Showing posts with label mekan. Show all posts
Showing posts with label mekan. Show all posts
11.12.11
Virginia Angus Izgara & Kasap
Teyzem bir gün Tahtakale'de dolaşırken, açlıktan bayılmak üzere olduğunda, karşısına çıkan ilk yer Virginia Angus olmuş. O gün yediklerini bize anlata anlata bitirememişti. Bu hafta Kapalıçarşı'ya uğradığımızda, oraya gitmek farz oldu. Mercan'daki (Mısır Çarşısı'nın Tahtakale tarafındaki kapısına yakın) yeri bulmak için bayağı bir yol gittik. Tahtakale'nin o keşmekeşinde sıcacık ve tertemiz bir yerle karşılaşmak epey güzel bir şey. Zaten işletmeci ve çalışanları çok şeker insanlar olduklarından, mekana daha çok ısınıyorsunuz. İşini sahiplenen ve müşterileriyle sıcak iletişim kuran insanları seviyor ve saygı duyuyorum.
Son zamanlarda oldukça yayılan kasap-ızgara konseptiyle yola çıkan yerin özelliği sadece angus etinin kullanılması. VA'da angus etinden yapılan et, köfte, burger ve şarküteri ürünleri bulunuyor. Angus etinin özelliklerinden fazla bahsetmeyeceğim çünkü her şey web sitelerinde yazıyor. Çiftlikleri Sakarya'da ve Nusret, Günaydın gibi yerlere eti kendileri tedarik ediyorlarmış.
Biz dört kişi gittiğimiz mekanda, 1 kasap köfte, 3 Virginia burger siparişi verdik. Aslında hepimizin farklı şeyler denemesi daha iyi olurdu ama bu sefer böyle oldu. Hamburgerler, baharatlı patatesle birlikte servis ediliyor. Burgerler 120-200-240 gr(isteğe göre), steakler 250 gr olarak servis ediliyor. Siparişin masaya ulaşması 10 dakikayı buluyor. En az gramaj bile gayet büyük ve doyurucu geldi bize. Yemeğimiz bitmeden, daha önce oraya gidip sucuklarını çok seven kardeşime paket yaptırdık. Bence orada kesinlikle denenmesi gereken şey oydu. Sucuğun içinde hellim peyniri ve antep fıstığı var. Bir porsiyonda kocaman altı dilim sucuk, patatesle ikram ediliyor. Yediğiniz diğer sucuklardan kesinlikle çok farklı. Bu arada aklıma gelen bir not: Ekmek ve hardallarını kendileri yapıyorlar. Bu da mekan için bir artı. Acı hardal seviyorsanız, tam sizlik demektir. Ekmekleri ise nefis.
Yalnız sevmediğim ama kesinlikle iyileşebileceğini düşündüğüm iki yönü oldu VA'un. Birincisi biraz rahatsız eden yağ kokusu. İkincisi ise etin nasıl pişmesini istediğimizin sorulmaması. Steak alırken sorduklarına eminim ama hamburger ve köftenin içi pembe olacak şekilde pişiriliyorsa, mutlaka bunun önceden söylenmesi ve ona göre pişirilmesi gerekiyor. Ben bonfileyi orta pişmiş severim, ki genelde Türk damak tadına pek uymayan bir şeydir bu. Fakat köftenin içinin pembe kalması pek hoş bir şey değil. Bu arada yağ kokusunu sorduğumda şöyle bir cevap aldım; "Kokuyu etin içine ekmek koyarak bastırabiliriz ama biz dolu dolu et servisi yapıyoruz." oldu. Farklı baharatlarla ya da marine şekilleriyle bu düzelebilir mi bilemiyorum. Ama üstünde çalışılacağından eminim.
Porsiyonlara göre fiyatlar ise cidden şaşırtıcı. Hele aynı seviyedeki yerleri düşününce, onların yarısı kadar olduğunu göreceksiniz (Umarım ileride bunu bozmazlar :) ). O yüzden mutlaka VA'u tavsiye ediyorum. Kabarık bir hesap ödemeyeceğiniz için pişman da olmazsınız. Şöyle de güzel bir özellikleri de var; "Ben menüdeki her şeyi tatmak istiyorum" derseniz 35 TL karşılığı kendinizi şefin ellerine bırakıp tüm ızgara ve şarküteri çeşitlerinden deneyebiliyorsunuz. Ben bir daha ki gidişimde mutlaka hardal soslu bonfileyi deneyeceğim.
Menüden: Kasap köfte(5 adet) & kızarmış patates 10,75 TL / New York Steak 22,75 TL / Gurme Sucuk 9,75 TL / House Burger(120 gr) 8,75 TL / Virginia Burger(200 gr) 12,75 TL
Web site: Virginia Angus
Ulaşım: Google Map
Telefon: 0212 528 38 08
Neler varmış:
hamburger,
mekan,
mercan eminönü,
mısır çarşısı,
steak,
tahtakale,
virginia angus,
yeme-içme
13.8.11
L'era Fresca
Yaz kış ayırt etmeden her daim dondurma tüketme potansiyeline sahip biri olarak yeni açılan yerleri mutlaka denemeye çalışıyorum. Uzun zamandır ev-hastane ortamının dışına çıkmadığım için bir anda 10 yerde açılan L'era Fresca şubelerini geç keşfetmiş olabilirim.
Çarşamba akşamı Marmara Forum'da yeni açılan D&R'ı görmeye ve kitap açlığımı yatıştırmaya gitmiştim. Çıkmadan önce soğuk bir şeyler içelim derken Cinebonus'un yanında pembeli çekici dekorasyonuyla L'era Fresca'yı gördüm ve kardeşimle denememiz gerektiğini düşündük. Karşımızda 20 çeşit dondurma belirdi ve ne yiyeceğimize karar vermekte zorlandık. Bize neredeyse her dondurmayı tattıran arkadaşa burdan teşekkür ediyorum!
L'era Fresca'yla ilgili bazı şeyleri sorduk, aldığımız yanıtlar: L'era Fresca %100 Türk markası ve sütleri dahil her ürünlerini kendileri üretiyorlar. Fıstık, kahve gibi malzemeleri en iyi yerlerden alıyorlarmış. Mesela, kahvelerini Napoli'den, fıstığı Antep'ten, fındığı Ordu'dan getiriyorlarmış. Özelliği tamamen doğal malzemelerden yapılmış olması, yani hiç katkı maddesi yok. En güzeli ise meyveli dondurmalarında yağ yok! Zaten yediğinizde o hafifliği hissediyorsunuz. Tattığım meyveli dondurmaların hepsi gerçek meyve tadı veriyordu. Çilek, frambuaz, muz, kavun, karadut, limon gibi meyveler sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacak. Brownie'si şu ana kadar yediğim en güzel brownie'li dondurmaydı ve açık ara favorim oldu. Bitter çikolata ve sütlü çikolata olarak iki ayrı çeşitleri var. Bitter neredeyse siyah renkte , düşünün yani. Farklı olarak ceviz-tahinli ve yoğurtlu dondurma var. Şekerli yoğurt yediniz mi hiç bilmiyorum ama yoğurtlu aynen o tadı veriyordu. Dondurmalarda yağ olmadığı için sorbe kıvamındalar ve çabuk eriyorlar. O yüzden külahta değil, kapta yemenizi tavsiye ederim. Küçük kap 3, büyük kap 5 TL ve sonuna kadar dolduruyorlar. Büyük kap beni aştı şahsen!
Dondurma dışında tiramisu, lera sandwich(bisküvi arası dondurma), dondurmalı profiterol, semi freddo gibi çeşitler var. Kahve ve milkshake gibi içecek çeşitleri de mevcut. O dondurmalarla yapılan milkshake eminim ki çok lezzetli olur. Ayrıca ürettikleri doğal sütü şişede satıyorlar.
Cuma akşamı(dün) tekrar L'era Fresca yemek ve fotoğraf çekmek için bu sefer maaile Forum'a gittik. Yine bir sürü tadımdan sonra dondurmalar alındı ve sevmeyen olmadı! İlk gittiğimizde farklı bir arkadaş vardı kasada, dün ise Doğan bey vardı, beni kırmayıp fotoğraf isteğimi geri çevirmediği için teşekkür ediyorum. L'era Fresca'nın dondurmaları gibi çalışanları da çok iyi.
Bu arada L'era Fresca'nın şu an açıldığı noktaları da söyleyeyim ki, bu haftasonu sona ermeden mutlaka deneyin, pişman olmazsınız.
L'era Fresca noktaları
Bebek - Bebek Parkı Karşısı
Beşiktaş - Barbaros Bulvarı
Bahçelievler - Adnan Kahveci Bulvarı
Caddebostan - İskele Sk.(Barlar Sokağı)
Capacity
Marmara Forum
Olivium
Ortaköy - Vapur İskelesi Sk.
