Showing posts with label ortayakarışık. Show all posts
Showing posts with label ortayakarışık. Show all posts

25.1.12

25+


Bugün yeni yaşıma girerken, telefonumun şarjının daha günün yarısında bitmesine sebep olan, facebook, twitter gibi ortamlardan doğum günümü kutlayıp yüzüme gülücük konduran herkese çok teşekkürler!
Bu yaşa nasıl geldim (26) bilmiyorum ama olan oldu artık. Korkacak bir şey yokmuş gerçi, siz de güvenle 25 ve üstü yaşlara geçiş yapabilirsiniz!
Ailemdeki insanların sağlığı yerinde, kariyerimde de iyi şeyler olacak biliyorum, bir de aşk oldu mu tamdır. Bu seneki dileğim budur. 
Ayrıca son zamanlardaki yoğunluk yüzünden bloga zaman ayıramadığım halde yine de okuyan ve destek veren sizlere de çok teşekkürler! Yeni yaşımda daha fazla yazmak ve paylaşmak dileğiyle.


16.1.12

Arion Mag'den Haberler

Uyarıyorum, diğer blogumun reklamını yapacağım bir posttur :)

Twitter ve facebook'ta diğer blogumu paylaşmıştım ama buradan da yazmadan olmaz!
Kurstan iki arkadaşımla birlikte kurduğumuz Arion Mag'i, tumblr'dan blogger'a taşıyarak daha güvenli sulara girdik. Bu ara bitirme projemiz olan dergiyle uğraşırken onu da ihmal etmemeyi düşünüyoruz.
Henüz yeni olduğumuz için desteğinize ihtiyacımız var :)

Blog: www.arionmag.com
Facebook sayfası
Twitter sayfası

Yaklaşık iki hafta önce Akbank'ın başlattığı Oscar Modası yarışmasına üç kombinle katıldım. Kombinler bu sabah yayınlandı. Facebook'ta Akbank Oscar Modası app'inden kombinlere bakabilirsiniz. Eğer beğenirseniz benim yaptığım kombinlere oy verirseniz de sevinirim :) Her gün 3 kombine oy verme hakkınız var. Ayrıca çekilişe katılmak isterseniz, sizin de hediye kazanma şansınız yüksek!




30.12.11

Müzikle dolu, şahane yıllar!

Cumartesiden pazara geçiyoruz, 1'in yerine 2'yi koyuyoruz diye yapılan kutlamalara pek anlam veremem. Değişen günler ve rakamlar sadece ama güzel şeyler dilemekten de geri kalmam :)

Benim için hayatımdaki en zor yıldı. Umarım hepimiz için geçen seneleri aratmayacak güzellikte bir yeni yıl olur. Unutamayacağımız konserleri izleyebileceğimiz, enfes albümler dinleyeceğimiz, sevip sevileceğimiz, kariyerimizde istediğimiz sıçramaları yapacağımız - her şeyden önemlisi hastalıktan uzak ve çok mutlu bir yıl diliyorum hepinize!

Yılın son iş gününde, yeni yıl dileklerine en güzel son böyle tatlı bir videoyla olur ancak. Joseph Gordon-Levitt ve Zooey Deschanel'den geliyor: "What Are You Doing New Year's Eve?" (Orjinali Nancy Wilson'a ait)

13.11.11

Pazartesi Sendromu Mu?

İnsanlar neden pazar günlerini sıkıcı bulur anlamam. Pazartesi sendromum da olmadı hiç. Evde yapılacak o kadar çok şey varken "sıkıldım" kelimesini duymak biraz tuhaf gelir bana. IMDB'yi açıp izlemek istediğiniz ama izlemediğiniz filmlerin bir listesini çıkarın bakalım. Bir sürü film çıkacak ve upuzun bir liste olacaktır elinizde.

Modern zaman insanları kitap okumaya fırsat bulamadıklarını söylüyorlar. Bence bu da uydurulan yalanlardan biri. Günde kaç saatimizi bilgisayar başında geçirdiğimizi bir düşünsenize? O kadar saatin içinden 1 saati çıkarıp kitap okumaya ayırsak, unuttuğumuz diyarları yeniden keşfetmek gibi olacaktır belki.

Hadi bunları geçtim, internet diye bir şey varken, hatta bu anlattığım şeylerin hepsini tabletiniz ya da diz üstü bilgisayarınız ile yapabiliyorken "sıkıldım" demek çok acayip değil mi? Bilgisayarların hayatımıza bu kadar girmediği dönemlerde insanlar daha dolu yaşıyorlardı sanki. İnternet hayatımıza süper şeyler katmaya devam ediyor ama bir yandan da gerçek hobilerden uzaklaştırıyor. Bilgisayarın başına oturduğumuzda, su gibi geçen saatleri fark edebilen var mı?



