26.1.11

Blogger's Base

Daha önce Musicincolors ve Musicalife kardeş sitelerinin sahibi Hayalsu'dan size bahsetmiştim, bugün kendisiyle tanışma fırsatım oldu. Panel sonrası Bloggers Base'i çok duyduğunu ve merak ettiğini söyleyince bizde merakımızı gidermek için Serdar-ı Ekrem yollarına düştük. İstanbul'un aşırı yağmurlu ve benimde topuklu ayakkabı giydiğim bir güne denk gelmesi haricinde iyi ki Bloggers Base'e gitmişiz.
İçeri girince plaklarla dolu bir giriş sizi karşılıyor. Daha sonra ufak bir Cafe Nero köşesi ve Blogger'ların kuşatma alanı! Orda kullanabileceğiniz notebook'lar mevcut. İnanılmaz güzel seçilmiş kitaplar ve objeler var. Hani "çok sıcak bir ortam" derler ya klişe deyişle, aynen öyle. Ben çok sevdim, bir dahaki sefere orada daha çok zaman geçirmeyi, hatta bir an önce tekrar gitmeyi planlıyorum. Tabii İstanbul havası kendine gelince!





Dijital Deryada Gazetecilik

SAE Institute tarafından Salon İKSV'de düzenlenen Dijital Deryada Yaratıcılık konulu paneline katıldım bugün. İlk duyduğumda çok ilgimi çekmişti ve gitmem gerektiğini düşündüm. 3 bölümlü panelin ilk bölümüne katıldım.
Hurriyet.com.tr genel yayın yönetmeni Fatih Çekirge yazılı basından dijital dünyaya geçişte kendi yaşadıklarını paylaştı. Hurriyet'in yaptıklarından ve ilerde dijital basının nereye gideceğinden bahsetti. Monologdan, diyaloğa dönen haber düzeninde ilerde yorumcuların daha fazla rol alacağını, gazetecilerinde o günkü bir olay hakkında yarınki gazete yazısını beklemeden anında 1 paragraflık yorumlarının habere ekleneceğini söyledi. Gazetenin bir sonraki günü, televizyonun o anı ve internetin o an televizyona ulaşamayanlar için sıcak haberi anında sunduğunun özellikle altını çizdi.
Netbook Media reklam şirketi CEO'su Emre Tümer'de internette reklam oranlarının dünü ve bugünü kısa bir özet geçti. Hoşunuza gitmese bile, bence reklamlar olmadan internet gazeteciliğinin ilerlemesi bu kadar kolay olmazdı. İşin içine para girince bazı şeyler biraz değişiyor ama onlar olmadan bu kadar hızlı bilgi akışına ulaşmamız zor.
Üçüncü konuşmacı Bilgi Üniversitesi'nden Doç Dr Aslı Tunç daha çok blogger'lardan ve halkın habere nasıl etki ettiğinden bahsetti. Verdiği örneklerde İngiltere metrosundaki patlama vardı. İlk 6 saat içinde BBC dahil hiçbir haber kanalı olay yerine ulaşamazken ilk görüntüler Youtube'a düşmüştü. O 6 saat içinde BBC'ye gelen mail, SMS, video kayıtları ise sınırsız ve bütün kanallar haberlerinde o amatör görüntüleri kullanmışlardı. Konuşmanın sonunda değindiği en önemli konu "Gazeteler ölebilir ama gazetecilik asla". Yüzde yüz doğru çünkü gazeteler iPad'e de geçse orda yazılanların içeriği her zaman önem taşıyacaktır. Haber sadece başlıktan ibaret değil, okurken hala içinde neler yazdığına dikkat ediyoruz. Zaten internet gibi sonsuz bir ortamda iyilerle kötüleri birbirinden ayırmak artık çok kolay.
Son konuşmacı IP TV derneği başkan vekili Atıf Ünaldı idi. Katılımcılara sorduğu ilk soru "Aranızda navigasyon ve iPad kullan var mı?" oldu. 3-5 kişi haricinde kimse kullanmıyordu ve bunu Amerika'da sorsa oranın %80'lere çıkacağını söyledi. Biz genelde 3-5 yıl arasında o oranlara yaklaşıyormuşuz. Evet haklı ama bence Amerika'yla Türkiye'yi karşılaştırmak pek doğru değil çünkü bizdeki alım gücüyle ordaki arasında dağlar kadar fark var. Bu tamamen ekonomiyle ilgili bir durum. Değil iPad, evinde bilgisayar olmayan, memur maaşıyla kıt kanaat geçinen bir çoğunluğun olduğu ülkeyle Amerika gibi kişi başına düşen yıllık ortalama geliri $46.000'lerde olan bir ülkeyi karşılaştırmak zor bence. Ayrıca ilerde bilgisayar kullanmayacağımızdan, önümüzdeki 10 sene içinde telefon kabinleri gibi yerlerden internetle ilgili bütün işlemlerimizi yapabileceğimizden bahsetti. Gelecek teknolojisiyle ilgileniyorsanız Atıf beyi mutlaka takip edin.
Salon İKSV ve SAE Institute'a böyle yararlı bir panel düzenledikleri, konuşmacılarada yararlı bilgilerini bizlerle paylaştıkları için teşekkür ederim ama ilk oturumda her konuşmacının en azından yarım saate ihtiyacı vardı bence, belki bir dahaki sefere...