Profilo
Tünel
Web sitelerini ve sosyal medyalarını umarım bir an önce aktif hale getirirler. Yakında kendilerine şuradan ulaşabileceğiz: L'era Fresca
Web sitelerini ve sosyal medyalarını umarım bir an önce aktif hale getirirler. Yakında kendilerine şuradan ulaşabileceğiz: L'era Fresca
Neler varmış:
dondurma,
l'era fresca,
lera fresca,
marmara forum,
mekan
16.5.11
Sansüre Karşı Büyük Yürüyüş
Dün İstiklal caddesi belki de son yıllardaki en büyük kalabalığı gördü. Resmi rakam nedir bilmiyorum ama orada 40.000 insanın olduğu söyleniyor. Fiziksel rahatsızlığım aktivist ruhumu yenince malesef oradaki yerimi alamadım ama içimde çok büyük bir inanç vardı. Bu sefer her şeyin çok farklı olacağını hissediyordum. Yanılmadım. Saatler ilerledikçe kalabalık meydana sığmamaya başlamıştı, gördüğüm bütün fotoğraflarda kalabalığın başı ve sonu belli olmuyordu. Twitter sayesinde an be an gelişmelerden haberdar oldum ve gelecek için içim biraz da olsa ümitle doldu. Bence bu harika bir başlangıçtı, yasa iptal edilinceye kadar her türlü yoldan hakkımızı aramalı ve sesimizi çıkarmaya devam etmeliyiz. Evde oturarak birşey yapamam diyenlere de hiç olmazsa twitter'da ya da bloglarınızda konuyu gündemde tutun diyebilirim. Özellikle #turkeynetban hash tag'ini kullanarak twitter'da konuyla ilgili düşüncelerinizi dile getirebilirsiniz.
Domain isimlerinin yasaklanması, paketler, internetten alışverişe kota... Bunların hepsine, bütün sınırlamalara ve sansüre karşıyız. Her birey kendinden sorumludur ve kararlarını yönetebilme gücüne sahiptir. Hükümetin kişilere özel hayatlarında ne yapacağını söylemesine hakkı yoktur. Konu çocukları internetin zararlı içeriğinden korumaksa (ki çocuklar mutlaka korunmalı) bunu yapmak ailenin görevidir, hükümetin değil.
Ayrıca standart paket uygulaması var nasılsa, birşey olmaz demeyin. Standart paket olunca şu an yasaklı olan sitelere de giremeyeceğinizi bilmelisiniz.
Bu arada basınla ilgili bölümü de dile getirmek gerek. 40.000 insanın olay çıkarmadan, bir yerleri kırıp dökmeden medeni bir şekilde eylemini gerçekleştirdiği günü ekrana yansıtmayan, binlerce kişi yerine "yüzlerce kişi" diyen basın yayınlarını kınıyorum ve bu tür yanlı yayın yapan kanalları, gazeteleri ve web sitelerini boykot etmenizi öneriyorum. Umarım ilerki günlerde bu konu içinde harekete geçilir.
Yasa iptal olana kadar "İnternetime Dokunma" demekten vazgeçmeyin.
*Twitter'dan en beğendiğim fotoğraflar:
İnternetime Dokunma Yürüyüşü 15 Mayıs 2011 from Firat Yıldız on Vimeo.
Domain isimlerinin yasaklanması, paketler, internetten alışverişe kota... Bunların hepsine, bütün sınırlamalara ve sansüre karşıyız. Her birey kendinden sorumludur ve kararlarını yönetebilme gücüne sahiptir. Hükümetin kişilere özel hayatlarında ne yapacağını söylemesine hakkı yoktur. Konu çocukları internetin zararlı içeriğinden korumaksa (ki çocuklar mutlaka korunmalı) bunu yapmak ailenin görevidir, hükümetin değil.
Ayrıca standart paket uygulaması var nasılsa, birşey olmaz demeyin. Standart paket olunca şu an yasaklı olan sitelere de giremeyeceğinizi bilmelisiniz.
Bu arada basınla ilgili bölümü de dile getirmek gerek. 40.000 insanın olay çıkarmadan, bir yerleri kırıp dökmeden medeni bir şekilde eylemini gerçekleştirdiği günü ekrana yansıtmayan, binlerce kişi yerine "yüzlerce kişi" diyen basın yayınlarını kınıyorum ve bu tür yanlı yayın yapan kanalları, gazeteleri ve web sitelerini boykot etmenizi öneriyorum. Umarım ilerki günlerde bu konu içinde harekete geçilir.
Yasa iptal olana kadar "İnternetime Dokunma" demekten vazgeçmeyin.
*Twitter'dan en beğendiğim fotoğraflar:
![]() |
| @sakaerka |
![]() |
| @bilgeceyorum |
![]() |
| @bilgeceyorum |
![]() |
| @deliadamalibul |
![]() |
| @kaplanseren |
![]() |
| @vaksakal |
Bu video aslında her şeyin özeti gibi!
İnternetime Dokunma Yürüyüşü 15 Mayıs 2011 from Firat Yıldız on Vimeo.
Neler varmış:
15 mayıs,
22 ağustos,
internet sansürü,
internet yasagi,
internetime dokunma,
mekan,
sehir,
seriousstuff,
turkeynetban
5.5.11
Internetimden Uzak Dur!
Yaklaşık 2 haftadır gündemde olan BTK'nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu) internetin güvenli kullanımı için oluşturduğu düzenlemelerden eminim çoğunuzn haberi vardır. BTK 22 Şubat'ta bir taslak hazırladı ve bu taslağı 4 Mart'ta kendi sitesinden yayınladı, bu karar onaylanarak 22 Ağustos'ta yürürlüğe girilmesine onay verildi.
Buna göre aile, çocuk ve standart paket olarak internet kullanıcıları sınıflandırılacak ve bir filtreleme sistemi uygulanacak. Böylece devlet bizim yerimize hangi sitelere girip giremeyeceğimize karar vermiş olacak. Bizi bilgi alma özgürlüğümüzden ve temel haklarımızdan mahrum bırakacak.
Diğer yanda, telekomünikasyon başkanlığının hosting firmalarına gönderdiği yasaklı isimler listesi var ki, resmen akıllara zarar. Bu listede yer alan isimler domain ismi içinde yer alamayacak, ya da tek başına domain ismi olarak kullanılamayacak ve var olanlar erişime engellecek. Listenin tamamını buradan görebilirsiniz. Çoğunluğu cinsellikle alakalı olan kelimelerin arasında öyle şeyler var ki, insanı şaşkına çeviriyor. Mesela "nefes" kelimesi yüzünden Nefes filminin web sitesi nefesfilm.com bu yasa yürürlüğe girdiği an erişime engellenecek. "Beat" kelimesi yüzündenden Avustralyalı online müzik dergisi beat.com.au'yu açamayacağız. Ya da çok sevdiğim müzik grubu The xx'in sitesinde doğal olaral "xx" harfleri yer aldığı için erişemeyeceğiz. Bunun gibi birçok masum örnek var. Bu yasakların bir başka boyutu da birçok Türk firmasının para kazanmasını engelleyecek olması. Çünkü yasaklanan isimler yüzünden neredeyse 90 bine yakın siteye erişim olamayacak ve bunun içinde online alışveriş sitelerinden, kitap sitelerine kadar birçok site zarar görecek.
BTK'nın bu filtreleme sistemini yaparken sosyolojik ve pedagojik konularda bir araştırma yapıp yapmadığını çok merak ediyorum. Ki, yaptıklarını sanmıyorum. Çünkü bugün Prof. Dr. Mutlu Binark'ı dinlediğimde BTK'nın bu filtreleme sistemi yüzünden şeffaflık ilkesine uymadığını ve bu konunun iletişimci akademsiyenlerle görüşülmesi gerektiğini söyledi. Devletin bizim yerimize hangi sitelere ulaşıp ulaşamayacağını belirlemesi bence bizi insan yerine koymadıklarını gösteriyor. Bizim bilincimiz yokmuş gibi davranıyorlar.
Ebeveynler eğer çocuklarıyla ilgili olurlarsa onları zaten zararlı içeriklerden korurlar ve ne yapıp ettiklerini bilirler. Kaldı ki, bunlar için birçok software bulunmakta ve evinde çocuğu olanlar için filtreleme sistemleri bilgisayara kurulabilmektektedir. Bu filtreleme sistemi yasak olanı cazip kılar ve bazı konularda sapkınlığı daha fazla arttırır.
Bu yasaya karşı geçen günlerde 3 farklı tarih ortaya atılarak Taksim meydanında yürüyüş yapılması planlandı. Ki bence bunu 3'e bölmek çok gereksiz olacak ve işe yaramayacaktı. Facebook'ta bunlar için sayfalar açılmış ve 200.000lere yaklaşan bir sayıya ulaşmıştı. Az önce aradığımda bu sayfaları bulamadım, bir şekilde iptal edilmiş ve kaldırılmış fakat protesto için yeni bir tarihin ortaya atılacağından ve büyük bir eylem yapılacağından hiç süphem yok. Konuyu twitter'da #22agustos hash tag'inden takip edebilir ve şuraya bir imza atabilirsiniz. Şu an için kesinleşen bir yürüyüş tarihi olmamakla birlikte bununla ilgili birşey olursa, mutlaka güncelleme yapacağım. Sizde doğal haklarınızın elinizden alınmasını istemiyorsanız, mutlaka bu yürüyüşlerde yer alın, yazın ve mutlaka sesinizi duyurun.