Sakın bilgisayardan, internetten falan sıkıldığım aklınıza gelmesin, zaten bunları yazmama neden olan da The Cool Hunter'da gördüğüm paylaşımlar. Birincisi internet çöktüğünde yapılacakları gösteren bir çizim, diğeri ise Stuttgart'ta yeni açılan şehir kütüphanesi (Bir gün yolum Almanya tarafına düşerse, sırf bu kütüphaneyi görmek için Stuttgart'a gidebilirim - şahane değil mi?). Bazen internet yüzünden maruz kaldığımız bilgi kirliliğinden kaçmanın en güzel yeri kütüphaneler olabilir. En azından benim için böyle. Hatta şu an İstanbul Moda Akademisi'nde "Moda Editörlüğü" programındaki derslerim sayesinde zamanımın büyük çoğunluğunu "Fashion Library"de geçiriyorum. Yeri gelmişken, modayla ilgileniyorsanız ve pahalı kitapları alamıyorsanız mutlaka İMA'nın kütüphanesine uğramalısınız. Demem o ki, evde otururken "sıkıldım" demek yerine, harekete geçin ve kendiniz için güzel bir şeyler yapın. Sendrom falan kalmaz, emin olun.

Fotoğraflar: The Cool Hunter

3.7.11

Where Am I?

In last two weeks, I got e-mails like "Love your blog but why your posts become one in a week?". Thanks for mails, cause it makes me feel I'm good at what I'm doing. I don't like to write about my personal life, but have to say it and then you can understand me :) 
Maybe you don't know about my mom. She had operation and just off from hospital. Also my dearest friends came from Chicago and they're my priority now. It's summer and we're enjoying Istanbul. Maybe I must not excuse about it but I really don't have time. I'll be back soon, thanks for your understanding. Hope you all have a great summer!

İki hafta içerisinde "Blogun çok iyi ama neden böyle aralıklarla yazıyorsun?" tarzı birkaç tane mail aldım. Mailler için teşekkürler! Çünkü onlar bana iyi yolda olduğumu hissettiriyor.
Ayrıca bilmeyeniniz varsa, bir süredir annem şu nedenden dolayı rahatsız. Yeni taburcu oldu ve yurt dışından çok sevdiğim arkadaşlarım geldi ve onlarla iyi zaman geçirmek şu anki önceliğim. Malum yaz ve geziyoruz. Bunu bahane etmemem lazım ama hal böyle olunca gerçekten zaman kalmıyor. Kişisel meselelerden blogda bahsetmek hoşuma gitmiyor ama beni anlamanız için bunları yazmam gerekiyordu. Yakın zamanda bloga iyi bir dönüş yapmayı umuyorum. Hatta bundan sonraki ilk postum "Efes Pilsen One Love 10" olacak :)
Umarım hepiniz güzel bir yaz geçiriyorsunuz ve geçirmeye devam edersiniz!

7.6.11

MAG Dergi Haziran Sayısı

My blog featured in MAG magazine for June issue, in Bengü Arslan's column "Trend Report". Thanks so much to Bengü Arslan and MAG magazine!


MAG Dergi yazarlarından Bengü Arslan, dergide hazırladığı Trend Raporu köşesinde blogumu "Ayın Blogu" olarak seçmiş. Kendisine ve MAG Dergi'ye çok teşekkür ediyorum. Blogum basılı bir dergide ilk kez yer alıyor. Bir basım hatası olmuş, "alternatif"ten sonra gelen "müzik" unutulmuş, siz söylemeden ben yazayım dedim :)



30.5.11

Interpol Biletini Kazanan Belli Oldu!

Hepinize geçmiş olsun dilekleriniz ve katılımınız için teşekkür ederim!
Annem iyileşme yolunda baya büyük bir adım attı, o yüzden çok mutluyum :) Blogda hediyelerin devamı da gelecek, takipte kalın!

Biletin kazananı 3. yorumu bırakan "signoria" oldu. Umarım kendi blogunda konser izlenimlerini de bizimle paylaşır. Gidecek olan bütün Interpol hayranlarına iyi eğlenceler diliyorum. Keyfini çıkarın!

22.5.11

Praying for mom!

My mom had an operation 5 days ago. After that she had fat emboli and staying in intensive care since that day. Fat emboli makes shortness of breath, now she can breathe through her oxygen tubes. We don't know when she will be okay. My mind&heart is with her. I can't think, can't sleep, can't feel okay until she come back home, just praying. All I do is that. Actually this is not "home" without her.


Please come back to us momma.




Annem 18 Mayis'ta bir ameliyat gecirdi ve hic beklemedigimiz birsey oldu. Annemde emboli goruldu. Yani kana yag karismis ve akcigere giden bir damarda olusmus bu olay. Bu da onun zor nefes almasina yol acmis, su an uyutuluyor ve makineye bagli olarak nefes aliyor. Ne zamab iyilesecegini bilemiyoruz. Hic birsey dusunemiyorum. O olmadan burasi ev degil sanki. Dua etmekten baska yapacak hic birsey kalmiyor.


Lutfen bize dön annem.



10.5.11

Noodles seven?

Ben noodles'ın her türlüsüne bayılırım ama iki dakikada yapılan hazır noodles'ın tadını hiçbir şeye değişmem. Aslında benimkisi çocukluktan kalma bir alışkanlık. Babamın işi nedeniyle Suudi Arabistan'da yaşadığımız dönemlerde birçok farklı tatla tanıştım. Ailem yeni tatlara karşı çok meraklı olduğundan dolayı orada yaşayan çok farklı milletlerden insanların yaptığı yemekleri tatma şansımız olmuştu. Annem markette gördüğü yeni ve farklı şeyleri denemeye bayılırdı. Onun sayesinde 8 yaşındayken en sevdiğim yemeklerden biri noodles olmuştu. 