25.1.11

Personal | 25th B-Day!

25th of January and it's my 25th birthday. When I was seventeen, 25 seems like 30's... Actually I feel great now. Still look younger than my age, thanks to my genes!
Also it's not just about appearance, 25 is the age that you feel stronger than ever. I think more before act but at the same time I want to have fun in life. Thinking about future but also enjoy like future is not coming. Reading, writing and listening more... Because life is beautiful when you're learning more. They say ignorance is bliss but I found happiness in knowledge.
I love my life and people around me, happy to born 25 years ago :)

Ocak'ın 25'i ve bugün 25. yaş günüm. 17 yaşındayken 25 bana 30'lu yaşlar gibi görünürdü ama şu an gayet iyi hissediyorum. Genlerime çok şey borçluyum, hala yaşımdan küçük gösteriyorum.

Aslında görünüş falan bir kenara, hayata karşı insanın duruşunun daha sağlamlaştığı bir yaş dilimine girdim. Adımlarımı atarken daha çok düşünüyorum ama aynı zamanda hayatın tadını da kaçırmıyorum. Hem geleceği düşünüp, hemde "gelecek" gelmeyecek gibi o anın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Daha çok okuyorum, yazıyorum, dinliyorum... Çünkü hayat öğrendikçe çok daha güzel ve yaşanabilir bir hale geliyor. Cehalet mutluluktur demişler ama ben mutluluğu bilgide buluyorum.
Hayatı ve çevremdeki insanları çok seviyorum, iyi ki bu dünyaya gelmişim :)

