mı?
Tek postta bir sürü video olmasın diye iki bölümde yayınlayacağım fragmanları. Siz hangilerini merak ediyorsunuz?
John Hawkes, Sarah Paulson ve Hugh Dancy gibi deneyimli oyuncuların yanında, iki genç başrol oyuncusuyla dikkati çeken film özellikle genç oyuncular için güzel bir çıkış olacak gibi görünüyor. Ashley ve Mary-Kate Olsen'ın kız kardeşleri Elizabeth Olsen küçük yaşlarda ablalarıyla bazı filmlerde rol almış ve tiyatroyla haşır neşir olmuş. Silent House isimli korku filminden sonra, bu film onun ikinci başrolüymüş. Bundan sonra sırada tamamlanan ve çekim halinde olan toplam dört filmi geliyor. Olsen kardeşlerin stillerini çok severim ama oyunculukla pek alakaları yok. Umarım Elizabeth onlara benzemez. Filmdeki 88'li diğer genç oyuncu ise Brady Corbet. Aslında ilk büyük çıkışını 2004'te "Thirteen" filmiyle yapmış olsa dahi, bu film ve Melancholia'da yer alması onun şansını daha fazla arttıracak gibi.
The Tree of Life, 50'lerde Teksas'ta yaşayan 3 çocuklu bir ailede geçiyor. Film, ailenin büyük çocuğu Jack(Sean Penn)'in babasıyla olan karışık ilişkisi ve büyüyünce kaybolan masumiyet arayışıyla ilgili. Modern dünyada kayıp bir ruhla dolaşan Jack hayatındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyor.
Terri, 15 yaşındaki şişman bir çocuğun yaşadığı zorlukları anlatan bir komedi. Jacob Wysocki, Terri rolüyle baya övgü almış. Filmde okul müdürünü oynayan John C. Reilly'yle iyi bir ikili oldukları söyleniyor.
2010 yapımı Beginners, bahar aylarında bazı festivallerde gösterilmiş. Temmuz sonu ve Ağustos'ta ise Avrupa'da birçok şehirde gösterime girecek. Oliver (Ewan McGregor) annesini kaybettikten sonra babasıyla daha fazla yakınlaşmaya başlıyor. Derken, babası ona eşcinsel olduğunu ve genç erkeklerden hoşlandığını itiraf ediyor. Fransız bir aktrisle ilişkisi olan Oliver, babasının yeni yaşamından ilham alarak bir ilişkide nasıl davranması gerektiğini anlamaya başlıyor.
Ocak ayından bu yana festivallerde gösterilen Bellflower, 5 Ağustos'ta Amerika'da vizyona girecek ama Avrupa tarihleriyle ilgili bir bilgi yok. Kıyameti bekleyen iki arkadaş neredeyse bütün boş zamanlarını birlikte geçirmektedirler ama birden beklenmeyen birşey olur ve arkadaşlardan biri delicesine bir aşka tutulur. Aşkın, ihanetin ve heyecanın en uç noktalarda yaşandığı filmin fragmanını izlediğimde müziği beni çok etkiledi. Soundtrack albümünü filmden daha fazla merak ediyorum sanırım.
Joseph Gordon-Levitt! Oynadığı filmleri çok beğendiğim için bu filmde onun olmasını görmem, izlemek için tek nedenim bile olabilir. 27 yaşındaki bir radyo programcısını canlandıran Levitt, kansere yakalanıyor. En yakın arkadaşı, annesi ve terapisti sayesinde hayatta onun için önemli olan şeyleri anlamaya çalışıyor. Bu arada Joseph Gordon-Levitt demişken, Hesher'ı izleyen var mı?
Neler varmış:
50/50,
bağımsız sinema,
beginners movie,
bellflower,
martha marcy may marlene,
sinema,
terri movie,
the tree of life
14.4.11
Set of Hobbit - Part 1
Watch production set of forthcoming Hobbit Movie.
Neler varmış:
elijah wood,
hobbit,
jrr tolkien,
movies,
orlando bloom,
peter jackson,
sinema
24.3.11
Elizabeth Taylor
Madame Tussauds Las Vegas'ta Elizabeth Taylor'ın bu balmumu heykelini gördüğümde gerçekten büyülenmiştim. Onun orta yaş halini balmumuyla yapmışlardı ve o halde bile o kadar etkileyici görünüyordu ki, kesinlikle müzedeki en gösterişli heykel onunkiydi. Düşünsenize, bu halde bile güzel görünürken kim bilir gerçekte-gençliğinde ne kadar güzel bir kadınmış. Onun Raintree Country filmini çok severdim. Grace Kelly, Audrey Hepburn, Elizabeth Taylor... Bu kadınların çok farklı bir zarafeti vardı. Onlar gittikçe o zarafette pek kalmadı. Böylece sinema dünyası bir ikonunu daha kaybetti. Huzur içinde yatsın.