Geçenlerde Carrefour'a gittiğimde Indo Mie markasının satıldığını görünce acayip mutlu oldum. Dünya mutfakları bölümünde bulunan Indo Mie'nin paketi 75 kuruştan satılıyor. Bir paket noodles çok az oluyor, çünkü noodles makarna gibi şişen birşey değil. 2 paketi ancak 1 kişilik oluyor. Baharat tadını kaybetmemesi için makarna gibi bol suda değil çok az suda pişirmelisiniz. Önce az miktarda suyu kaynatın, ardından paketi açtığınızda noodles haricinde yağ ve baharat paketini göreceksiniz. Hepsini birden pişireceğiniz tencereye ekleyin. 2-3 dakikada suyunu çekip hazır olacaktır. Indo Mie'yi Türkiye pazarına getiren firmaya teşekkürlerimi sunuyorum ama pakette yer alan bir çeviri hatasına inanılmaz güldüm. Fotoğrafı görünce bakalım siz de aynı şeyi farkedecek misiniz? :)





5.5.11

Internetimden Uzak Dur!





Yaklaşık 2 haftadır gündemde olan BTK'nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu) internetin güvenli kullanımı için oluşturduğu düzenlemelerden eminim çoğunuzn haberi vardır. BTK 22 Şubat'ta bir taslak hazırladı ve bu taslağı 4 Mart'ta kendi sitesinden yayınladı, bu karar onaylanarak 22 Ağustos'ta yürürlüğe girilmesine onay verildi.


Buna göre aile, çocuk ve standart paket olarak internet kullanıcıları sınıflandırılacak ve bir filtreleme sistemi uygulanacak. Böylece devlet bizim yerimize hangi sitelere girip giremeyeceğimize karar vermiş olacak. Bizi bilgi alma özgürlüğümüzden ve temel haklarımızdan mahrum bırakacak. 


Diğer yanda, telekomünikasyon başkanlığının hosting firmalarına gönderdiği yasaklı isimler listesi var ki, resmen akıllara zarar. Bu listede yer alan isimler domain ismi içinde yer alamayacak, ya da tek başına domain ismi olarak kullanılamayacak ve var olanlar erişime engellecek. Listenin tamamını buradan görebilirsiniz. Çoğunluğu cinsellikle alakalı olan kelimelerin arasında öyle şeyler var ki, insanı şaşkına çeviriyor. Mesela "nefes" kelimesi yüzünden Nefes filminin web sitesi nefesfilm.com bu yasa yürürlüğe girdiği an erişime engellenecek. "Beat" kelimesi yüzündenden Avustralyalı online müzik dergisi beat.com.au'yu açamayacağız. Ya da çok sevdiğim müzik grubu The xx'in sitesinde doğal olaral "xx" harfleri yer aldığı için erişemeyeceğiz. Bunun gibi birçok masum örnek var. Bu yasakların bir başka boyutu da birçok Türk firmasının para kazanmasını engelleyecek olması. Çünkü yasaklanan isimler yüzünden neredeyse 90 bine yakın siteye erişim olamayacak ve bunun içinde online alışveriş sitelerinden, kitap sitelerine kadar birçok site zarar görecek. 


BTK'nın bu filtreleme sistemini yaparken sosyolojik ve pedagojik konularda bir araştırma yapıp yapmadığını çok merak ediyorum. Ki, yaptıklarını sanmıyorum. Çünkü bugün Prof. Dr. Mutlu Binark'ı dinlediğimde BTK'nın bu filtreleme sistemi yüzünden şeffaflık ilkesine uymadığını ve bu konunun iletişimci akademsiyenlerle görüşülmesi gerektiğini söyledi. Devletin bizim yerimize hangi sitelere ulaşıp ulaşamayacağını belirlemesi bence bizi insan yerine koymadıklarını gösteriyor. Bizim bilincimiz yokmuş gibi davranıyorlar. 


Ebeveynler eğer çocuklarıyla ilgili olurlarsa onları zaten zararlı içeriklerden korurlar ve ne yapıp ettiklerini bilirler. Kaldı ki, bunlar için birçok software bulunmakta ve evinde çocuğu olanlar için filtreleme sistemleri bilgisayara kurulabilmektektedir. Bu filtreleme sistemi yasak olanı cazip kılar ve bazı konularda sapkınlığı daha fazla arttırır. 


Bu yasaya karşı geçen günlerde 3 farklı tarih ortaya atılarak Taksim meydanında yürüyüş yapılması planlandı. Ki bence bunu 3'e bölmek çok gereksiz olacak ve işe yaramayacaktı. Facebook'ta bunlar için sayfalar açılmış ve 200.000lere yaklaşan bir sayıya ulaşmıştı. Az önce aradığımda bu sayfaları bulamadım, bir şekilde iptal edilmiş ve kaldırılmış fakat protesto için yeni bir tarihin ortaya atılacağından ve büyük bir eylem yapılacağından hiç süphem yok.  Konuyu twitter'da #22agustos hash tag'inden takip edebilir ve şuraya bir imza atabilirsiniz. Şu an için kesinleşen bir yürüyüş tarihi olmamakla birlikte bununla ilgili birşey olursa, mutlaka güncelleme yapacağım. Sizde doğal haklarınızın elinizden alınmasını istemiyorsanız, mutlaka bu yürüyüşlerde yer alın, yazın ve mutlaka sesinizi duyurun.