22.1.11

Frida Kahlo and Diego Rivera at Pera Museum

Pera Museum is one of the best located art place in Istanbul. Museum opened in 2005 in beautiful old building. If you visit Istanbul, you'll probably walk around in Taksim and you should visit Pera Museum there too. Frida Kahlo-Diego Rivera from the Gelman collection started in 23rd of December 2010 and lasts to 20 March. Everyone in the city asks each other "Did you visit Frida exhibition?". Finally I went there 2 days ago. Maybe you saw Frida's movie or read about her life. It was full of pain, 20+ operations, a mad love and painting. She was "Woman of pain". But that made her stronger, you can see that strong face in her self-portraits and its like she's against to world. When you see her photographs and then see her self-portraits you'll see how realistic she is. She didn't paint herself as she wants to be, she painted how she is - never changed anything in her face.
There is also her husband Diego Rivera's paintings. When Frida meets Diego, he was famous painter in Mexico but it seems like Frida passed his fame. They feed each other in politics and shared so many things but I believe that they're so different in painting, Frida is more realistic and sharp.
Pera Müzesi, İstanbul'da en güzel yerlerden birine konuşlanan müzelerin başında geliyor. 2005 yılından beri Tepebaşı'na sanat taşıyor. 23 Aralık'ta Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisini başlattığından beri şehrin en konuşulan etkinliğine imza attı. Herkes birbirine "Frida'ya gittin mi?" diye soruyor. İnsanlarda bu merakı yaratmak bile büyük bir başarı.
Frida Kahlo'nun hayatını okuyanlarınız ya da filmini izleyenleriniz vardır belki. Meksika'nın kuşkusuz en ünlü kadın ressamı olan Frida'nın hayatı çocuk felci, daha sonra geçirdiği ağır kaza, 20'den fazla ameliyat ve delice bir aşk ve resimle geçmiş. Yani onun için "Acıların Kadını" dersek hiçte abartmış olmayız. Yaşadıkları onu ezmemiş hatta tam tersine onu çok güçlü kılmış. Oto-portlerinde yüzündeki o sert ve dünyaya karşı duran tavrını görebiliyorsunuz. Fotoğraflarına bakınca oto portrelerinin çok gerçekçi olduğunu, kendisini olmak istediği gibi değil olduğu gibi çizdiğini göreceksiniz.
Sergide Frida'nın kocası Diego Rivera'nında tabloları mevcut. Diego, Frida'yla tanıştığında Meksika'da ünlü bir ressamdı ama Frida'nın onun ününü geçtiğini hissediyorsunuz. Frida tablolarını yaparken eşi yanında olsa da ben onların resimlerinin çok farklı olduklarını düşünüyorum. Siyasi ve fikir anlamında birbirlerinden beslenmiş olsalarda Frida'nın tabloları çok daha keskin.
Neredeyse bütün tabloların fotoğraflarını çektim ama sadece birkaç tanesini sizinle paylaşacağım, çünkü oraya gidip sergiyi gezmenizi isterim.

1- Photo by Bernard Silberstein / Frida paints self-portrait while Diego observes - 1940
2- Self-portrait as Tehuana (Diego in my thoughts) by Frida Kahlo - 1943
3- Portrait of Diego Rivera by Frida Kahlo - 1937
4- Self-portrait MCMXLI by Frida Kahlo - 1941
5- Portrait of Natasha Gellman by Diego Rivera - 1943
6- Photo by Nickolas Murray / Frida Kahlo in New York - 1946
Other exhibition in Pera Museum is Scenes from Tsarist Russia, 19th Century Russian Classics. Masterpieces from Russian Museum Collection is like history in the paintings. I must confess that I like this exhibition more than Frida's. Tolstoy's portrait by Nikolai Yareshenko is awesome, like he's staring at you. My favourite is huge and glamorous Konstantin Makovsky painting that made in 1869.
Pera müzesinin aydınlatması ve yerleşimi harika. Bazı sergilerde mesela ışık çok az ya da çok fazla olunca gözünüz yoruluyor ve baktığınız şeye odaklanamıyorsunuz. Pera'da ise her şey yerli yerinde.
Şu anda orda sergilenen bir diğer şey ise Çarlık Rusyası'ndan Sahneler, 19. Yüzyıl Rus Klasikleri. Rus Devlet Müzesi'nin koleksiyonundan seçilen klasikler tarihin tablolara dökülmüş hali. İtiraf etmem gerekiyor ki, onları gezerken Frida'dan çok daha fazla zevk aldım. Tolstoy'un portresine bakınca gözlerinin sizin üzerinizde olduğunu zannediyorsunuz. Konstantin Makovski'nin 1869'da çizdiği tablo ise en görkemlilerden biri. O tablodan 10'larca portre çıkar, o kadar muhteşem ki.


