27.2.12

Arctic Monkeys - R U Mine?

Ofisteyim. Kulaklığımı unuttum. Şarkıyı dinleyemedim ama siz dinleyin istedim.
Müziksiz bir pazartesiye başlamak hoş değil ama sadece klibi görebilmek bile güzel.

Arctic Monkeys'ın B-Side'da yayınlacağı "R u mine?"ı benim yerime de dinleyin. Hepinize iyi haftalar!

22.2.12

Salon'da St. Vincent Patlaması!


Strange Mercy'yle 2011'in en iyi albümleri listelerinde yer alan St. Vincent dün gece Salon'daydı. Çok sevdiğim Sufjan Stevens'la çalışmasının ardından 2007'de ilk albüm Marry Me'yi yayınladı. Ticari başarı ise 2009'daki Actors'la geldi, fakat son albüm Strange Mercy ona daha büyük kapılar açtı. Albümünde pop ve art-rock karışımını hissettiğimiz St. Vincent dün gece bize bambaşka bir yönünü gösterdi.

Sahneye çıktığında çıtı pıtı, güzel mi güzel Annie Clark nam-ı diğer St. Vincent'ın neler yapacağından hebersizdim. Daha önce konser performanslarını pek izlemediğim için kliplerindeki hareketli hallerini biliyordum sadece. Surgeon'la başlayan dinamik konser, şarkı aralarında küçük sohbetler ve gittikçe artan bir coşkuyla devam etti. Sahnede 3 gitarı ve 3 grup üyesiyle yer alan St. Vincent'ın onlarla arasındaki iletişimi de çok iyi görünüyordu. Toko Yasuda (mini moog), Daniel Mintseris (keyboard) ve Matt Johnson'ın (davul) performansa katkısı yadsınamaz. Özellikle şarkı sonlarında Matt'le birlikte coşan St. Vincent sahnede eğlendiğini de gösterdi. Şarkıları söylerken ve gitarı çalarken adeta kendinden geçiyor gibiydi. O'nu öyle görünce etkilenmemek imkansız gibiydi.

Akustik ağırlıklı olacağını düşündüğüm konser çatırtılı patırtılı, hatta punk etkileri taşıyan bir şeye dönüştü. Benimle aynı fikirde olan var mı bilmiyorum ama bu konser St. Vincent albüm kayıtlarını 10'a çarptı. Canlı performansının bu kadar farklı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sesinin daha öne çıktığı sakin şarkılarda bile Salon izleyicisini etkisi altına almayı başardı. Twitter'da da yazdığı gibi Türk hamamı deneyiminden bahsetti. "Doğduğum günden beri ilk kez bu kadar temiz oldum" diyerek seyirciyi güldürdü. Mark Stewart'ın ona verdiği Sid Vicious şeklindeki bulaşık fırçasını anlattı. “Its name is Sid Dishious. That’s all you get from punk!” ve ardından The Pop Group'un "She is Beyond Good and Evil"ı geldi.

Performansının sonunda yükselen enerjisiyle birden seyircilerin arasına atladı ve orada deli gibi çalmaya devam etti. Sahneye tekrar çıktığında gitarını seyirciye fırlattı. Bis için geldiğinde birkaç kere teşekkür edip, herkesi kendine hayran bırakarak Salon'un karanlığında kayboldu.


Setlist şu şekildeydi

Surgeron (Strange Mercy)
Cheerleader (Strange Mercy)
Chloe in the Afternoon (Strange Mercy)
Save Me from What I Want (Actor)
Actor out of Work (Actor)
Dilettante (Strange Mercy)
Black Rainbow (Actor)
Marrow (Actor)
Champagne Year (Strange Mercy)
Neutered Fruit (Strange Mercy)
Strange Mercy (Strange Mercy)
She is Beyond Good and Evil (The Pop Group cover)
Northern Lights (Strange Mercy)
Year of the Tiger (Strange Mercy)
Cruel (Strange Mercy)

Bis

The Party (Actor)
Your Lips Are Red (Marry Me)