Son dakika editi: 15 Mayis Pazar gunu saat 14:00 Taksim Meydani'nda bulusuyoruz ve "Internetime Dokunma" diyoruz.

29.4.11

Octopus Mind Blog Facebook'ta!

Bir ara Facebook sayfamı açmış ama ona gereken ilgi ve alakayı gösterememiştim. Artık düzenli olarak güncelleyeceğimden emin olabilirsiniz! Yeniliklerden haberdar olmak ve blogumu facebook üzerinden takip etmek isterseniz sizi şuraya alacağım. 


Görüşmek üzere!

2.3.11

Blogspot Banned in Turkey!



Blogspot banned in Turkey because of some blogs illegally broadcasting Turkey Super League's matches which is owned by Digiturk. Digiturk applied law to ban that blogs but unfortunately there is no strict internet rules in our law system so they just cut off the blogspot in Turkey(I changed my DNS but this is temporary I think). Before law, Digiturk wanted to contact Google but it seems they didn't do anything.. 
I don't want anyone to touch my blog. I don't want them to touch my life. I hate the word "censor". We'll try to go on to keep our rights. Please do little favor for us and go this facebook page and like it, if you want to write about it just shout out! Also we are using #blogumadokunma hash tag in our tweets, it's time to take a stand against censorship!


Öncelikle konuyu bilmeyenler için bir özet geçeyim. Digiturk, yasal olmayan yollardan Lig TV yayını yapan bloglara karşı haklarını korumak için bir dava açtı. Ancak bildiğiniz gibi ülkemizde henüz internet şuçlarıyla ilgili kanunlar olmadığı için 5846'ıncı maddenin esnekliğinden yararlandılar ve bu şekilde Blogspot'a erişim engellendi. Yasakla ilgili ayrıntıları okumak için aşağıdaki linklere tıklamanız yeterli diyor ve devam ediyorum.
Bloguma dokunma çünkü ben yazmayı, paylaşmayı, keşfetmeyi seven bir bireyim. Sen benim bloguma dokununca benim hayatıma dokunmuş oluyorsun ve bunu yapmaya kesinlikle hakkın yok.
Bu olay sadece blog değil, daha önceleri Youtube, Fizy, Vimeo gibi birçok siteye erişim durduruldu ve sansür her alanda devam ediyor.
Yasaklamalar bizleri sadece daha geriye götürür, bir faydası olmayacağı kesin. Bırakın herkes istediğini özgürce yazsın, okusun, dinlesin, paylaşsın. Bu doğal haklarımızı elimizden almayın.
Hayatın her alanında her gün farklı yasaklarla karşılaştığımız şu günlerde bari burda özgürlüğümüzü elimizden almayın.
Yapılan bu sansürler insanların beyinlerine uygulanıyor. Yasakları normalleştirmeye ve onlarla yaşamaya alışmaya başlıyoruz işte o an asıl tehlike doğuyor. Yasaklara alışan bir toplum sesini çıkarmamaya ve olan bitenleri düşünmeden, tartışmadan kabul etmeye, boyun eğmeye başlar. Umarım hiç bir zaman o duruma gelmeyiz ve yanlışları düzeltmek için elimizden gelen her şeyi yapar ve haklarımızı geri alırız.
Blog yazarı ve okuyucusu olmanız gerekmiyor, gelin sizde bizim yanımızda, özgürlüğün peşinde olun.

24.2.11

Belediyecilik bunu mu gerektirir?

Aslında bu soruyu gerçekten bilmediğim için soruyorum. Dün bir iş için yolum Bahçelievler'e düştü. Dönerken 5 dakikalık bir mesafeyi yürümem gerekiyordu. Tabii yürüyebilirsem... Zira, İzzettin Çalışlar Caddesi'nin büyük bir bölümünde yol bakımı yapılıyordu. Bütün mekanların önü ve kaldırımlar kaldırılmıştı. Bölüm bölüm değil tamamen upuzun bir yolda kaldırım yoktu. O sırada nasıl yürüyeceğimi düşünürken fotoğraf çekmek aklıma gelmedi ama metrobüse giden sokağa girdiğimde de aynı görüntüyle karşılaşınca hemen orayı fotoğraflamam gerek diye düşündüm (Bu arada kalitesiz cep telefonu fotoğrafları için kusura bakmayın, makinemin pilini almamışım!). Ben o hiç sevmediğim ama yağmurlu günde giyerim diye aldığım balıkçı tarzı çizmelerimi giymiştim. Fakat o yoldan geçmek zorunda olan çocuklar, yaşlılar, işe giden insanlar var. Tekrar altını çizmem gerek, bu fotoğrafları çektiğim sokak, metrobüse çıkan sokak.
Bilmiyorum aranızda inşaattan anlayan birileri var mı ama bu nasıl bir görüntüdür? Bu iş başka türlü yapılamaz mı?