1- National Fete During Shrovetide on Admiralty Square in St.Petersbug by Konstantin Makovsky - 1869
2- Yule Fortune-Telling by Nikolai Pimonenko - 1888
3- Portrait of an Unknown Woman by Nikolai Yaroshenko - 1893
4- Portrait of the Writer Leo Tolstoy by Nikolai Yaroshenko - 1894


Also there is a collection of Suna and İnan Kıraç foundation which includes orientalist painting, Kütahya tiles and ceramics... In short; unique art about Ottoman and Turkey. Must see: The Tortoise Trainer famous painting by Osman Hamdi Bey.
Don't forget to drink in Pera Cafe and in the end visit Art Shop.
For more: visit Pera Museum's site.
Düşlerin Kenti İstanbul'da da "Kaplumbağa Terbiyecisi"sini dünya gözüyle görmeyi unutmayın. Eski Fransız cafe'lerini andıran Pera Cafe'de giriş katta sanatseverleri bekliyor.
Pera Müzesi etkinliklerinden haberdar olmak için buraya tıklayarak siteye ulaşabilirsiniz.


21.1.11

Recently Loved

* James Blake - The Wilhelm Scream (Live)







* Gypsy and The Cat - Time to Wander







* She and Him - Don't Look Back







* Smith Westerns - Weekend







* The Drums - Man and The Moon







* Crystal Castles ft. Robert Smith - Not In Love


17.1.11

Golden Globe Awards 2011 - LIVE

Ödül gecelerine bayılırım! Saat farkı yüzünden sabahlara kadar uyanık kalsakta 2-3 saat çok eğlenceli geçer. Bu sefer canlı canlı kırmızı halı fotoğraflarını ve kazananları paylaşmak istiyorum. Aday listesini aşağı yazıyorum ve kazananları kırmızıyla belirteceğim. Bu post mütemadiyen kendini yenileyecektir. İyi seyirler :)

*Post saat 06:05 itibariyle son halini almıştır. Tam liste ve kazananlar aşağıa yazıyor. Aday tahminlerimde çok fazla yanılmadım ama Oscar'larda bazı kazananların daha farklı olacağını düşünüyorum. Şubat'ta göreceğiz artık. 2010 filmler açısından gerçekten güzel bir yıldı ve burdaki adaylıkların haricinde de izlenesi çok güzel filmler vardı. Ben en çok fena hayranı olduğum Christian Bale'in, Jim Parsons ve Trent Reznor'un ödüllerine sevindim. Tabii ki kırmızı halıların olmazsa olmazlarını da seçtim. Bunlar tamamen benim zevkimi yansıtan şeyler. Peki siz en çok kimleri beğendiniz?



İdare Eder




 Şirin Çiftler





FİLM KATEGORİLERİ 

DRAMA / EN İYİ DRAMA FİLMİ
"Black Swan"
"The Fighter"
"Inception"
"The King's Speech"
"The Social Network"

EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ FİLMİ
"Alice in Wonderland"
"Burlesque"
"The Kids Are All Right"
"Red"
"The Tourist"

EN İYİ YABANCI FİLM
"Biutiful," Mexico/Spain
"The Concert," France
"The Edge," Russia
"I Am Love," Italy
"In a Better World," Denmark

EN İYİ YÖNETMEN
Darren Aronofsky, "Black Swan"
David Fincher, "The Social Network"
Tom Hooper, "The King's Speech"
Christopher Nolan, "Inception"
David O. Russell, "The Fighter"

DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Jesse Eisenberg, "The Social Network"
Colin Firth, "The King's Speech"
James Franco, "127 Hours"
Ryan Gosling, "Blue Valentine"
Mark Wahlberg, "The Fighter"

DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Halle Berry, "Frankie and Alice"
Nicole Kidman, "Rabbit Hole"
Jennifer Lawrence, "Winter's Bone"
Natalie Portman, "Black Swan"
Michelle Williams, "Blue Valentine"

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Johnny Depp, "Alice in Wonderland"
Johnny Depp, "The Tourist"
Paul Giamatti, "Barney's Version"
Jake Gyllenhaal, "Love and Other Drugs"
Kevin Spacey, "Casino Jack"

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Annette Bening, "The Kids Are All Right"
Anne Hathaway, "Love and Other Drugs"
Angelina Jolie, "The Tourist"
Julianne Moore, "The Kids Are All Right"
Emma Stone, "Easy A"