4.2.12

The Maccabees - Given to the Wild


The Maccabees'in Eylül ayında Babylon'da vereceği konser albüm çalışmaları nedeniyle Wild Beasts'ten 2 gün sonrasına, 1 Aralık'a ertelenmişti. Grubun performansını merak ediyordum ama Wild Beasts konserinin etkisinden çıkamadığım için gidip gitmemekte tereddüt etmiştim. Konser günü geldiğinde hiç olmazsa çıkacak albümden yeni şarkıları dinleriz diyerek Babylon'un yolunu tutmuştum. Bir de o gün Club Bangkok çalacaktı, kaslarımızı harekete geçirmek için iyi bir fırsattı! Yeni albümden "Feel to Follow", "Child", "Ayla", ve "Forever I've Known"u duymak yeni albüm için kalp çarpıntılarına neden olmuştu. Özellikle "Child" o gece en sevdiğim şarkılardan biri haline geldi.

Tarihler 9 Ocak'ı gösterdiğinde beklenen albüm "Given to the Wild" kulaklarımızı doldurmaya hazırdı. 2007 ve 2009 tarihli albümlerini sevmiştim ama benim en popülerlerim arasında değillerdi. Dinlemesi kolaydı ama izledikten sonra bir türlü hatırlanamayan filmler gibiydi. "Given to the Wild"da ise 10 yıl ileri gidip, ince eleyip sık dokumuşlar sanki. Orlando'nun vokali de çok farklı bir seviyeye ulaşmış. 

Yaşıtındaki insanların yaptığı müziği dinlemenin en güzel tarafı; birlikte büyüdüğünüzü hissetmek. Çok klişe gelebilir ama dünyanın neresinde olursa olsun, olgunlaşma döneminde geçilen yollar, hissedilen duygular bir yerde birleşiyor. Farklı kültürlerde de olsa kendini tanımak, iç dünyanı keşfetmek aynı şeyleri hissettiriyor insana. Bir de zamanla yaptığının daha iyisini yapıp, mükemmele ulaşma hissi oluşuyor. En azından yaratıcı ve işini seven insanlar için bu durum böyle. The Maccabees de, geçmişini unutmadan onu unutturacak kadar iyi bir iş ortaya çıkarmak istemiş. Başarılı olduklarını albümü dinleyince anlayacaksınız. 

Bu albümü dinlemek aynı günde hem gökkuşağının renklerini görmek, hem de karın dondurucu etkisini hissetmek gibi. Kendisini tekrarlamayan ve akılda yer eden bir albüm. Bundan öncekilere baktığımızda The Maccabees "sound"unun nasıl bir şey olduğunu söylemek zordu. Bu albümde ise yıllarca söyleyeceğimiz ve dinledikçe şarap gibi güzelleşen şarkılar var. Orlando'nun vokalinin getirdiği derinlik hissi, duygusallık... Pelican'ın sözlerinde bahsettiğim "büyüme-olgunlaşma" aşamasına geçiş mevzusu. Bu albümden dizi ve filmlere güzel soundtrack olur. Potansiyeli büyük, etkisi zamanla hissedilecek, eskimeyecek bir albüm "Given to the Wild".

1.2.12

Adam Olacak Çocuk

Barış Manço aramızdan ayrıldığında 12 yaşındaydım. O zamana kadar ailemden ya da yakınlarımdan birinin ölümüne tanık olmamıştım. Barış Manço'nun ölüm haberini aldığımda sanki çok yakın bir akrabam ölmüş gibiydi. O hep evimizdeydi. Bize dünyada bambaşka yerler olduğunu ilk o göstermişti. 5-6 yaşlarındayken "Adam Olacak Çocuk"a katılmak istemeyen var mıydı acaba? Ben hep isterdim ama olmamıştı. "Mini mini bir kuş"u söyleyemedim Barış ağabeyle.

Kar nedeniyle evlerimizde mahsur kaldığımız bir zamana denk geldi bu sefer ölüm yıl dönümü. Gidemedim Moda'ya. Televizyonu açtığım nadir zamanlardan birinde Dream TV'de anısına gösterilen videolarına denk geldim. Boğazım düğümlenir gibi oldu. En son ne zaman böyle güzel Türkçe şarkılar dinlediğimi unutmuştum.

Annemle babamın haricinde, bir de O'nun öğütlerini dinledim hep. Biz adam olacak çocuktuk. Şimdi O'nsuz büyüyen nesile üzülüyorum.