25.1.11

Personal | 25th B-Day!

25th of January and it's my 25th birthday. When I was seventeen, 25 seems like 30's... Actually I feel great now. Still look younger than my age, thanks to my genes!
Also it's not just about appearance, 25 is the age that you feel stronger than ever. I think more before act but at the same time I want to have fun in life. Thinking about future but also enjoy like future is not coming. Reading, writing and listening more... Because life is beautiful when you're learning more. They say ignorance is bliss but I found happiness in knowledge.
I love my life and people around me, happy to born 25 years ago :)

Ocak'ın 25'i ve bugün 25. yaş günüm. 17 yaşındayken 25 bana 30'lu yaşlar gibi görünürdü ama şu an gayet iyi hissediyorum. Genlerime çok şey borçluyum, hala yaşımdan küçük gösteriyorum.

Aslında görünüş falan bir kenara, hayata karşı insanın duruşunun daha sağlamlaştığı bir yaş dilimine girdim. Adımlarımı atarken daha çok düşünüyorum ama aynı zamanda hayatın tadını da kaçırmıyorum. Hem geleceği düşünüp, hemde "gelecek" gelmeyecek gibi o anın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Daha çok okuyorum, yazıyorum, dinliyorum... Çünkü hayat öğrendikçe çok daha güzel ve yaşanabilir bir hale geliyor. Cehalet mutluluktur demişler ama ben mutluluğu bilgide buluyorum.
Hayatı ve çevremdeki insanları çok seviyorum, iyi ki bu dünyaya gelmişim :)

14.1.11

Alkol Yasağı

18 yaşına gelince hangi haklara sahip oluyoruz önce onları bir düşünelim. Ehliyet alıp trafiğe çıkabiliyoruz, evlenebiliyoruz, oy kullanabiliyoruz, kimliğimiz bizim ayrılmaz bir parçamız oluyor yani kısacası devlet önünde bağımsız bir birey sayılıyoruz. 18 yaşına gelince bizim reşit olduğumuzu, aklımızın her şeye erdiğini ve istediğimizi yapabileceğimizi söylüyorlar yani. Gerçekte öyle mi? Hayır, aslında değişen pek birşey olmuyor. Hala kendini birilerine kanıtlama çabasında ve kişiliğini oturtmaya çalıştığın bir sürecin içine giriyorsun.

Şimdi, devlet bizim 18 yaşına gelince reşit olduğumuzu ve o haklara sahip olduğumuzu düşünüyor ama alkol için biraz daha büyümeniz gerek diyor. Sağlıklı yaşam ve gençleri koruyalım adı altında bir takım değişiklikler yapılıyor. Bize sorulmadan, kendi kafalarına göre... Bizim yapmadığımızı sizde yapmayın mantığı. Ben olayın içki boyutunda değilim. Bu olay yasakçı zihniyetin ne kadar ileri gidebileceğinin göstergesidir, ben işin boyutuna bakıyorum. Bugün bunu yasaklayan, yarın çok başka yasaklar getirir - ki getiriyorda. Bilmem farkında mısınız ama basın özgürlüğü bu ülkede gittikçe kısıtlanıyor. Her cümleye bir dava açılıyor. Karikatürlere bile tahammül edemeyen, twitter'a üye olur olmaz insanları tehdit eden ve kimse bana dokunamaz diyen siyasetçiler var bu ülkede. Artık konuşurken bile söylediklerimize dikkat etmek zorunda kalacağız belki de. Aman bir dava da bize açmasınlar, başımız ağırmasın.

Efes Pilsen gibi köklü bir kulübün adı değiştirilmeye zorlanıyor. Kültür-sanat etkinliklerine alkollü içki markaları sponsor olamaz deniyor. Bunu bir düşünsenize. Sponsorların olmaması demek, Efes Pilsen One Love, Miller Freshtival, Istanbul Caz Festivali'nin olmaması - ya da olduğu takdirde oralarda içki satışının yapılmaması demek. Bir düşünsenize İstanbul'daki kültür-sanat etkinliklerine sponsor olan firmaları. Neredeyse bütün etkinliklerde en başı alkollü içki firmaları çeker. Onların sponsorluğu olmadan şehir hayatı nasıl çekilir ki? Nereye gideriz bir düşünün.

Bunun birde turizm ayağı var. Düşünsenize ülkemize turist olarak gelen insanların tatil beldelerinde istedikleri yerde alkol kullanamadıklarını. Bunu onlara nasıl açıklarsınız? Zaten New York Times bile bu yasağı haber yapmış, artık Türkiye'nin yasakçı imajı nasıl bir beklenti oluşturur oralarda bilemiyorum.

Ben türban yasağına da karşıyım, içki yasağına da. Yasaklar sadece daha çok baskıyı ve o baskının sonucunda gelen sapkınlığı arttırır. Özgürlüklerin olduğu bir ülkede ise mutluluk ve refah vardır. Umarım önümüzdeki seçimlerde halk aklını başına toplar ve gerekeni yapar. Bu demokratlaşma adı altında yapılan muhafazakarlaştırmayı kimse yemez.

26.12.10

My dream Santa carries lots of cool stuff.