Neler varmış:
elizabeth taylor,
movies,
rip,
sinema
16.3.11
30. Istanbul Film Festivali
Baharın gelişi yazlık kıyafetleri ortaya çıkarınca ve İstanbul Film Festivali başlayınca belli olur! Nisan ayının en güzel etkinliği İstanbul Film Festivali 30. yılında yine dopdolu bir programla 2-17 Nisan arasında gerçekleşecek. Festivalin en ilgi çekici programı tabii ki Akbank galaları. Never Let Me Go, The Conspirator, Last Night ve The Killer Inside Me bence galada görülmesi gereken filmler.
![]() |
| Never Let Me Go |
Altın Lale için yarışacak 12 filmden en merak ettiğim, bir Türk filmi olan "Bizim Büyük Çaresizliğimiz". Şubat ayında Berlin'de Altın Ayı için yarışan filmin yönetmenlik koltuğunda Seyfi Teoman, başrollerde İlker Aksum, Fatih Al, Güneş Sayın var.
![]() |
| Bizim Büyük Çaresizliğimiz |
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü insan hakları konusuna değinen 10 film arasından seçilecek. Bunların içinden benim seçimim İngiltere yapımı Oranges and Sunshine. Emily Watson'ın başrolünde olduğu film 40'lı yıllarda İngiltere'den 130.000 çocuğun Avustralya'ya evlatlık olarak gönderilmesini ve bunun ortaya çıkması için uğraşan bir kadının hikayesini anlatıyor.
![]() |
| Oranges and Sunshine |
Türk Sineması bölümünde 3 dala ayrılan toplamda elli film bulunuyor. Bunlardan 14 tanesi Altın Lale için yarışacak. Gişe Memuru, Atlıkarınca, Zefir ve Görünmeyen benim merak ettiğim filmler. Özellikle son dönem Türk filmlerine mutlaka programınızda yer verin, sonra onları bulmak zor oluyor.
![]() |
| Atlıkarınca |
Dünya festivalleri bölümü adından anlaşılacağı üzere dünya festivallerinde yarışmış, ödül alıp öne çıkan filmlerden oluşuyor. Bu bölümden seçtiğim iki filmden biri; Made in Dagenham. Gerçek hayattan esinlenilmiş filmde, Ford fabrikasında çalışan kadınların erkeklerle eşit kazanç elde etmek üzere haklarını aramalarını anlatıyor. Diğer film Meek's Cutoff ise dağcı Stephen Meek'in hayatından uyarlanmış bir western. Çok sevdiğim Michelle Williams'ı başrolde görünce filmi direk işaretledim.
![]() |
| Made in Dagenham |
Genç Ustalar bölümünden seçtiğim film Ghent doğumlu Türk yönetmen Kadir Balcı'ya ait "Turkuaz". Kendi hayatından esintiler taşıyan bu filmde Ghent'e gelen Türk ailesinin hayatını neşeli ve dokunaklı taraflarıyla anlatıyor.
![]() |
| Turkuaz |
NTV Belgesel Kuşağı'nda "Stones in Exile" Rolling Stones'un Exile on Main Street albüm zamanını arşivlik görüntülerle gözler önüne seriyor. Diğer müzikle ilgili film ise Sex Pistols'ı konu alan bir film. Geçen sene belgesel kuşağını daha çok sevmiştim.
![]() |
| Stones in Exile |
Geceyarı Kuşağı'nda gerilim dolu dört film var. Benim seçimim Vanishing On 7th Street.
![]() |
| Vanishing On 7th Street |
Mayınlı Bölge'de konusu ve senaryosuyla birbirinden farklı ve sıra dışı filmler var. Schastye Moe (Mutluluğum) Gregory'nin yük dolu bir kamyonla çıktığı yolda yolunu sapmasıyla karşılaştığı olayları günümüz Rusya'sına göndermelerle anlatan bir yapıt.
![]() |
| Schastye Moe |
Filmler böyle... Onun dışında, genel satış bu cumartesi (19 Nisan) başlıyor. Haftaiçi 11:00, 13:30 ve 16:00 seansları tüm filmlerde 4 TL. Diğer filmler 6 ila 15 TL arasında değişiyor. Film gösterimleri Atlas, Beyoğlu, Kadıköy Rexx, City's ve AFM Fitaş'ta yapılacak. Salon İKSV ve Pera Müzesi'nde de bazı film gösterimleri yapılacakmış. Festival süresince kullanılmış biletlerinizi gösterdiğiniz birçok mekanda %10 indirim uygulaması yapılacak. Mekan listesini ve festivalle ilgili daha fazla ayrıntı için İKSV'nin sayfasına uğramayı unutmayın.