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Christian Bale, "The Fighter"
Michael Douglas, "Wall Street: Money Never Sleeps"
Andrew Garfield, "The Social Network"
Jeremy Renner, "The Town"
Geoffrey Rush, "The King's Speech"

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Amy Adams, "The Fighter"
Helena Bonham Carter, "The King's Speech"
Mila Kunis, "Black Swan"
Melissa Leo, "The Fighter"
Jacki Weaver, "Animal Kingdom"

EN İYİ ANİMASYON FİLMİ
"Despicable Me"
"How to Train Your Dragon"
"The Illusionist"
"Tangled"
"Toy Story 3"

EN İYİ SENARYO
Danny Boyle and Simon Beaufoy, "127 Hours"
Lisa Cholodenko and Stuart Blumberg, "The Kids Are All Right"
Christopher Nolan, "Inception"
David Seidler, "The King's Speech"
Aaron Sorkin, "The Social Network"

EN İYİ FİLM MÜZİĞİ
Alexandre Desplat, "The King's Speech"
Danny Elfman, "Alice in Wonderland"
A.R. Rahman, "127 Hours"
Trent Reznor and Atticus Ross, "The Social Network"
Hans Zimmer, "Inception"

EN İYİ ŞARKI
"Bound to You" (music by Samuel Dixon, lyrics by Christina Aguilera and Sia Furler), "Burlesque"
"Coming Home" (music and lyrics by Bob DiPiero, Tom Douglas, Hillary Lindsey and Troy Verges), "Country Strong"
"I See the Light" (music by Alan Menken, lyrics by Glenn Slater), "Tangled"
"There's a Place for Us" (music and lyrics by Carrie Underwood, David Hodges and Hillary Lindsey), "The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader"
"You Haven't Seen the Last of Me" (music and lyrics by Diane Warren), "Burlesque"


TELEVİZYON KATEGORİLERİ

EN İYİ DRAMA DİZİSİ
"Boardwalk Empire"
"Dexter"
"The Good Wife"
"Mad Men"
"The Walking Dead"

DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Steve Buscemi, "Boardwalk Empire"
Bryan Cranston, "Breaking Bad"
Michael C. Hall, "Dexter"
Jon Hamm, "Mad Men"
Hugh Laurie, "House"

DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Julianna Marguiles, "The Good Wife"
Elisabeth Moss, "Mad Men"
Piper Perabo, "Covert Affairs"
Katey Sagal, "Sons of Anarchy"
Kyra Sedgwick, "The Closer"

EN İYİ MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DİZİSİ
"30 Rock"
"Big Bang Theory"
"The Big C"
"Glee"
"Modern Family"
"Nurse Jackie"

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Alec Baldwin, "30 Rock"
Steve Carell, "The Office"
Thomas Jane, "Hung"
Matthew Morrison, "Glee"
Jim Parsons, "The Big Bang Theory"

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Toni Collette, "The United States of Tara"
Edie Falco, "Nurse Jackie"
Tina Fey, "30 Rock"
Laura Linney, "The Big C"
Lea Michele, "Glee"

EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM
"Carlos"
"The Pacific"
"Pillars of the Earth"
"Temple Grandin"
"You Don't Know Jack"

EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU
Hayley Atwell, "Pillars of the Earth"
Claire Danes, "Temple Grandin"
Judi Dench, "Return to Cranford"
Romola Garai, "Emma"
Jennifer Love Hewitt, "The Client List"

EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV İÇİN YAPILMIŞ FİLM DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU
Idris Elba, "Luther"
Ian McShane, "Pillars of the Earth"
Al Pacino, "You Don't Know Jack"
Dennis Quaid, "The Special Relationship"
Edgar Ramirez, "Carlos"

DİZİ, MİNİ DİZİ YA DA TV YAPIMI FİLMLERDE EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Hope Davis, "The Special Relationship"
Jane Lynch, "Glee"
Kelly Macdonald, "Boardwalk Empire"
Julia Stiles, "Dexter"
Sofia Vergara, "Modern Family"