Son dakika editi: 15 Mayis Pazar gunu saat 14:00 Taksim Meydani'nda bulusuyoruz ve "Internetime Dokunma" diyoruz.
Neler varmış:
#22agustos,
alan adı yasakları,
btk,
internet yasagi,
internetime dokunma,
mekan,
ortayakarışık,
sansür
21.4.11
Carl's Jr. Türkiye
Carl's Jr. tıpkı In-N-Out gibi Kuzey Amerika'nın sadece güney bölgesindeki şehirlerde şubesi olan hamgurger restoranı zinciri. Benim onlarla tanışmam 6-7 ay öncesine denk geliyor. San Diego'dan Disney'e giderken açlıktan gözü dönen bünyelerin karşısına çıkan ilk yer kocaman yıldızlı bir Carl's Jr.'dı. Aslında kömürde pişen hamburgerleriyle ünlü olan yerde ballı hardallı tavuk dürüm (yani tam adı: honey mustard hand breaded chicken tender wrapper -amma uzunmuş!) yedim ve teyzemin menüsündeki chili cheese fries denen kalori bombasından atıştırdım. Kızarmış patatesin üzerine cheddar ve kıyma konularak acayip hale gelen atıştırmalık ağır gibi görünse de cheddar seven lezzet düşkünlerini mutlu edecek bir olay. O gün karnım ve gözüm doymuş bir şekilde oradan ayrılırken, İstanbul'a döndüğümde bu lezzeti özleyeceğimi biliyordum.
Birileri bu özlemi duymuş olmalı ki, Carl's Jr. Türkiye'ye gelmiş. Bende onlara hoşgeldin demek ve iyi bir hamburger yemek için Cevahir'e doğru yola koyuldum. Cevahir'de yemek katına çıktığınızda Toyzz Shop'un hemen yanına açılmış olduğunu göreceksiniz. Çok fazla çalışanı olan Carl's Jr.'ı diğer fast-food zincirlerinden ayıran bazı önemli noktalar var. Siparişinizi verdiğinizde size bir masa numarası ve menu aldıysanız içecek için boş bardak veriliyor, onu alıp yerinize geçiyorsunuz. Masaya geçtikten kısa bir süre sonra siparişiniz geliyor. Amerika'daki sınırsız içecek uygulamasının burda da aktif hale gelmesi gayet hoş. Çalışanlar çok güler yüzlü, ki bu noktaya özellikle değinmek istiyorum. Sadece fast food restoranlarında değil, birçok yerde çalışanların hayatlarından bezmiş bir halleri oluyor. Amerika'daki en güzel şeylerden biri buydu, karşılaştığınız herkesin gerçekten çok güler yüzlü olması. Bu insanı o kadar çok etkiliyor ki... O yüzden Carl's Jr.'ın burdaki çalışanlarına sevgilerimi gönderiyorum ve hep öyle kalmalarını diliyorum.
Menüye gelirsek, burda henüz çok fazla çeşitliliğe girmemişler ama en önemlisi chili cheese fries'ın olması. Yaklaşık 6-7 hamburger çeşidi ve birkaç tane tavuk çeşidi var. Chicken tenders'ı mutlaka ama mutlaka denemelisiniz, bildiğiniz tenders değil kocaman parçalar ve çok güzel bir tat. Barbekü sosu eşliğinde tavsiye edilir. Mantar seviyorsanız Portobello Mushroom Burger tam size göre. Chili Cheese Fries'ın birde içinde köfte üzerinde kıymalı cheddar, turşu, domates ve soğan olan burger versiyonu var, kıyma yüzünden biraz ağır ama fena sayılmaz. Menuler için fiyatlar 10-15 TL arası. Yani abartı fiyatlar olmadan butik hamburgerci lezzetindeki tatları mideye indirebilirsiniz.
Mekanın terasının olması onlar için bir artı. Ayrıca dekorasyon çok cici. Şu an itibariyle dileğim butik burgercilere yakın lezzete sahip olan mekanın zaman içinde değişime uğramaması ve yakında Marmara Forum'da da bir şube açmaları (evime yakın, evet bencilim). Carls Jr'dan, kaloriden falan bahsetmişken ben bi yürüyüşe çıkıp geleyim en iyisi!
Birileri bu özlemi duymuş olmalı ki, Carl's Jr. Türkiye'ye gelmiş. Bende onlara hoşgeldin demek ve iyi bir hamburger yemek için Cevahir'e doğru yola koyuldum. Cevahir'de yemek katına çıktığınızda Toyzz Shop'un hemen yanına açılmış olduğunu göreceksiniz. Çok fazla çalışanı olan Carl's Jr.'ı diğer fast-food zincirlerinden ayıran bazı önemli noktalar var. Siparişinizi verdiğinizde size bir masa numarası ve menu aldıysanız içecek için boş bardak veriliyor, onu alıp yerinize geçiyorsunuz. Masaya geçtikten kısa bir süre sonra siparişiniz geliyor. Amerika'daki sınırsız içecek uygulamasının burda da aktif hale gelmesi gayet hoş. Çalışanlar çok güler yüzlü, ki bu noktaya özellikle değinmek istiyorum. Sadece fast food restoranlarında değil, birçok yerde çalışanların hayatlarından bezmiş bir halleri oluyor. Amerika'daki en güzel şeylerden biri buydu, karşılaştığınız herkesin gerçekten çok güler yüzlü olması. Bu insanı o kadar çok etkiliyor ki... O yüzden Carl's Jr.'ın burdaki çalışanlarına sevgilerimi gönderiyorum ve hep öyle kalmalarını diliyorum.
Menüye gelirsek, burda henüz çok fazla çeşitliliğe girmemişler ama en önemlisi chili cheese fries'ın olması. Yaklaşık 6-7 hamburger çeşidi ve birkaç tane tavuk çeşidi var. Chicken tenders'ı mutlaka ama mutlaka denemelisiniz, bildiğiniz tenders değil kocaman parçalar ve çok güzel bir tat. Barbekü sosu eşliğinde tavsiye edilir. Mantar seviyorsanız Portobello Mushroom Burger tam size göre. Chili Cheese Fries'ın birde içinde köfte üzerinde kıymalı cheddar, turşu, domates ve soğan olan burger versiyonu var, kıyma yüzünden biraz ağır ama fena sayılmaz. Menuler için fiyatlar 10-15 TL arası. Yani abartı fiyatlar olmadan butik hamburgerci lezzetindeki tatları mideye indirebilirsiniz.
Mekanın terasının olması onlar için bir artı. Ayrıca dekorasyon çok cici. Şu an itibariyle dileğim butik burgercilere yakın lezzete sahip olan mekanın zaman içinde değişime uğramaması ve yakında Marmara Forum'da da bir şube açmaları (evime yakın, evet bencilim). Carls Jr'dan, kaloriden falan bahsetmişken ben bi yürüyüşe çıkıp geleyim en iyisi!
Neler varmış:
carl's jr türkiye,
carl's jr turkey,
carls jr,
carls junior,
mekan
19.4.11
Well-Q Brasserie
Uzun zamandır yazmak istediğim bir postu daha fazla geciktirmenin alemi yok diyerek sizleri Well-Q Brasserie'ye davet etmek istiyorum. Eğer Çekmeköy taraflarında oturuyorsanız adını mutlaka duymuş, ya da gitmişsinizdir. Mis gibi bahçesi ve şahane yemekleriyle o bölgenin en iyi mekanı dersem yalan olmaz. Birkaç kere gittikten sonra bunu paylaşmam gerek diye düşündüm çünkü son gittiğimde önüme gelen sufle tabağı beni mest etti. Birazdan fotoğrafını gördükten sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız!
Özellikle hafta sonları açık büfe brunch'ının çok iyi olduğunu duydum, ona henüz denk gelmedim ama bir hafta sonu mutlaka denemem gerek. Sitedeki fotoğraflar çok iştah açıcı çünkü.
Benim gibi bir patlıcan-et kombinasyonu delisi için patlıcanlı etli penne arabiatta var ki, seviyorsanız bağımlısı olabilirsiniz. Fajita'yı da baya güzel yapıyorlar. Sanırım o menüdeki her şeyi denemek istiyorum!
Bunu yazmamın bir diğer sebebi de, şu an bir fırsat sitesinde gördüğüm Well-Q fırsatı. Hani bu varken mutlaka denemeniz gerek diyorum. Herhalde Şehir Fırsatı'yla başlayan bu sitelerin en güzel yanı bir sürü değişik lezzeti tatmak ve yeni mekanlar öğrenmek.
Gittim, gördüm, yedim, sevdim. Sizde denemek isterseniz önce web sitelerine bir göz atın, daha sonra günün fırsatından yararlanın.
Özellikle hafta sonları açık büfe brunch'ının çok iyi olduğunu duydum, ona henüz denk gelmedim ama bir hafta sonu mutlaka denemem gerek. Sitedeki fotoğraflar çok iştah açıcı çünkü.