Dipnot: Umarım bir gün yine Emek sinemasında film izleme şansına erişiriz.
Dipnot: Umarım bir gün yine Emek sinemasında film izleme şansına erişiriz.
Neler varmış:
30. istanbul film festivali,
bağımsız sinema,
festival,
iksv,
independent movies,
movies,
sinema
27.2.11
Oscars - My List of Winners
Not predictions my loved ones. Here are my Oscars goes to...
Tahminler değil benim sevdiklerim. İşte benim Oscarlarım...
Best Picture: Inception
Actor In A Leading Role: James Franco (127 Hours)
Actor In A Supporting Role: Christian Bale (The Fighter)
Actress In A Leading Role: Jennifer Lawrence (Winter's Bone)
Actress In A Supporting Role: Melissa Leo (The Fighter)
Actor In A Leading Role: James Franco (127 Hours)
Actor In A Supporting Role: Christian Bale (The Fighter)
Actress In A Leading Role: Jennifer Lawrence (Winter's Bone)
Actress In A Supporting Role: Melissa Leo (The Fighter)
Animated Feature Film: Toy Story 3
Art Direction: Harry Potter and the Deathly Hallows
Cinematography: Inception (Wally Pfister)
Costume Design: I Am Love
Directing: Tom Hooper (The King's Speech)
Documentary Feature: Exit Through The Gift Shop
Film Editing: The Fighter (Pamela Martin)
Makeup: The Wolfman (Rick Baker and Dave Elsey)
Music (Original Score): The Social Network
Music (Original Song): If I Rise (127 Hours - A.R.Rahman)
Sound Editing: Inception (Richard King)
Sound Mixing: The Social Network (Ren Klyce, David Parker, Michael Semanick, Mark Weingarten)
Visual Effects: Inception (Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley, Peter Bebb)
Writing (Adapted Screenplay): 127 Hours (Danny Boyle, Simon Beaufoy)
Writing (Original Screenplay): Inception (Christopher Nolan)
Art Direction: Harry Potter and the Deathly Hallows
Cinematography: Inception (Wally Pfister)
Costume Design: I Am Love
Directing: Tom Hooper (The King's Speech)
Documentary Feature: Exit Through The Gift Shop
Film Editing: The Fighter (Pamela Martin)
Makeup: The Wolfman (Rick Baker and Dave Elsey)
Music (Original Score): The Social Network
Music (Original Song): If I Rise (127 Hours - A.R.Rahman)
Sound Editing: Inception (Richard King)
Sound Mixing: The Social Network (Ren Klyce, David Parker, Michael Semanick, Mark Weingarten)
Visual Effects: Inception (Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley, Peter Bebb)
Writing (Adapted Screenplay): 127 Hours (Danny Boyle, Simon Beaufoy)
Writing (Original Screenplay): Inception (Christopher Nolan)
Neler varmış:
entertainment,
movies,
my oscar winners,
oscar nominations 2011,
sinema
6.2.11
İstanbul İçin !f Zamanı
Festivalin her türlüsü tarafımdan çokça sevilir. Özellikle müzik ve film bu konuda başı çeker. Film festivallerinde IKSV'nin düzenlediği FilmEkimi'nin bende her zaman ayrı bir yeri vardır. Üniversite zamanı Emek'e gidilir, kitapçık alınırdı. Ders saatlerine göre filmler belirlenir (hatta bazen devamsızlık yapabileceğimiz dersleri ekerdik) bilet alma günü beklenirdi. İstiklal'in kalabalığında bir filmden diğerine yetişmek için koşturur, aralarda bayılmamak için hızlıca birşeyler atıştırırdık. Her film, sonrasında farklı bir tat bırakır ve değişik bir bakış açısından olaylara bakmamızı sağlardı.
Aynı arkadaşlarımla hala görüşüyorum ama öğrenci olmanın verdiği hafiflik artık kalmadığı için birlikte festivallerin tadını çıkaramıyoruz. Ben yinede her sene olduğu gibi festivalleri kaçırmıyor hala büyük bir heyecanla bekliyorum.
AFM'nin düzenlediği !f Istanbul film festivali bu sene 10. kez düzenleniyor. 17-27 Şubat arasında İstanbul'luları filmlere çağırıyor. Maçka G-Mall bu sene festival programına katılan sinemalardan biri, haliyle fiyatlarda biraz artmış durumda. 5-7 Şubat arasında Mybilet'ten indirimli biletleri temin edebilirsiniz, o yüzden şu iki günü değerlendirip uygun fiyatlı biletleri kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
17 farklı bölüme sahip olan festivalde yaklaşan Oscar adayı filmler herhalde şu an en büyük ilgiyi görüyor. Hit Filmler bölümünde yer alan Black Swan, True Grit, Animal Kingdom, The Kids Are Allright gibi filmleri Oscar töreninden önce izlemek isterseniz elinizi çabuk tutun derim, zira biletlerin çoğu yarılanmış.