I hope you all had great time in Christmas. Generally we don't celebrate Christmas in Turkey but Santa reminds new year to us. So I drew my dream Santa(he is young, fit and carries some cool stuff) and attached little part of what I want in new year. Who knows, maybe next year I'll have some of these :)
Noel'i kutlayanlar umarım çok güzel vakit geçirmişlerdir. Genel olarak Noel'i kutlamıyor olabiliriz ama Noel Baba bizde de yılbaşını anımsatan bir figür haline geldi. Bende hayalimdeki Noel Baba'yı çizdim(genç, fit - şahane hediyeler taşıyor) ve bana getirmesini istediklerimi de(az bir kısmını :p) şöyle bi iliştireyim dedim. Kim bilir, belki yeni yıl bazılarını bana getirir :)


I want this Zara jacket and lovely hat at first but actually more than that I want to have a great job in new year. And more and more travelling :) ! Love? Money?... What's your wish for the new year?
Şu Zara ceketi ve nerden olduğunu bilmediğim şu şapkayı çok istiyorum ama yeni yıldan en çok istediğim şey iyi bir iş! ha unutmadan çok daha fazla seyahat istiyorum :) Aşk ya da para? Sizin yeni yıl dileğiniz ne?

23.12.10

Bu kadar alışveriş merkezi yetmez mi?

Çocukluğuma dair hatırladığım şeylerin başında Galleria Fame City'de geçirdiğim güzel zamanlar gelir. Çok küçüktüm, Galleria'nın tek alışveriş merkezi olduğu yıllardı. Oraya gitmek en büyük eğlencelerden biriydi. Anneme Galleria açılmadan önce nerelerden alışveriş yaptığını sordum. "Nişantaşı ve Osmanbey'den alışveriş yapar, çoğu zamanda aldığım Burda dergisinin yardımıyla size kıyafet dikerdim" dedi. O elbiseleri hatırlıyorum, kesinlike sahip olduğum en güzel kıyafetler onlardı.
Şimdi ise giysilerde seçeneğimiz sınırsız ve alışveriş merkezine gitmek eğlence dışında bir rutin oldu. Tabii ki çeşitlilik ve seçeneklerin çoğalması çok güzel ama artık bu kadarı fazla olmuyor mu? Şehrin her tarafı kocaman beton yığınlarıyla dolduruldu. Nefes alacak yerler gittikçe azalıyor. İstanbul'daki AVM sayısı 100'e yaklaşmış durumda ve hala yeni projeler yapılıyor. Bu kadar çok alışveriş merkezine karşın, haftasonları gittiğinizde hepsi tıklım tıklım oluyor. Bunu gören yatırımcılarda insanların buna ihtiyacı olduğunu düşünerek ve para kazanacaklarını bilerek yeni projeler üstünde yoğunlaşıyorlar. Ama para kazanmanın başka yolları, insanların zaman geçireceği başka yerlerde olmalı.
Lunaparkları saymıyorum, İstanbul'da bana iyi bir eğlence parkı söyleyebilir misiniz? Bence İstanbul Disneyland ayarında bir eğlence parkını hak ediyor. Hatta bu zamana kadar yapmamaları çok tuhaf.
Peki MAC, Sports International, Hillside gibi uçuk fiyatlı spor merkezlerinin haricinde uygun fiyata gidebileceğimiz spor kompleksleri? Belki belediye tesislerini söyleceksiniz ama onlarda gün, saat kısıtlaması var. Haftada 2 gün, 2 saat yüzeceksiniz diye 180 TL veriyorsunuz ki bu da belediye tesislerine ve saatine göre çok yüksek bir fiyat. Hani hep Avrupa ve Amerika önümüzde örnek ya, madem öyle AVM açılacağına daha çok spor kompleksi yapılsa. Merter-Ataköy arası İstanbul'un en yoğun nüfusunun olduğu yerlerden birinde doğru düzgün yüzecek bir havuz yok. Amerika'da AVM çılgınlığı var evet, neredeyse her semtte gidebileceğiniz kocaman alışveriş merkezleri mevcut ama ona karşılık her semtte 25 dolar gibi uygun bir ücretle aylık saat ve gün sınırlaması olmadan spor yapabileceğiniz yerlerde var. Ülkemizde bunlar hala lüks sayıldığı için belirttiğim spor merkezleri sadece üst tabakaya hitap ediyor.
Türkiye'de bunları gerçekleştirebilecek yatırımcılar yok mu? Gelir düzeyinin az olduğu, arsa fiyatlarının düşük olduğu yerleri AVM'lerle dolduracaklarına daha faydalı birşey yapıp bunlara kafayı yorsalar mesela?
Kişisel gelişim kursları, tiyatro-konser salonları olsa daha fazla... Bunlar arz talep meselesi olabilir ama toplumun şekillenmesi dış etkenlerede bağlıdır. İnsanlar çevrelerinde olanlara kayıtsız kalamazlar. Yerinde saymayan, ilerleyen bir toplum için onu kültürel ve sosyal açıdan doyurmak gerekir. Umarım bu çılgınlık bir yerde son bulur ve şehri yok etmeden önce dönüp ona bir bakma fırsatı bulurlar.

14.12.10

Incest legal in Sweden, Obtain guns at age 18 in Turkey.