Benim gibi bir patlıcan-et kombinasyonu delisi için patlıcanlı etli penne arabiatta var ki, seviyorsanız bağımlısı olabilirsiniz. Fajita'yı da baya güzel yapıyorlar. Sanırım o menüdeki her şeyi denemek istiyorum!
Bunu yazmamın bir diğer sebebi de, şu an bir fırsat sitesinde gördüğüm Well-Q fırsatı. Hani bu varken mutlaka denemeniz gerek diyorum. Herhalde Şehir Fırsatı'yla başlayan bu sitelerin en güzel yanı bir sürü değişik lezzeti tatmak ve yeni mekanlar öğrenmek.
Gittim, gördüm, yedim, sevdim. Sizde denemek isterseniz önce web sitelerine bir göz atın, daha sonra günün fırsatından yararlanın.
9.4.11
Keyif
Güneşli bir Cumartesi'den sonra meteoroloji yanılmazsa yağmurlu ve soğuk bir Pazar günü bizi bekliyor. Baharın kokusunu aldık bir kere, soğukta olsa fark etmez, atacağız kendimizi sokaklara.
Şahane bir kahvaltı denince aklıma ilk Karaköy Namlı geliyor. Fiyatlar ortalamanın birazcık üstünde ama arada böyle kaçamaklara yer vermek gerek. Tıka basa doymak istiyorum, uzun uzun oturup keyif yapmak istiyorum derseniz açık büfe brunch kişi başı 38 TL imiş.
Çok yediniz, doydunuz. Tabi onları yakmak gerek. O zaman Karaköy'den Tünel'e doğru yavaş yavaş yürümeye başlayın. Galata'ya uğradığınızda şöyle bir durun etrafa bakın. Shopping Fest'in Galata'ya uğradığını göreceksiniz. Her şeyin en farklısını orda bulabilirsiniz, hemde bu sefer %70'lere varan indirimlerle. Pek beğendiğim FuduMudu ve ilginç takılarıyla Urban Bake, şahane kıyafetleriyle Burcu Kuru tasarımları ve daha fazlası için Building'e uğramayı unutmayın. Hatta en iyisi Twitter'da Serdar-ı Ekrem Sokağın hesabını takip edin ve sokakta olan biten her şeyden haberdar olun.
Birazda sanata bulaşın ve son zamanlarda şahane işleri sergileyen Galerist'te Ayça Telgeren'in dün sergilenmeye başlayan ilk kişisel sergisi "Serbest Dalış"a göz atın. Cut out tekniğiyle oluşturduğu dev yapıtları 7 Mayıs'a kadar Galerist'te görebilirsiniz.
İstanbul Film Festivali devam ederken, pazar gününüzü güzel bir filmle sonlandırmak kadar iyisi olamaz. 21:30'da Rexx'te gösterilecek gala filmlerinden biri olan "Never Let me Go(Beni Asla Bırakma)" veya Fitaş'ta gösterilecek "Rabbit Hole(Mutluluğun Peşinde)" ağır tempolu filmleri kaldırabilen bünyelere tavsiyemdir. Fakat ben Hollywood'dan şaşmam derseniz şu an gösterimde olan Source Code gayet sürükleyici görünüyor!
Filmden önce Que Tal'a uğrayıp tapasların tadına bakın, festival biletinizi gösterdiğiniz takdirde %10 indirimde bonusu!
Günün şarkısı Bloc Party'den gelsin, Sunday. http://fizy.com/s/1mkg8m
İyi Pazar'lar!
Şahane bir kahvaltı denince aklıma ilk Karaköy Namlı geliyor. Fiyatlar ortalamanın birazcık üstünde ama arada böyle kaçamaklara yer vermek gerek. Tıka basa doymak istiyorum, uzun uzun oturup keyif yapmak istiyorum derseniz açık büfe brunch kişi başı 38 TL imiş.
Çok yediniz, doydunuz. Tabi onları yakmak gerek. O zaman Karaköy'den Tünel'e doğru yavaş yavaş yürümeye başlayın. Galata'ya uğradığınızda şöyle bir durun etrafa bakın. Shopping Fest'in Galata'ya uğradığını göreceksiniz. Her şeyin en farklısını orda bulabilirsiniz, hemde bu sefer %70'lere varan indirimlerle. Pek beğendiğim FuduMudu ve ilginç takılarıyla Urban Bake, şahane kıyafetleriyle Burcu Kuru tasarımları ve daha fazlası için Building'e uğramayı unutmayın. Hatta en iyisi Twitter'da Serdar-ı Ekrem Sokağın hesabını takip edin ve sokakta olan biten her şeyden haberdar olun.
Birazda sanata bulaşın ve son zamanlarda şahane işleri sergileyen Galerist'te Ayça Telgeren'in dün sergilenmeye başlayan ilk kişisel sergisi "Serbest Dalış"a göz atın. Cut out tekniğiyle oluşturduğu dev yapıtları 7 Mayıs'a kadar Galerist'te görebilirsiniz.
İstanbul Film Festivali devam ederken, pazar gününüzü güzel bir filmle sonlandırmak kadar iyisi olamaz. 21:30'da Rexx'te gösterilecek gala filmlerinden biri olan "Never Let me Go(Beni Asla Bırakma)" veya Fitaş'ta gösterilecek "Rabbit Hole(Mutluluğun Peşinde)" ağır tempolu filmleri kaldırabilen bünyelere tavsiyemdir. Fakat ben Hollywood'dan şaşmam derseniz şu an gösterimde olan Source Code gayet sürükleyici görünüyor!
Filmden önce Que Tal'a uğrayıp tapasların tadına bakın, festival biletinizi gösterdiğiniz takdirde %10 indirimde bonusu!
Günün şarkısı Bloc Party'den gelsin, Sunday. http://fizy.com/s/1mkg8m
İyi Pazar'lar!
Neler varmış:
ayca telgeren,
building galata,
citylife,
galata,
galerist,
iksv,
istanbul,
karaköy,
mekan,
pazar günü ne yapmalı,
pazar keyfi,
que tal tapas,
sehir
18.2.11
Social Media Week'ten Notlar - 2
Social Media Week'in ikinci günü 3 oturuma katıldım. Bunlardan ilki "Mobil Sosyal Ağlarda Kullanıcı Deneyimi"ydi. Konuşmacılar Turkcell'den Berna Şamiloğlu, Galatasaray Üniversitesi'nden Doç.Dr.Özgürol Öztürk ve Kokteyl-Coretech-Maçkolik gibi firmaların kurucusu Erdem Yurdanur'du.
* İlk sözü alan Özgürol hoca daha çok sayılardan oluşan sunumunu yaptı.
Mobil ağlarda başarı için:
Görünülürlüğe önem verilmeli,
Eylem-sonuç çok önemli,
Kullanıcılar iyi tanınmalı
Çeviri çok önemli"
Özgürol hocanın yaşları 18 ila 25 arasında üniversite öğrencileri arasında SMI head mounted tracking(göz izleme cihazı) teknolojisi kullanılarak yaptığı araştırmanın sunumuna şuradaki slideshare linkinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca Berna hanım oradayken, mobil kullanımının yaygınlaşmasının, operatörlerin iyi hizmet ve uygun fiyat politikasına bağlı olduğunu ve şu an mobil ağlarda internetin pahalı olduğunu söyledi. Genelde paket program sunan operatörlerin kısıtlamaları smart phone kullanıcıları için gerçekten yeterli değil, fiyatlar aşağı indikçe kullanım oranı mutlaka artacaktır.
*Berna Şamiloğlu bizlere 2010'da mobil açıdan yaşanan gelişmelerin olduğu bir video izletti.
Mobile Year in Review 2010
* Erdem Yurdanur Facebook'u nüfus kütüğüne benzetti ve şu an sadece geyik muhabbetinin döndüğü bir yer haline geldi dedi. Sosyal ağlar için moderasyonun gerekliliğinden bahsetti. Ona göre sosyal ağlarda başarı için anlatmak istediğiniz şeyi "50 saniye ve 3 satır"da anlatmalısınız. Çünkü (maalesef!) gençler ondan sonrasını izlemiyor ya da okumuyor.
* "Sosyal Medyada Nefret Söylemi" aslında konusu itibariyle üstüne çok konuşulacak bir oturumdu fakat çok hızlı sunumlar şeklinde geçti ve ben öyle oturumlarda konu ne kadar iyi olursa olsun çok sıkılıyorum. Nefret söylemi en çok siyaset, yabancılar, cinsiyet ve inanç üzerine yoğunlaşıyor. Spor alanında özellikle futbolda homofobik söylemlere daha fazla rastlandığını bir videoyla bize gösterdiler. Aslında nefret söylemi içinde bulunan insanlar bunun nefret söylemi olduğunun farkında değiller. Hatta bunlara youtube, facebook gibi sosyal mecralardaki yorumlarda dahil. Aslında inceleyince sunumlar kesinlikle ilgili olanlar için çok faydalı fakat maalesef henüz slideshare'e yüklenmemiş.