Sesli Yaşam bölümünde bir Damon Albarn hayranı olarak en merak ettiğim film tabii ki Blur: No Distance Left to Run. Şu sıralar yeniden bir albüm kaydedekleri dedikodusu ortalarda dolaşırken grubun geçmişine bakmak için bu film şahane bir fırsat.
Dünyanın Çivisi bölümünde değişen dünyamıza ayna tutan filmler var. Benim bunlar arasından seçtiğim film 2012: Time for Change.
Y-eni Kuşak'ta ise iki filmi çok merak ediyorum: Oxygen(Adem) ve D'amour et d'eau Fraîche. Bu bölümde gençlerin yaşadığı sorunları, modern hayatın içindeki yalnızlığı ve belirsizliği anlatan, herhalde kendimizden çokça şey bulabileceğimiz filmler mevcut.
Film Forward: Sundance Özel bölümündeki filmler bence hepimize çok farklı boyutlar kazandıracak gibi görünüyor. Onların arasından seçtiğim film ise Amreeka.
Geçmiş yıllarda gösterilmiş en sevilen filmler Retrospektif adı altında toplanmış. Donnie Darko benim tüm zamanlar en sevdiğim filmler listesinde en üst sıralardadır. Onu festival ortamında izlemenin tadı bir başka olacak.
Neler varmış:
afm,
bağımsız sinema,
festival,
if istanbul 2011,
iksv,
independent movies,
istanbul film festival,
movies,
mybilet,
sinema
17.1.11
Golden Globe Awards 2011 - LIVE
Ödül gecelerine bayılırım! Saat farkı yüzünden sabahlara kadar uyanık kalsakta 2-3 saat çok eğlenceli geçer. Bu sefer canlı canlı kırmızı halı fotoğraflarını ve kazananları paylaşmak istiyorum. Aday listesini aşağı yazıyorum ve kazananları kırmızıyla belirteceğim. Bu post mütemadiyen kendini yenileyecektir. İyi seyirler :)
*Post saat 06:05 itibariyle son halini almıştır. Tam liste ve kazananlar aşağıa yazıyor. Aday tahminlerimde çok fazla yanılmadım ama Oscar'larda bazı kazananların daha farklı olacağını düşünüyorum. Şubat'ta göreceğiz artık. 2010 filmler açısından gerçekten güzel bir yıldı ve burdaki adaylıkların haricinde de izlenesi çok güzel filmler vardı. Ben en çok fena hayranı olduğum Christian Bale'in, Jim Parsons ve Trent Reznor'un ödüllerine sevindim. Tabii ki kırmızı halıların olmazsa olmazlarını da seçtim. Bunlar tamamen benim zevkimi yansıtan şeyler. Peki siz en çok kimleri beğendiniz?
FİLM KATEGORİLERİ
*Post saat 06:05 itibariyle son halini almıştır. Tam liste ve kazananlar aşağıa yazıyor. Aday tahminlerimde çok fazla yanılmadım ama Oscar'larda bazı kazananların daha farklı olacağını düşünüyorum. Şubat'ta göreceğiz artık. 2010 filmler açısından gerçekten güzel bir yıldı ve burdaki adaylıkların haricinde de izlenesi çok güzel filmler vardı. Ben en çok fena hayranı olduğum Christian Bale'in, Jim Parsons ve Trent Reznor'un ödüllerine sevindim. Tabii ki kırmızı halıların olmazsa olmazlarını da seçtim. Bunlar tamamen benim zevkimi yansıtan şeyler. Peki siz en çok kimleri beğendiniz?