Sweden government made incest LEGAL. Turkey wants to make obtain guns at age 18. For God's sake, what's happening to this world?
Since 1984 three incest incident happen in Sweden. Probably they think that would not be problem for the country so made it legal. I am not familiar to biological issue but I read previous cases happened before. There is fathers who raped his daughter, have children-phisically normal but can we imagine that they are psychologically normal?
If a person has sexual perversions he/she can have sexual relationship with brother or daughter. Psychologically healthy people that we called "normal" don't do things like that. OK I don't think because of this law has been approved whole Sweden will make sex in the family (eeew even write this thing is discusting) but I can't find reason to LEGAL this issue. Sweden is well-known as free country but this can't be barbaric like that. What the difference between human and animal?
I think Sweden's future plans are to build more hospitals for disabled people. Actually they're not thinking about future, I think.

In my country there's nonscense things are happening too. It's hard to understand that people on the government making lunatic decisions for us. In a year, average 4000 people killed by guns in Turkey. And what they did is make this more? Giving guns to 18 year olds which are still unmature and easily fooled... This is clearly encouragement to have a gun. I hope people will against to this law. We will see..

I feel so sorry for world but not losing my hope. It's in our hands to make this life beautiful and great place to live.

İsveç'te ensest ilişki yasallaşıyor, Türkiye'de silah edinme yaşını 18'e indirmek istiyor. Dünya nereye doğru gidiyor Allah aşkına?

İsveç'te 1984 yılından beri 3 ensest ilişki vakası görülmüş. Herhalde bunu yasallaştırmanın sorun olmayacağını düşünmüşler ki işleri güçleri yokken böyle bir şeyi kanun haline getirmişler. Biyolojik olarak açıklamasını yapacak kadar konuya hakim değilim ama daha önce yaşanan bazı olayları okumuştum. Kızına tecavüz eden babalar var mesela, çocukları yaşıyor... Hatta kocaman adam olmuşlar ve fiziksel olarak normal olabilirler ama ya psikolojik olarak onların dengeli insanlar olduğunu düşünebilir miyiz?
Bir insanın cinsel sapkınlıkları varsa abisiyle ya da kızıyla ilişkiye girmeyi düşünebilir. Normal diye adlandırdığımız psikolojik olarak sağlıklı insanların bunu düşüneceğini sanmıyorum.
Tamam bu yasa onaylandı diye bütün İsveç'in aile içi sekse başlayacağını düşünmüyorum ama serbest olması için bir neden bulamıyorum. O kadar barbarca bir durum ki, kendini özgür sanan bir ülkenin bu kadarda cahilleşmemesi gerek. İsveç'in gelecek planları arasında daha fazla engelli hastaneleri açmak olduğunu düşünüyorum.
Daha doğrusu bu ülkenin geleceğini pek düşünmediğini sanıyorum.

Gelelim bize... Ha zaten neyimiz doğru diyeceksiniz ama bazen devletin ve bizim vekilimiz olduğunu sanan insanların bizim adımıza verdiği saçma kararları anlamakta çok zorlanıyorum. Töre cinayetleri hala kapanmamış bir yarayken, namus uğruna birilerini öldürmeye çok meraklı insanlar varken beyni daha gelişmemiş, kolayca kandırılan ve doldurulan gençlerin eline yasal olarak silahları nasıl verirsiniz? Onu eline alınca erkekliğini kanıtlayacağını sanan insanlar yaşıyor hala ülkemizde. Bu yasayı çıkarmak silah edinmeyi teşvik etmek değilde nedir? Teşvik etmek diyorum çünkü böyle bir yasayı çıkarıp buna izin vermek başka birşey olamaz.
Dünyamız için üzülüyorum ama umudumu kaybetmiyorum. Yaşadığımız hayatı daha güzel hale getirmek bizim elimizde.

9.12.10

Yellow Bird Project

Yellow Bird Project is a story of two heroes called Casey and Matt. They thought about to save the world and combine music and creativity for that. Then connected to indie bands, with their helps they get a chance to save the world!
So how is working? Casey and Matt meets to bands and want them to design t-shirts for YBP. Bands choose one charity organization and when you buy your favorite band's t-shirt you help to that organizations at the same time.
Their mission is to people know about charity organizations-help them. Maybe you'll be volunteer for that organizations after you know them. Also they wanted to get the attention to indie bands.
Some of the super bands who designed t-shirt for YBP are: Wolfmother, The Magic Numbers, Little Boots, Grizzly Bear, The National, Bloc Party, Metric, Broken Social Scene...
So when you help to charity org. you'll have very cool t-shirts. And they sell Indie Rock Colouring Book that I want to have it now!
Isn't it sweet organization?
Come join them: Yellow Bird Project