* Günün son oturumu "Homo Digitalis ve Popüler Kültür" konuklarından ötürü günü güzel bitirmek için iyi bir oturumdu. Sami Hazinses "kod isimli" twitter insanını sadece bazı RT'lerden görmüştüm, zaten panelde neredeyse hiç konuşmadığı için Dizüstü Edebiyat'tan kitabının çıkması haricinde kendisiyle ilgili pek birşey öğrenmedim. Yiğit Karaahmet'i yazılarından sonra canlı canlı görmek şahaneydi ama onun sivri tavrından korktuğumu da saklamıyorum. Bir an için yerimden kalksam bana laf sokuşturacak diye aklımdan geçmedi değil. Neyse ki moderatör koltuğunda Fatih Güner vardı, panelden ayrılmamak için onun varlığı yeterli oldu. Ayrıca Elif Dağdeviren'i gazeteci olarak tanıyordum ama sinemayla ilgili bir şeyler yaptığını bilmiyordum. Çok dolu bir kadın olduğunu düşündüm.
Social Media Week'ten Notlar - 1
Sosyal medya dediğimiz şeyin ne olduğunu düşündünüz mü? SMWIST'in 3. gününde Cem Batu, Blogger's Base'de "Sivridir Batar" isimli konuşmasına -daha doğrusu sohbetine- bize bunu sorarak başladı. Sosyal Medya aslında iletişimin içine internet girince oluşan bir kavram. Cem Batu da sosyal medyadan para kazanan biri olarak Sosyal Medya Uzmanlığı diye bir şey olmadığını onun olsa olsa "İletişim Uzmanlığı" olduğunu söyledi. Sosyal medya deyince benim aklıma "diyalog" geliyor. Artık yazarların okuyucuları etkilediği kadar, okuyucular da yazarı etkiliyor. Yazar okuyucunun yorumlarından beslenebiliyor. Ya da hiçbir zaman yüz yüze karşılaşamayacağımız insanlarla fikrimizi paylaşabiliyoruz. Sürekli bir iletişim ve sonuçta diyalog halindeyiz. Sosyal medya tanımını yaparken aslında monologdan kurtulan bir medyadan söz edebiliriz.
"Sivridir Batar" Social Media Week'te şu zamana kadar dinlediğim en zevkli konuşmaydı. Tabii sohbet havasında ve sansürsüz olması ortamı eğlenceli hale getirdi.
Panelden geriye kalan notlarım...
*İlk gün konuşmacılar arasında(Türk Usulü Sosyal Medya) yer alan Mert Alemdar örnek alınası bir şahsiyet. Hani bir şekilde üniversiteden mezun olmuşuzdur ama aslında bitirdiğimiz bölümün hiç bize göre olmadığını anlarız. Ya onu değiştirmek için bir şeyler yaparız ya da kaderimize boyun eğer, istemediğimiz işi yapmaya devam ederiz. Mert Alemdar "Su Ürünleri" fakültesinden mezun olmuş ama şimdi Türkiye'nin en büyük ajans ve firmalarına sosyal medya hizmeti sağlıyor. Örnek alınası bir durum değil mi? Bir şeyi gerçekten istemek ve çalışmanın ne denli önemli olduğunun kanıtı.
İnsanları işe alırken tabii ki sosyal ağlarını inceliyor. Sürekli like'layanları değil, üretip like alanların işe alındığını söyledi. Eğer onunla çalışma gibi bir hayaliniz varsa bunları unutmayın :)
* Rabarba'dan Oğuz Savaşan ve Fırat Ertem'in yanında Erdil Yaşaroğlu da Türk Usulü Sosyal Medya'da konuşmacılar arasındaydı. O özellikle twitter'dan bahsetti ve onu kullanırken fazla kasmadığını, yanında olan biriyle nasıl konuşuyorsa oraya öyle yazdığını söyledi. Bir ara Nike'ın sosyal medya planlarından bahsedilirken sıfır bütçeyle insanlara nasıl ulaşılabileceği konuşuluyordu, Erdil Yaşaroğlu durur mu? "Sanki global marka değil kuruyemişçi!"
* Rabarba'dan tavsiyeler: Kelimelerle oynayın, klişelere takla attırın, gündemi yakalayın, politik hiciv yapın.
* Bigumigu ekibinden Aygül ve Yalçın Pembecioğlu "Kendi Kendinin Medyası Olmak" başlıklı oturumda Cem Mumcu'ya sorularını yönelttiler. Cem Mumcu, bir insan sanal dünyada ne yapıyorsa gerçekte de onu yapıyor dedi. Sıradan medyayla blogların farkının reklam olduğunu söyledi. Bloglar daha içten ve reklam yapmadıkları için, kişinin gerçek tecrübesini yansıttığı için insanlara daha samimi görünüyor dedi. Yazmaya gönüllü olanlar için tavsiyeleri "Okuru düşünerek yazma veya başka birine anlatmak için bir şeyi okuma. Sadece yazmayı sevdiğin için, onsuz yapamadığın için yaz."
* Son oturum "Sosyal Medya ve Popüler Kültür"de Serdar Kuzuluoğlu ve Yüce Zerey'i dinledik. Dijital mecranın sosyalleşmeyi daha kolay hale getirdiğini ve ulaşılmazın yakın olduğundan bahsettiler. Aslında bizim o gün orada toplanmamız bile sosyal medyanın yarattığı bir sosyallikti.
Yüce Zerey: "Like" butonu yeni para birimi. Pazarlama açısından dislike yok, beğenmediğiniz şeylere ya bir yorum yazıyorsunuz ya da sadece öyle bakıp geçiyorsunuz."
"Sivridir Batar" Social Media Week'te şu zamana kadar dinlediğim en zevkli konuşmaydı. Tabii sohbet havasında ve sansürsüz olması ortamı eğlenceli hale getirdi.
Panelden geriye kalan notlarım...
*İlk gün konuşmacılar arasında(Türk Usulü Sosyal Medya) yer alan Mert Alemdar örnek alınası bir şahsiyet. Hani bir şekilde üniversiteden mezun olmuşuzdur ama aslında bitirdiğimiz bölümün hiç bize göre olmadığını anlarız. Ya onu değiştirmek için bir şeyler yaparız ya da kaderimize boyun eğer, istemediğimiz işi yapmaya devam ederiz. Mert Alemdar "Su Ürünleri" fakültesinden mezun olmuş ama şimdi Türkiye'nin en büyük ajans ve firmalarına sosyal medya hizmeti sağlıyor. Örnek alınası bir durum değil mi? Bir şeyi gerçekten istemek ve çalışmanın ne denli önemli olduğunun kanıtı.
İnsanları işe alırken tabii ki sosyal ağlarını inceliyor. Sürekli like'layanları değil, üretip like alanların işe alındığını söyledi. Eğer onunla çalışma gibi bir hayaliniz varsa bunları unutmayın :)
* Rabarba'dan Oğuz Savaşan ve Fırat Ertem'in yanında Erdil Yaşaroğlu da Türk Usulü Sosyal Medya'da konuşmacılar arasındaydı. O özellikle twitter'dan bahsetti ve onu kullanırken fazla kasmadığını, yanında olan biriyle nasıl konuşuyorsa oraya öyle yazdığını söyledi. Bir ara Nike'ın sosyal medya planlarından bahsedilirken sıfır bütçeyle insanlara nasıl ulaşılabileceği konuşuluyordu, Erdil Yaşaroğlu durur mu? "Sanki global marka değil kuruyemişçi!"
* Rabarba'dan tavsiyeler: Kelimelerle oynayın, klişelere takla attırın, gündemi yakalayın, politik hiciv yapın.
* Son oturum "Sosyal Medya ve Popüler Kültür"de Serdar Kuzuluoğlu ve Yüce Zerey'i dinledik. Dijital mecranın sosyalleşmeyi daha kolay hale getirdiğini ve ulaşılmazın yakın olduğundan bahsettiler. Aslında bizim o gün orada toplanmamız bile sosyal medyanın yarattığı bir sosyallikti.
Yüce Zerey: "Like" butonu yeni para birimi. Pazarlama açısından dislike yok, beğenmediğiniz şeylere ya bir yorum yazıyorsunuz ya da sadece öyle bakıp geçiyorsunuz."
Neler varmış:
bigumigu,
cem mumcu,
erdil yaşaroğlu,
event,
mekan,
mert alemdar,
rabarba,
sehir,
serdar kuzuluoğlu,
smwist,
social media week istanbul,
sosyal medya,
türk usulü sosyal medya,
twitter,
yüce zerey
1.2.11
Social Media Week - Istanbul
McCann Erickson'un organize edeceği Sosyal Medya Haftası dünyanın birçok başkentiyle eş zamanlı olarak 7-11 Şubat tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek. İlk kez 2009'da New York'ta düzenlenen etkinlik medyada geniş yer bulmuş ve 2010'da 6 şehire daha yayılmış. 2011'de ise bu şehirlerin arasına biz de katılıyoruz. Twitter'da tesadüfi bir şekilde rastladığım Social Media Week hesabını gördükten sonra sitelerinden programı inceleyince gerçekten çok heyecanlandım.