İdare Eder
Şirin Çiftler
FİLM KATEGORİLERİ
DRAMA / EN İYİ DRAMA FİLMİ
"Black Swan"
"The Fighter"
"Inception"
"The King's Speech"
"The Social Network"
EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ FİLMİ
"Alice in Wonderland"
"Burlesque"
"The Kids Are All Right"
"Red"
"The Tourist"
EN İYİ YABANCI FİLM
"Biutiful," Mexico/Spain
"The Concert," France
"The Edge," Russia
"I Am Love," Italy
"In a Better World," Denmark
EN İYİ YÖNETMEN
Darren Aronofsky, "Black Swan"
David Fincher, "The Social Network"
Tom Hooper, "The King's Speech"
Christopher Nolan, "Inception"
David O. Russell, "The Fighter"
DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Jesse Eisenberg, "The Social Network"
Colin Firth, "The King's Speech"
James Franco, "127 Hours"
Ryan Gosling, "Blue Valentine"
Mark Wahlberg, "The Fighter"
DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Halle Berry, "Frankie and Alice"
Nicole Kidman, "Rabbit Hole"
Jennifer Lawrence, "Winter's Bone"
Natalie Portman, "Black Swan"
Michelle Williams, "Blue Valentine"
MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Johnny Depp, "Alice in Wonderland"
Johnny Depp, "The Tourist"
Paul Giamatti, "Barney's Version"
Jake Gyllenhaal, "Love and Other Drugs"
Kevin Spacey, "Casino Jack"
MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Annette Bening, "The Kids Are All Right"
Anne Hathaway, "Love and Other Drugs"
Angelina Jolie, "The Tourist"
Julianne Moore, "The Kids Are All Right"
Emma Stone, "Easy A"
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Christian Bale, "The Fighter"
Michael Douglas, "Wall Street: Money Never Sleeps"
Andrew Garfield, "The Social Network"
Jeremy Renner, "The Town"
Geoffrey Rush, "The King's Speech"
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Amy Adams, "The Fighter"
Helena Bonham Carter, "The King's Speech"
Mila Kunis, "Black Swan"
Melissa Leo, "The Fighter"
Jacki Weaver, "Animal Kingdom"
EN İYİ ANİMASYON FİLMİ
"Despicable Me"
"How to Train Your Dragon"
"The Illusionist"
"Tangled"
"Toy Story 3"
EN İYİ SENARYO
Danny Boyle and Simon Beaufoy, "127 Hours"
Lisa Cholodenko and Stuart Blumberg, "The Kids Are All Right"
Christopher Nolan, "Inception"
David Seidler, "The King's Speech"
Aaron Sorkin, "The Social Network"
EN İYİ FİLM MÜZİĞİ
Alexandre Desplat, "The King's Speech"
Danny Elfman, "Alice in Wonderland"
A.R. Rahman, "127 Hours"
Trent Reznor and Atticus Ross, "The Social Network"
Hans Zimmer, "Inception"
EN İYİ ŞARKI
"Bound to You" (music by Samuel Dixon, lyrics by Christina Aguilera and Sia Furler), "Burlesque"
"Coming Home" (music and lyrics by Bob DiPiero, Tom Douglas, Hillary Lindsey and Troy Verges), "Country Strong"
"I See the Light" (music by Alan Menken, lyrics by Glenn Slater), "Tangled"
"There's a Place for Us" (music and lyrics by Carrie Underwood, David Hodges and Hillary Lindsey), "The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader"
"You Haven't Seen the Last of Me" (music and lyrics by Diane Warren), "Burlesque"
TELEVİZYON KATEGORİLERİ
EN İYİ DRAMA DİZİSİ
"Boardwalk Empire"
"Dexter"
"The Good Wife"
"Mad Men"
"The Walking Dead"
DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Steve Buscemi, "Boardwalk Empire"
Bryan Cranston, "Breaking Bad"
Michael C. Hall, "Dexter"
Jon Hamm, "Mad Men"
Hugh Laurie, "House"
DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Julianna Marguiles, "The Good Wife"
Elisabeth Moss, "Mad Men"
Piper Perabo, "Covert Affairs"
Katey Sagal, "Sons of Anarchy"
Kyra Sedgwick, "The Closer"
EN İYİ MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DİZİSİ
"30 Rock"
"Big Bang Theory"
"The Big C"
"Glee"
"Modern Family"
"Nurse Jackie"
MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Alec Baldwin, "30 Rock"
Steve Carell, "The Office"
Thomas Jane, "Hung"
Matthew Morrison, "Glee"
Jim Parsons, "The Big Bang Theory"
MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Toni Collette, "The United States of Tara"
Edie Falco, "Nurse Jackie"
Tina Fey, "30 Rock"
Laura Linney, "The Big C"
Lea Michele, "Glee"
EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM
"Carlos"
"The Pacific"
"Pillars of the Earth"
"Temple Grandin"
"You Don't Know Jack"
EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Hayley Atwell, "Pillars of the Earth"
Claire Danes, "Temple Grandin"
Judi Dench, "Return to Cranford"
Romola Garai, "Emma"
Jennifer Love Hewitt, "The Client List"
EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Idris Elba, "Luther"
Ian McShane, "Pillars of the Earth"
Al Pacino, "You Don't Know Jack"
Dennis Quaid, "The Special Relationship"
Edgar Ramirez, "Carlos"
DİZİ, MİNİ DİZİ YA DA TV YAPIMI FİLMLERDE EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Hope Davis, "The Special Relationship"
Jane Lynch, "Glee"
Kelly Macdonald, "Boardwalk Empire"
Julia Stiles, "Dexter"
Sofia Vergara, "Modern Family"
DİZİ, MİNİ DİZİ YA DA TV YAPIMI FİLMLERDE EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Scott Caan, "Hawaii Five-O"
Chris Colfer, "Glee"
Chris Noth, "The Good Wife"
Eric Stonestreet, "Modern Family"
David Strathairn, "Temple Grandin"
22.12.10
All Good Things
Neler varmış:
drama,
kirsten dunst,
movies,
ryan gosling,
sinema,
thriller
21.4.10
Yeni Sinema Günleri
Dün Emek'le ilgili haberi paylaştıktan sonra gazetede okuduğum küçücük bir habere de yer vermek istedim.