Yellow Bird Project Casey ve Matt isimli iki kahramanın hikayesi. Dünyayı nasıl kurtarırız derken müzikle yaratıcılığı birleştirelim demişler. Indie gruplarda onların destekçisi olmuş ve onlar aracılığıyla hayır kurumlarına yardım etme şansını elde etmişler.
Yellow Bird Project'in işleyişi nasıl derseniz... Casey ve Matt gruplarla iletişime geçip onların YBP için t-shirt tasarlamalarını istiyorlar. Tasarladıkları ürünler içinde birer tane hayır kurumu seçiyorlar. Bu t-shirtleri aldığınız zaman sevdiğiniz grubun seçtiği bir vakıfa sizde yardım etmiş oluyorsunuz.
Amaçları bu gruplar sayesinde insanların vakıflara yardım etmesi ve onları tanıması. Hatta belki ilerde o vakıflar için gönüllü olmaları. Ayrıca indie gruplara hak ettikleri desteği vermek ve dinleyicilerin onları tanımalarını sağlamakta amaçlarından biri.
YBP için t-shirt tasarlayanlar arasında Wolfmother, The Magic Numbers, Little Boots, Grizzly Bear, The National, Bloc Party, Metric, Broken Social Scene gibi şahane gruplar var.
Bu t-shirtleri aldığınız zaman bir vakıfa yardım etmek gibi ulvi bir işe imza atarken aynı zamanda harika t-shirtlere sahip oluyorsunuz. Hatta bir Indie Rock Colouring Book var ki hemen almak istiyorum!
Bence çok tatlı bir kuruluş, ne dersiniz?
Hadi sizde onlara katılın: Yellow Bird Project


Designed by/Tasarlayan: Metric 
Charity/Vakıf: MusiCounts


Designed by/Tasarlayan: Wolfmother
Charity/Vakıf: The Teenage Cancer Trust


Designed by/Tasarlayan: Beach House
Charity/Vakıf: House of Ruth


Designed by/Tasarlayan: The Broken Social Scene
Charity/Vakıf: Lake Ontario Waterkeeper
Designed by/Tasarlayan: The National
Charity/Vakıf: Safe Space


Designed by/Tasarlayan: King Creosote
Charity/Vakıf: Greenpeace





YBP Scarf/YBP Atkı

1.6.10

Why don't you donate your clothes?






Bu haftasonu evde boya, temizlik vs. derken kullanmadığım baya bir eşyanın olduğunu farkettim. Zamanı gelir diye sakladığım kullanmadığım ve muhtemelen önümüzdeki 10 yıl içinde kullanmayacağım eşyalardan başka insanların faydalanması gerektiğini düşündüm. Bu işi her zaman anneme devrederim ve o halleder ama teyzemin bir rehabilitasyon merkezinde eğitmenlik yapmaya başlamasından beri bu iş için ona başvuruyoruz. Ordaki öğrencilerin çoğunun maddi durumu iyi değil. Belirli aralıklarla gelen yardımlarla o ailelere bağış yapılıyor, bende bu eşyalarımı onlara vermek üzere kutulara yerleştirdim. Eğer sizinde çevrenizde böyle yardım alan yerler, tanıdıklarınız ya da bildiğiniz güvenilir kurumlar varsa lütfen kullanmadığınız eşyalarınızı bağışlayın.


Açıkçası eskiden şimdi olduğum kadar bilinçli değildim ve bir şeyi almam için sevmem yeterdi. Şimdi alırken gerçekten işime yarayacak mı, ya da bu elbiseyi gerçekten giyebilecek miyim ve evde ona göre kombinleyeceğim bir şey var mı diye düşünüyorum. Çünkü dolabımda alıpta giymediğim, kombinleyemediğim bir sürü kıyafet vardı ve onlara benden daha çok ihtiyacı olan insanların bunlardan yararlanması gerekiyordu. Unutmayın hayatta hiçbir şey vazgeçilmez değildir, öyle anlar olur ki asla dediğiniz şeylerden bile vazgeçtiğinizi görürsünüz. Sonsuza kadar yaşayamayacağımıza göre eşyalarımızı istiflemenin manası yok, vererek hem kendinize yer açacak hemde bunu yaptığınız için kendinizi daha iyi hissedecek ve başka insanları mutlu edeceksiniz.
Biz nerede ne yiyelim, hangi kıyafetleri alalım derdindeyken bir ayakkabıya bile muhtaç olan çocuklar var, onları düşünen ve yardım eden bizler olabiliriz. Hadi daha ne duruyorsun, dolabını gözden geçirmeye başla bakalım.


Bağışlayacak eşyalarım var ama nereye bağışlayacağımı bilmiyorum diyenler için yardım alan bazı kuruluşların linkleri:

LÖSEV: Yardımseverler için bağış kılavuzu.
Beşiktaş Belediyesi: Dost Eller
Umut Çocukları Derneği
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
Beyoğlu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı

Last weekend we had some painting and cleaning stuff at home. I realised that I have so many clothes and other stuff that I not used for years. I kept them to use later but I think won't use them anymore. Every year I make this but this time I tried to be more generous. My aunt is trainer in rehab for disabled people whose monetary situation is not good. They help them periodically, I put my clothes and other stuff into box to give them. If you know any poor people around you or charity organizations you know please donate your clothes and other stuff that you don't use.

Obviously I wasn't so aware of shopping, I just bought what I love but I changed. When I buy something I asked myself that "Is it really necessary? Will I use it more than once?". If answer is "No" I don't buy it. I had so many clothes that I bought because I love but can't combine and I know there is so much people out there need them. Nothing is irrevocable in this world and we are not immortal so why we stocking our closets? Just give them, make other people happy and you will feel happy too.