İster profesyonel, ister amatör olarak bu konuyla ilginenin ama sosyal medya artık hayatımızın bir parçası, o yüzden bu etkinlikte herkes kendine göre bir bölüm mutlaka bulacaktır. Benim gibi editörlük yapmak isteyip dijital medya üzerine yüksek lisans yapmayı düşünen biri için ise çok daha heyecan verici bir etkinlik bu. Modadan teknolojiye, futboldan reklama, gazetecilikten müziğe kadar birçok konu ve popüler konuşmacılar var.
Yanlış bilmiyorsam, tüm etkinlik internet üzerinden canlı yayınlacak. E konu sosyal medya ise bunun olmaması şaşırtıcı olurdu değil mi?
İlk iki günü Galatasaray Üniversitesi'nde, geri kalan üç gün Bilgi Üniversitesi'nde gerçekleştirilecek etkinliğin açılış ve kapanış partileri Nublu'da olacak. Seminer sonrası yorgunluk atmak için haftanın 5 günü Nublu toplanma mekanı olacak. Etkinlik saatinin gündüz olması tabii ki çalışan kesimi olumsuz yönde etkiliyor ama yine de katılımın iyi olacağını düşünüyorum. Bigumigu'dan Sosyal Medya Trendleri'nin kontenjanı çoktan doldu bile!
Social Media Week'e katılım tamamen ücretsiz, yalnız, katılım günlere göre değil etkinliklere göre yapılıyor. Toplam 27 ayrı başlığa sahip olan programdan kendime 17 tanesini seçtim. Sizde kontenjan dolmadan etkinliklerde yerinizi alın! Umarım o zamana kadar bir aksilik olmaz ve orada görüşürüz. Kimler geliyor, görelim?
Program, kayıt ve daha fazlası için Social Media Week website, facebook, twitter.
Neler varmış:
citylife,
etkinlik,
event,
istanbul,
mccann erickson,
media,
mekan,
sehir,
smw,
smwist,
social media week,
social media week istanbul,
sosyal medya,
ücretsiz etkinlik
26.1.11
Blogger's Base
Daha önce Musicincolors ve Musicalife kardeş sitelerinin sahibi Hayalsu'dan size bahsetmiştim, bugün kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Panel sonrası Bloggers Base'i çok duyduğunu ve merak ettiğini söyleyince bizde merakımızı gidermek için Serdar-ı Ekrem yollarına düştük. İstanbul'un aşırı yağmurlu ve benimde topuklu ayakkabı giydiğim bir güne denk gelmesi haricinde iyi ki Bloggers Base'e gitmişiz.
İçeri girince plaklarla dolu bir giriş sizi karşılıyor. Daha sonra ufak bir Cafe Nero köşesi ve Blogger'ların kuşatma alanı! Orda kullanabileceğiniz notebook'lar mevcut. İnanılmaz güzel seçilmiş kitaplar ve objeler var. Hani "çok sıcak bir ortam" derler ya klişe deyişle, aynen öyle. Ben çok sevdim, bir dahaki sefere orada daha çok zaman geçirmeyi, hatta bir an önce tekrar gitmeyi planlıyorum. Tabii İstanbul havası kendine gelince!
Neler varmış:
bbase,
bloggers base,
city life,
citylife,
galata,
istanbul,
mekan,
serdar-ı ekrem
Dijital Deryada Gazetecilik
SAE Institute tarafından Salon İKSV'de düzenlenen Dijital Deryada Yaratıcılık konulu paneline katıldım bugün. İlk duyduğumda çok ilgimi çekmişti ve gitmem gerektiğini düşündüm. 3 bölümlü panelin ilk bölümüne katıldım.
Hurriyet.com.tr genel yayın yönetmeni Fatih Çekirge yazılı basından dijital dünyaya geçişte kendi yaşadıklarını paylaştı. Hurriyet'in yaptıklarından ve ilerde dijital basının nereye gideceğinden bahsetti. Monologdan, diyaloğa dönen haber düzeninde ilerde yorumcuların daha fazla rol alacağını, gazetecilerinde o günkü bir olay hakkında yarınki gazete yazısını beklemeden anında 1 paragraflık yorumlarının habere ekleneceğini söyledi. Gazetenin bir sonraki günü, televizyonun o anı ve internetin o an televizyona ulaşamayanlar için sıcak haberi anında sunduğunun özellikle altını çizdi.
Netbook Media reklam şirketi CEO'su Emre Tümer'de internette reklam oranlarının dünü ve bugünü kısa bir özet geçti. Hoşunuza gitmese bile, bence reklamlar olmadan internet gazeteciliğinin ilerlemesi bu kadar kolay olmazdı. İşin içine para girince bazı şeyler biraz değişiyor ama onlar olmadan bu kadar hızlı bilgi akışına ulaşmamız zor.
Üçüncü konuşmacı Bilgi Üniversitesi'nden Doç Dr Aslı Tunç daha çok blogger'lardan ve halkın habere nasıl etki ettiğinden bahsetti. Verdiği örneklerde İngiltere metrosundaki patlama vardı. İlk 6 saat içinde BBC dahil hiçbir haber kanalı olay yerine ulaşamazken ilk görüntüler Youtube'a düşmüştü. O 6 saat içinde BBC'ye gelen mail, SMS, video kayıtları ise sınırsız ve bütün kanallar haberlerinde o amatör görüntüleri kullanmışlardı. Konuşmanın sonunda değindiği en önemli konu "Gazeteler ölebilir ama gazetecilik asla". Yüzde yüz doğru çünkü gazeteler iPad'e de geçse orda yazılanların içeriği her zaman önem taşıyacaktır. Haber sadece başlıktan ibaret değil, okurken hala içinde neler yazdığına dikkat ediyoruz. Zaten internet gibi sonsuz bir ortamda iyilerle kötüleri birbirinden ayırmak artık çok kolay.
Son konuşmacı IP TV derneği başkan vekili Atıf Ünaldı idi. Katılımcılara sorduğu ilk soru "Aranızda navigasyon ve iPad kullan var mı?" oldu. 3-5 kişi haricinde kimse kullanmıyordu ve bunu Amerika'da sorsa oranın %80'lere çıkacağını söyledi. Biz genelde 3-5 yıl arasında o oranlara yaklaşıyormuşuz. Evet haklı ama bence Amerika'yla Türkiye'yi karşılaştırmak pek doğru değil çünkü bizdeki alım gücüyle ordaki arasında dağlar kadar fark var. Bu tamamen ekonomiyle ilgili bir durum. Değil iPad, evinde bilgisayar olmayan, memur maaşıyla kıt kanaat geçinen bir çoğunluğun olduğu ülkeyle Amerika gibi kişi başına düşen yıllık ortalama geliri $46.000'lerde olan bir ülkeyi karşılaştırmak zor bence. Ayrıca ilerde bilgisayar kullanmayacağımızdan, önümüzdeki 10 sene içinde telefon kabinleri gibi yerlerden internetle ilgili bütün işlemlerimizi yapabileceğimizden bahsetti. Gelecek teknolojisiyle ilgileniyorsanız Atıf beyi mutlaka takip edin.
Salon İKSV ve SAE Institute'a böyle yararlı bir panel düzenledikleri, konuşmacılarada yararlı bilgilerini bizlerle paylaştıkları için teşekkür ederim ama ilk oturumda her konuşmacının en azından yarım saate ihtiyacı vardı bence, belki bir dahaki sefere...
Neler varmış:
citylife,
dijital deryada yaraticilik,
dijital gazetecilik,
hurriyet,
mekan,
panel,
sae institute,
salon iksv
17.9.10
Grand Bazaar - History Smells Good
So many shopping malls opening in the world-everywhere. They are huge, reachable and we could find everything in one place. Except of that Grand Bazaar is still the most beautiful one. Grand Bazaar located in Istanbul, Turkey - one of the oldest(since 1461) shopping center in the world. Silvers, golds, kaftans, hand made plates blinks you from shopping windows. They all seems beautiful to you. Even if you don't want to buy something, you could go there just for great Turkish coffee.
My mom always says "Buy less, but what you buy should be timeless and have good quality". I didn't keep her words before but for 1 year I understand what she tried to told me. We all fooled by stores discount news. We tried to reach and buy all the things that cheap and nice. For sure its not conscious shopping, we lose themseves in stores. When you stop and think about that you'll see you have many clothes or accessories that you bought cheap but don't use anymore. When I thought to bring limits to my accesories buying last year, I came across to very nice store in Grand Bazaar. Its full of silvers, gemstones like ruby, sapphire, emerald and semi-precious stones like amethyst, amber, onyx. Me and mom spent three ours in that little store! We found amazing things. They are starting from average prices and go up to thousand dolars. So I decided to buy less but great. Don't forget to shop from your local stores. They always have best things but when we are living in one place we generally can't see its precious things.
Kocaman alışveriş merkezleri açıladursun içlerinde hala en güzeli ve en kendine has olanı Kapalıçarşı'dır. Pırıl pırıl vitrinler, o vitrinlerden size göz kırpan gümüşler, altınlar, kaftanlar, tabaklar o kadar güzel görünür ki gözünüze. Düşünsenize 1461'de açılan bir yer, neler görmüş geçirmiş. Osmanlı zamanını canlandırın kafanızda, fesleriyle kaftanlarıyla orada dolaşan insanlar gelir gözlerinizin önüne.