Bir grup sinemacının bir araya geldiği "Yeni Sinema Hareketi" Türk filmlerinin hak ettiği ilgiyi görmesi, seyirciyle buluşması ve daha çok izlenebilmesi için kurulmuş. İlk projeleri "Yeni Sinema Günleri" kısa süre önce seyircisi olmadığı gerekçesiyle kapanan Ortaköy Feriye Sineması'nda yapılacak.
23 Nisan-9 Mayıs arasında yapılacak sinema günlerinin biletlerine Feriye Sineması gişesinden ulaşılabilir.
İzleyiciler olarak bizimde buna karşı duyarlı olmamız ve gereken ilgiyi göstermemiz gerekir diye düşünüyorum. Vizyonda kaçırdığınız bir sürü başarılı Türk filmini izlemek için güzel bir fırsat.
Sinema günlerinin programı için şu adrese göz atabilirsiniz:
http://www.yenisinemahareketi.com/
Feriye'de sinema öncesi Ortaköy'de kahve keyfi, sonrasında güzel filmler izlemek gibisi olabilir mi? :) Haydi herkes Feriye'ye!
Facebook sayfasından da takip edebilirsiniz kendilerini : Yeni Sinema Hareketi
Neler varmış:
citylife,
feriye sineması,
movies,
sinema,
Türk Filmleri,
yeni sinema hareketi
20.4.10
Emek Sineması Yıkılmasın!
Bu sene İstanbul Film Festivali'nin kuşkusuz en büyük eksiklerinden biri Emek Sineması'nn olmamasıydı.
O daracık sokakta bekleşmeler, bilet için kuyruklara girmeler de yoktu orda.
Biraz eskimişti belki ama hafif bir makyajla çok da güzel görünebilirdi. Oysa birileri diyor ki "Aman canım ne gerek var bunlara? Eskimiş hadi atalım! Oraya kocaman bir alışveriş merkezi çok şık durur."
Ya nasıl da güzel olur ama Beyoğlu'nun ortasında diğerlerinden bir kopya. Zaten her yerde fazlasıyla varken çok mu gerekliydi oraya da bir klon yapıştırmak?
Lizard Queen'in blogundaki linki görünce bende paylaşmak istedim.
Eğer eskimiş bazı şeylerin sizin için hala değeri varsa, bir imzanızı atın-eksik kalmayın.
O daracık sokakta bekleşmeler, bilet için kuyruklara girmeler de yoktu orda.
Biraz eskimişti belki ama hafif bir makyajla çok da güzel görünebilirdi. Oysa birileri diyor ki "Aman canım ne gerek var bunlara? Eskimiş hadi atalım! Oraya kocaman bir alışveriş merkezi çok şık durur."
Ya nasıl da güzel olur ama Beyoğlu'nun ortasında diğerlerinden bir kopya. Zaten her yerde fazlasıyla varken çok mu gerekliydi oraya da bir klon yapıştırmak?
Lizard Queen'in blogundaki linki görünce bende paylaşmak istedim.
Eğer eskimiş bazı şeylerin sizin için hala değeri varsa, bir imzanızı atın-eksik kalmayın.
foto: via flickr by roloff
Neler varmış:
emek sineması,
movies,
sinema
8.4.10
Günün Festival Filmi
Müzikle sinemanın birleşimi beni her zaman büyüler. Bazen bir filmden çıkar ve hemen orada çalan şarkıları aramaya başlarsınız, filmde o derece etkisi olmuştur. Bazı filmler ise müziği konu edinir kendine. Hele o filmde çağımızın 3 farklı jenerasyonundan 3 iyi gitarist varsa o film bence tadından yenmez.
İstanbul Film Festivali kapsamında bu kez gittiğim film "It Might Get Loud(Gürültü Ustaları)".
Daha önceki postumda "Kuzey Işıkları Altında White Stripes"a gittiğimi anlatmıştım, onun verdiği zevkle bu filme de büyük bir heyecanla gittim, elektro gitar çalan kuzenimi de yanıma alarak tabii.
Jack White bir kereste parçasının üstünde en ilkel şekilde yapılabilecek gitarı yapıp slide çalıyor ve filmimiz harika bir başlangıç yapıyor.
Devamında Jimmy Page, The Edge ve Jack White bir araya gelerek gitar tecrübelerini paylaşıyorlar.
Jimmy Page için ne söylesek az. Rock'n'roll tarihini değiştiren şahane gitarist, söz yazarı ve besteci.
Lisede resim okuması, hep sanatla iç içe olması, mütevazi tavırları çok hoşuma gitti. Onun yaptıklarını bilmeden, hiç fikriniz olmadan o filme gitseniz bile ona saygı duyacağınızdan eminim.
Jimmy Page'den sonraki jenerasyonun filmdeki temsilcisi U2'dan The Edge'di. Açıkçası U2'yu pek sevdiğimi söyleyemem, filmi izledikten sonra da duyglarımda değişen birşey olmadı. The Edge'in olayı riff'ler ve efektler. Teknolojiden yararlanmayı sevdiğini o da söylüyor. Filmi izlerken Edge'in yerine Kirk Hammett ya da Tom Morello olsaydı diye düşündüm. Çıktığımızda aynı şeyi kuzenimde söyledi: "Edge'in olması çok gereksiz olmuş".
Bu iki büyük ve daha tecrübeli isime rağmen bence filmde Jack White eskiye olan saygısı, blues sevgisi ve duruşuyla daha ön plana çıkıyor. Müziğini yaparken zorlukları, uğraşmayı seviyor. Hala eski gitarlarını kullanıyor. Ruhunu gitarının tellerinin arasına sıkıştırıyor ve bizi White Stripes'la, The Raconteurs'la ve The Dead Weather'la mest etmeyi başarıyor.
60'lar, Led Zeppelin, rock gibi kavramlar metabolizmanızda bir etki yaratıyorsa, gidin ve bu filmi izleyin!
Neler varmış:
gitar,
iksv,
jack white,
jimmy page,
movies,
sinema
5.4.10
Günün festival filmi
Dün Whip It'le festival açılışını yaptım. Drew Barrymore'a bayılan biri olarak ilk yönetmenlik deneyimini kaçırmak istemezdim. Gerçekten komik ve eğlenceli bir film çıkarmış ortaya, ki benim açımdan ondan beklenen birşeydi. Bu saatten sonra Whip It'e bilet bulmanız pek olası değil ama ne yapın edin bu filmi izleyin.
Günün festival filmi ise "Kuzey Işıkları Altında White Stripes". Tabiii ki onların hayranıyım. Ölmeden önce canlı performanslarını izlemek istediğim gruplar arasındalar.
Küçük yerlerde verdikleri sürpriz konserler ve hayatlarıyla ilgili ipuçlarını içeren görüntülerle dolu bir filmmiş.
Bugün izleyip göreceğim :)
Günün festival filmi ise "Kuzey Işıkları Altında White Stripes". Tabiii ki onların hayranıyım. Ölmeden önce canlı performanslarını izlemek istediğim gruplar arasındalar.
Küçük yerlerde verdikleri sürpriz konserler ve hayatlarıyla ilgili ipuçlarını içeren görüntülerle dolu bir filmmiş.
Bugün izleyip göreceğim :)
13.12.09
Popülerliğine rağmen onu sevmek.
Sanırım ilk Harry Potter kitabını okuduğumda 12 yaşındaydım. 4. kitaptan sonrasını sadece seriye başladığım için okudum ama şu an hatırlıyorum desem yalan olur. 3. kitapta Cedric Diggory'yle tanışmış ve Harry Potter and the Order of the Phoenix'te onu kaybetmiştik. Karakteri o kadar sevmiştim ki, ölümüne neredeyse ağlayacaktım(yaş 15 falan sanırım, normal yani). Filmde kafamda yarattığım Cedric'e çok yakın birini bulmuştum ve ismini bi yere not almıştım, onu kaybetmemeliydim.
Daha sonra "How to be" ve "Little ashes" geldi ama internette bile bulmak zordu o filmleri. İyi ki Twilight furyasından önce gelmişti o filmler çünkü gerçek performansı ordaydı, soğuk ve ölü Edward'da değil.
Derken Twilight sayesinde her yer "Edward bite me" diye çığıran kızlarla doldu. Paparazziler sürekli onun peşindeydi. Film çekimlerini kızlar basıyordu ve adamın ne zaman nefes alabildiğini merak etmeye başlamıştım. Sanırım Twilight furyası sürdükçe bu böyle devam edecek.