Bir şey alacak olmasanız bile sadece o güzel atmosferi yaşamak, güzel bir Türk kahvesi içmek için uğrayabilirsiniz oraya.
Annem her zaman "az ama kaliteli ve zamansız şeyler al" diye söyler bana. Eskiden onun bu dediklerine önem vermezdim ama geçen seneden beri onun sözünü tutmaya çalışıyorum. Mağazalarda kocaman gördüğüm %50, %70'lere kanmadan sadece ihtiyacım olan ve gerçekten üstümde güzel duran şeyleri almaya çalışıyorum. Bunun Kapalıçarşı ile alakası ne derseniz, oraya gelmek üzereyim. Ben eskiden beğendiğim her takıyı almaya çalışırdım. Tabii pahalı olanları değil, accesorize, claire's gibi uygun mağazalarda ya da pasajlarda gördüğüm güzel, ucuz ama çabucak deforme olan şeyleri alırdım hep. Sonra bu ucuz diye aldığım şeylerin aslında çok masraflı olduğunu fark ettim. Çok beğenerek aldığım bir küpe 3-4 kez kullandıktan sonra kararıyordu böyle olunca takmak istemiyordum tabii. Takılarıma bir sınırlama getirmeyi düşündüğüm sırada annemle Kapalıçarşı'da çok güzel bir dükkan keşfettik.Doğal taşlar ve gümüşlerle dolu küçücük dükkan daha ilk gidişimizde bizi içine aldı ve 2 metrekarelik yerde farkına varmadan 3 saat geçirdik. İşte orda edindiğim takılar hayatım boyunca takabileceğim, hatta ilerde çocuklarıma bırakabileceğim kadar güzel şeyler. Aklınıza sakın aşırı pahalı şeyler gelmesin. Aldıklarım içinde küçük yakut, zümrüt taşları olan gümüş aksesuarlar. Taşları 1. kalite olmadığı için fiyatları çok uygun. Fikriniz olması için fiyat vereyim; gümüş bilezik $35, zümrüt damlalı küpe $45, annemin aldığı 5 farklı taştan oluşan 4 sıralı kolye $300 civarı, ametist takımlar 40 TL, yüzükler 15 TL'den başlayıp ağırlığına göre daha yukarılara çıkıyor.
Yanı başınızda duran bu şahane yerin değerini bilin, Kapalıçarşı sadece turistlerin gezeceği bir yer değil.
Photos taken randomly in grand bazaar by me. i don't have professional cam but try to do my best. Click on them to see original size.
Fotoğraflar kapalıçarşı'da tarafımdan çekildi. profesyonel kameram yok ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Üzerlerine tıklayınca orjinal boyutunda görüntüleyebilirsiniz.
My mom always says "Buy less, but what you buy should be timeless and have good quality". I didn't keep her words before but for 1 year I understand what she tried to told me. We all fooled by stores discount news. We tried to reach and buy all the things that cheap and nice. For sure its not conscious shopping, we lose themseves in stores. When you stop and think about that you'll see you have many clothes or accessories that you bought cheap but don't use anymore. When I thought to bring limits to my accesories buying last year, I came across to very nice store in Grand Bazaar. Its full of silvers, gemstones like ruby, sapphire, emerald and semi-precious stones like amethyst, amber, onyx. Me and mom spent three ours in that little store! We found amazing things. They are starting from average prices and go up to thousand dolars. So I decided to buy less but great. Don't forget to shop from your local stores. They always have best things but when we are living in one place we generally can't see its precious things.
Kocaman alışveriş merkezleri açıladursun içlerinde hala en güzeli ve en kendine has olanı Kapalıçarşı'dır. Pırıl pırıl vitrinler, o vitrinlerden size göz kırpan gümüşler, altınlar, kaftanlar, tabaklar o kadar güzel görünür ki gözünüze. Düşünsenize 1461'de açılan bir yer, neler görmüş geçirmiş. Osmanlı zamanını canlandırın kafanızda, fesleriyle kaftanlarıyla orada dolaşan insanlar gelir gözlerinizin önüne.
Bir şey alacak olmasanız bile sadece o güzel atmosferi yaşamak, güzel bir Türk kahvesi içmek için uğrayabilirsiniz oraya.
Annem her zaman "az ama kaliteli ve zamansız şeyler al" diye söyler bana. Eskiden onun bu dediklerine önem vermezdim ama geçen seneden beri onun sözünü tutmaya çalışıyorum. Mağazalarda kocaman gördüğüm %50, %70'lere kanmadan sadece ihtiyacım olan ve gerçekten üstümde güzel duran şeyleri almaya çalışıyorum. Bunun Kapalıçarşı ile alakası ne derseniz, oraya gelmek üzereyim. Ben eskiden beğendiğim her takıyı almaya çalışırdım. Tabii pahalı olanları değil, accesorize, claire's gibi uygun mağazalarda ya da pasajlarda gördüğüm güzel, ucuz ama çabucak deforme olan şeyleri alırdım hep. Sonra bu ucuz diye aldığım şeylerin aslında çok masraflı olduğunu fark ettim. Çok beğenerek aldığım bir küpe 3-4 kez kullandıktan sonra kararıyordu böyle olunca takmak istemiyordum tabii. Takılarıma bir sınırlama getirmeyi düşündüğüm sırada annemle Kapalıçarşı'da çok güzel bir dükkan keşfettik.Doğal taşlar ve gümüşlerle dolu küçücük dükkan daha ilk gidişimizde bizi içine aldı ve 2 metrekarelik yerde farkına varmadan 3 saat geçirdik. İşte orda edindiğim takılar hayatım boyunca takabileceğim, hatta ilerde çocuklarıma bırakabileceğim kadar güzel şeyler. Aklınıza sakın aşırı pahalı şeyler gelmesin. Aldıklarım içinde küçük yakut, zümrüt taşları olan gümüş aksesuarlar. Taşları 1. kalite olmadığı için fiyatları çok uygun. Fikriniz olması için fiyat vereyim; gümüş bilezik $35, zümrüt damlalı küpe $45, annemin aldığı 5 farklı taştan oluşan 4 sıralı kolye $300 civarı, ametist takımlar 40 TL, yüzükler 15 TL'den başlayıp ağırlığına göre daha yukarılara çıkıyor.
Yanı başınızda duran bu şahane yerin değerini bilin, Kapalıçarşı sadece turistlerin gezeceği bir yer değil.
Photos taken randomly in grand bazaar by me. i don't have professional cam but try to do my best. Click on them to see original size.
Fotoğraflar kapalıçarşı'da tarafımdan çekildi. profesyonel kameram yok ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Üzerlerine tıklayınca orjinal boyutunda görüntüleyebilirsiniz.
Neler varmış:
citylife,
grand bazaar,
historical places,
istanbul,
kapalıçarşı,
mekan,
myphotos
6.2.10
Flavio
In my birthday Istanbul was snowy and everywhere wrapped around white. So my birthday delayed for one week. Lately we choose places that we heard much about it but never have time to go. Friends sent me message: "We will be at Flavio in thursday evening, c ya". Weather was so cold again but we got warm when went to Flavio. Its not a big place but has a great atmosphere. There is lot of great Italian food in Flavio's menu. I prefered Ravioli with pesto and 5 cheese. One of my friend ate special Pizza with steak, mushroom and onions. It shapes like an eye and ingredients are in the middle of pizza. Before main meal they served focaccia bread with some Italian starters for treat us.
You can create your own pizza by choosing extra toppings on Margherita. Also they have long beverage menu, its hard to choose but they help you :) Menu is written inside in old vinyl covers and bill comes in DVD case. I like this little details.
There is lot of Italian Restaurants in Istanbul but Flavio's difference is its staff. They are so kind and treats friendly to you. If you're working in Beyoğlu or if you're there in lunch time you should go there because they have economic meals in between 12:00 to 14:00 pm. Great chance to taste delicious meals :)
You can create your own pizza by choosing extra toppings on Margherita. Also they have long beverage menu, its hard to choose but they help you :) Menu is written inside in old vinyl covers and bill comes in DVD case. I like this little details.
There is lot of Italian Restaurants in Istanbul but Flavio's difference is its staff. They are so kind and treats friendly to you. If you're working in Beyoğlu or if you're there in lunch time you should go there because they have economic meals in between 12:00 to 14:00 pm. Great chance to taste delicious meals :)
------------------------------
Doğum günümde her yer bembeyaz ve kesinlikle dışarı çıkılmayacak bir haldeydi. Hani İstanbul'u bembeyaz yapan ilk kar günü :) Yakın arkadaşlarımla kutlamamız 1 hafta ertelendi tabii ki. Pazartesi günü gelen mesajda "Perşembe günü Flavio'dayız hep birlikte" demişlerdi. Son zamanlarda doğum günleri için daha önce duyduğumuz ama gitmediğimiz yerleri tercih ediyoruz. Bu seferde Asmalımescit'deki Flavio'yu seçmişlerdi.