Sadece Twilight'taki sadık, korumacı, aşık Edward karakterine hasta olan kızlar diğer iki filmi sevmemişlerdir belki. Nasıl olsa ikiside düşük bütçeli bağımsız filmler ve Rob'un canlandırdığı sıradışı karakterler var ortada. (Laf aramızda evet tipi şu anki kadar çekici değil.)
Etrafında bir sürü deli olan(hatta terapisti bile normal değil) Arthur bir tür bunalım ve boşlukta hissediyor kendini. Zaten öyle anne babaya göre onunda normal olması beklenemezdi. Mimikleri, o harika Brit aksanıyla beni benden alıyor. Bu filmi izlemişseniz eğer, mutlaka onu bir komedi filminde görmek istemişsinizdir. En azından ben cidden ilerde bir sürü komedi filminde onu görmek istiyorum.
Dali'nin hayatının anlatıldığı "Little Ashes"da ise Javier Beltran'la süper bir ikili olmuşlar ve gençlikten ileriki yaşlara kadar olan bölümleri tek kelimeyle harika oynamışlar. Film bütün olarak zaten çok güzel. Müzikler, İspanyol aksanlı İngilizce, zamanın kıyafetleri, Dali'nin sayko tavırları, Federica Garcia Lorca'nın şiirleri... Hepsi o kadar güzel ki.
Yeniden böyle düşük bütçeli bir filmde oynamasını bayağı bekleriz herhalde. En azından bir 10 yıl Hollywood suyunu çıkarır ama umarım Remember Me'den sonra onu biraz daha farklı rollerde görebiliriz.
Ayrıca, adamın bu kadar ünlü olmasına rağmen röportajlarındaki utangaç tavırları, sanki o ortama rastgele düşmüş gibi şaşkın halleri cidden çok samimi geliyor.
Demem o ki, popüler de olsa, bütün dünya peşinde de dolansa ilerde çok daha farklı bir yerde olacağını hissediyorum. Takipteyim.
Neler varmış:
entertainment,
how to be,
little ashes,
movies,
robert pattinson,
sinema
30.9.09
Filmekimi başlıyor!
17-25 ekim arasında sürecek, g-mall ve emek'te gösterilicek festival filmleri arasından 6 tanesine zamanım olursa gitmek istiyorum.
Steven Soderbergh bu festivalde 3 filmle karşımıza çıkıyor, The Informant, Che Part One: The Argentine ve Che Part Two: Guerilla. Bu üç filmde gerçekten festivalin önemli yapımlarından bence. Informant'ta Matt Damon'ın başrolde olması ve George Clooney'nin yürütücü yapımcı olarak yer alması bu filmin popüleritesini arttırıyordur izleyicilerin gözünde.
Che'yi ise çok beğendiğim Benicio Del Toro canlandırmış ve yapımda da rolü Soderbergh'le paylaşmışlar, özellikle ilgi alanına girenlerin görmesi gerekiceği bir film olduğunu düşünüyorum :)
Merak ettiğim diğer filmler London River, Ne Te Retourne Pas, Five Minutes of Heaven, A Serious Man ve Polytechnique.
Unutmayın, biletler 3 ekim'de satışa çıkıyor, özellikle haftaiçi gidilicek filmler için elinizi çabuk tutmanız iyi olur :)
daha fazlası için buyrun: http://www.iksv.org/filmekimi_2009/index.asp
Steven Soderbergh bu festivalde 3 filmle karşımıza çıkıyor, The Informant, Che Part One: The Argentine ve Che Part Two: Guerilla. Bu üç filmde gerçekten festivalin önemli yapımlarından bence. Informant'ta Matt Damon'ın başrolde olması ve George Clooney'nin yürütücü yapımcı olarak yer alması bu filmin popüleritesini arttırıyordur izleyicilerin gözünde.
Che'yi ise çok beğendiğim Benicio Del Toro canlandırmış ve yapımda da rolü Soderbergh'le paylaşmışlar, özellikle ilgi alanına girenlerin görmesi gerekiceği bir film olduğunu düşünüyorum :)
Merak ettiğim diğer filmler London River, Ne Te Retourne Pas, Five Minutes of Heaven, A Serious Man ve Polytechnique.
Unutmayın, biletler 3 ekim'de satışa çıkıyor, özellikle haftaiçi gidilicek filmler için elinizi çabuk tutmanız iyi olur :)
daha fazlası için buyrun: http://www.iksv.org/filmekimi_2009/index.asp
Subscribe to:
Posts (Atom)


















_tcm312-110076.jpg)

