Asmalı'daki kalabalığın başlamadığı, hatta baya boş olduğu saatleri seçmiştik.
Hava yine inanılmaz soğuktu ama içeri girince anında ısındık. Geç kalan bir arkadaşımızı beklerken yavaştan menüye göz atmaya başladık. Küçük, samimi, sıcak, loş bir ortamı olan Flavio'da birbirinden güzel İtalyan lezzetleri var, hepsinden azar azar denemek istiyor insan. Benim tercihim -ceviz ve karabiber soslu beş peynirli ravioli- oldu(enfesti!). Genelde makarna tercih ettik ama bir daha ki sefere mutlaka pizzalarını tadacağım. Arkadaşımın yediği pizza -yeme de yanında yat- türünden birşeydi. Göz şeklinde ve malzemenin ortasında buluştuğu pizza gerçekten güzel görünüyordu. Yemekten önce gelen sıcacık ekmek, zeytinyağı ve domatesle mozarella'nın buluştuğu aperatif ikramlardan sonra yemek gelmeseydi bile şikayet etmezdim herhalde :)
Pizzanızı margherita üstüne eklediğiniz diğer malzemelerle sizde yaratabiliyorsunuz. Pesto soslu karabiberli tagliatelle yiyen arkadaşım pestosunu az kremasını çok bulmuş mesela, o yüzden aklınızda olsun eğer yemeğinize eklemek istediğiniz ya da az olmasını istediğiniz birşey varsa önceden belirtin.
İçecek menüleri de gayet geniş, o yüzden karar vermek zor oluyor. Nasıl bir tat aradığınızı biliyorsanız, önerilere kulak verin, pişman olmuyorsunuz :)
Küçük detaylar: Menü eski plak kapakları içine yazılmış bir şekilde, hesapta dvd kutusunda geliyor. Böyle küçük ama güzel detayları seviyorum.İşletmesi sanırım yakın zamanda değişmiş, önceki halini bilmiyorum ama ben bu halini çok beğendim. Diğer İtalyan restoranlarından farkı ne derseniz kesinlikle personeli diyebilirim, çok cana yakın ve sempatik insanlar. Bu arada Beyoğlu'da çalışıyorsanız ya da öğle saatlerinde yolunuz o taraflara düşerse Flavio'nun hazırladığı gayet ekonomik menüler var. Güzel tatları denemek için iyi bir fırsat olabilir :)
*Meydandan tünele doğru inerken sağda Adidas Originals mağazasının olduğu sokağa girince solda Flavio'yu göreceksiniz.
Earth Cafe Restaurant
İtiraf etmeliyim, Forum İstanbul açılmadan önce oranın öyle büyük ve güzel mağazalarla dolacağını hiç düşünmemiştim. İçinde birkaç iyi marka olan ama gerisi boş olan, belki Ikea'ya gidileceği zaman uğranan bir yer olacağını zannediyordum. Belkide semt yüzünden öyle bir önyargıya varmışımdır, bilemiyorum.
Hafta içi gittiğiniz zaman rahat rahat alışveriş yapabileceğiniz, birçok markanın bulunduğu ve sinemasının gayet iyi olduğu bir yermiş oysa ki. Ayrıca ulaşımı da çok rahat.
Fena bir food court'u yok ama asıl dikkatimi çeken Cookshop ve Kitchenette gibi mekanların bulunması.
Yalnız onlara bir rakip daha gelmiş. Earth Cafe-Restaurant. Geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımla havaların karlı olması yüzünden bize ulaşım açısından kolay olduğundan buluşmak için Forum'u seçtik. Onları beklerken tesadüfen gördüm Earth Cafe'yi, alt kaltta Intersport'un hemen yanında. İçerden girişi hiç dikkat çekmiyor. Dışardan girerseniz görmeniz daha kolay. Orayı gördüğüm zaman gidip denenmeli diye düşündüm, meğerse arkadaşlarımında aklında orası varmış. Böylece Earth Cafe'ye doğru yollandık.
Girişi sizi yanıltmasın, içerisi oldukça büyük ve ferah bir mekan. Haftasonları nasıl olur bilmiyorum ama biz gittiğimizde 5-6 masa doluydu sadece. Dekorasyon ahşap ağırlıklı, çok rahat koltukları ve bar tarzı bölümü de mevcut. Dekorasyonda en beğendiğim şey baştan aşağı cam kapılı kocaman kitaplıktı. İçinde her türlü kitapları bulabileceğiniz kitaplıkta atlı karınca, büyüteç, noel baba gibi çok şeker dekorasyon öğeleride vardı.
Menüye gelirsek, çok geniş bir başlangıçlar bölümünün ardından 5-6 çeşit hamburger çeşidi, pizza, makarna, tavuk, et ve vejeteryan bölümü var. Patatesleri de unutmamalıyım tabi :) Çok lezzetli 4 çeşit patatesleri var. Yanlış hatırlamıyorsam ana yemeklerin fiyatı 15-35 TL arası. Porsiyonlar çok büyük ve doyurucu. En önemlisi de sürekli başınızda dikilen, "başka bir isteğiniz var mı, yoksa gidin!" bakışıyla sizi süzen elemanlar yok. Hatta o kadar rahat ki, ev ortamındaymış gibi hareket edebilirsiniz.
Çıkmadan önce lavaboya uğrarsanız orda bile ne kadar dikkat çekici davrandıklarını göreceksiniz. Kütük şeklinde lavabolar, tuvaletlerin üstünde neon ışıklarla yazılan "Save the Planet" sloganı gibi :)
Dip not: Haftasonları açık büfe kahvaltıları da oluyormuş. Ücreti kişi başı 15 TL.
Neler varmış:
earth cafe restaurant,
eatdrink,
forum istanbul,
mekan,
yeme-içme
14.12.09
Nando's - Peri peri mmm
Aslında bugünkü niyetim galatamoda'nın son gününe yetişmek ne var ne yok diye bakmaktı ama dışarı çıktığımda dondurucu soğuğun yüzüme çarpmasıyla fikrimi değiştirmek zorunda kaldım. Saat 3'e yaklaştığında iyice acıkmaya başlamıştım ve uzun zamandır methini duyduğum ama gitmediğim Nando's'u denemeye karar verdik. Cevahir alışveriş merkezi'nin en üst katında kapanan pizza hut'ın yerine açılmış Nando's.
Afrika'nın peri peri sosu kullanılarak portekiz usulü pişirilen tavuklarıyla ünlü olan Nando's'ta bizi gerçekten güleryüzlü bir ekip karşıladı.
Ahşap duvar ve masaların yer aldığı restoranda, orta tavanda kullanılan kırmızı biber şeklindeki lambalar mekana ayrı bi güzellik katmış. bir tanesini alıp eve götürmeyi çok isterdim :)
Masamıza oturunca "buraya ilk gelişiniz mi?" sorusuna "evet" cevabını alınca garson bize soslar ve tavuk hakkında bazı bilgiler verip yardımcı oldu.
Lemon & herb, medium, hot ve extra hot olmak üzere acı derecelerine göre ayrılmış dört farklı sostan birini seçerek tavuğunuzu istiyorsunuz. Çok acı olabilir düşüncesiyle başlangıç için medium'u seçtik ama daha sonra masada bulunan hot sosu denedim. Acı sevenler için cidden harikaymış onu anladım.aldığınız tavuğun yanına 2 yan ürün seçebiliyorsunuz. Cola, sprite tarzı gazlı içecekleri seçerseniz sınırsız içebiliyorsunuz. Biz madeira red(sprite ve nar karışımı) ve lemon drop'u(sprite, limon,vanilya) tercih ettik içecek olarak. Garsonun söylediğine göre meyveler taze olarak Güney Afrika'dan getirtiliyormuş.
Bu arada en çok tercih edilen nando's klasikleri olan çeyrek ya da yarım tavukmuş, biz çeyrek istedik ama bir dahaki sefere aynı siparişi vericeğimi sanmıyorum. Kemiksiz bir tavuğu tercih ederim. Özellikle bana tavuğun en kemikli yeri gelmişti yemesi baya sinir bozucu oluyor haliyle.
Servis hızının harika olduğunu söylemeliyim. Çok bekleyebileceğimizi düşünmüştük ama siparişimiz gerçekten kısa sürede önümüzdeydi.Tam kalkarken yan masamızdaki sipariş dikkatimizi çekti. masanın üstünde dikey duran bir şiş vardı, gerçekten farklı ve başarılı bir sunumdu.
Güzel bir lezzeti tatmış olarak bir dahaki sefere buluşmak üzere nando's'tan ayrıldık.
* 6 Ocak 2010'da gelen edit: Sevgili Nando's ekibi yazımı okuduktan sonra iletişim bilgilerimi istedi ve bana 1 adet güzel soslarından, nando's tavuk fırçası, nando's kitapçıkları ve blogdaki yazıma dair çok güzel bir mektup gönderdi. Bende onlara bu ince davranışları için teşekkür ediyorum :)
Subscribe to:
Posts (Atom)