DİZİ, MİNİ DİZİ YA DA TV YAPIMI FİLMLERDE EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Scott Caan, "Hawaii Five-O"
Chris Colfer, "Glee"
Chris Noth, "The Good Wife"
Eric Stonestreet, "Modern Family"
David Strathairn, "Temple Grandin"

14.1.11

Alkol Yasağı

18 yaşına gelince hangi haklara sahip oluyoruz önce onları bir düşünelim. Ehliyet alıp trafiğe çıkabiliyoruz, evlenebiliyoruz, oy kullanabiliyoruz, kimliğimiz bizim ayrılmaz bir parçamız oluyor yani kısacası devlet önünde bağımsız bir birey sayılıyoruz. 18 yaşına gelince bizim reşit olduğumuzu, aklımızın her şeye erdiğini ve istediğimizi yapabileceğimizi söylüyorlar yani. Gerçekte öyle mi? Hayır, aslında değişen pek birşey olmuyor. Hala kendini birilerine kanıtlama çabasında ve kişiliğini oturtmaya çalıştığın bir sürecin içine giriyorsun.

Şimdi, devlet bizim 18 yaşına gelince reşit olduğumuzu ve o haklara sahip olduğumuzu düşünüyor ama alkol için biraz daha büyümeniz gerek diyor. Sağlıklı yaşam ve gençleri koruyalım adı altında bir takım değişiklikler yapılıyor. Bize sorulmadan, kendi kafalarına göre... Bizim yapmadığımızı sizde yapmayın mantığı. Ben olayın içki boyutunda değilim. Bu olay yasakçı zihniyetin ne kadar ileri gidebileceğinin göstergesidir, ben işin boyutuna bakıyorum. Bugün bunu yasaklayan, yarın çok başka yasaklar getirir - ki getiriyorda. Bilmem farkında mısınız ama basın özgürlüğü bu ülkede gittikçe kısıtlanıyor. Her cümleye bir dava açılıyor. Karikatürlere bile tahammül edemeyen, twitter'a üye olur olmaz insanları tehdit eden ve kimse bana dokunamaz diyen siyasetçiler var bu ülkede. Artık konuşurken bile söylediklerimize dikkat etmek zorunda kalacağız belki de. Aman bir dava da bize açmasınlar, başımız ağırmasın.

Efes Pilsen gibi köklü bir kulübün adı değiştirilmeye zorlanıyor. Kültür-sanat etkinliklerine alkollü içki markaları sponsor olamaz deniyor. Bunu bir düşünsenize. Sponsorların olmaması demek, Efes Pilsen One Love, Miller Freshtival, Istanbul Caz Festivali'nin olmaması - ya da olduğu takdirde oralarda içki satışının yapılmaması demek. Bir düşünsenize İstanbul'daki kültür-sanat etkinliklerine sponsor olan firmaları. Neredeyse bütün etkinliklerde en başı alkollü içki firmaları çeker. Onların sponsorluğu olmadan şehir hayatı nasıl çekilir ki? Nereye gideriz bir düşünün.

Bunun birde turizm ayağı var. Düşünsenize ülkemize turist olarak gelen insanların tatil beldelerinde istedikleri yerde alkol kullanamadıklarını. Bunu onlara nasıl açıklarsınız? Zaten New York Times bile bu yasağı haber yapmış, artık Türkiye'nin yasakçı imajı nasıl bir beklenti oluşturur oralarda bilemiyorum.

Ben türban yasağına da karşıyım, içki yasağına da. Yasaklar sadece daha çok baskıyı ve o baskının sonucunda gelen sapkınlığı arttırır. Özgürlüklerin olduğu bir ülkede ise mutluluk ve refah vardır. Umarım önümüzdeki seçimlerde halk aklını başına toplar ve gerekeni yapar. Bu demokratlaşma adı altında yapılan muhafazakarlaştırmayı kimse yemez.

13.1.11

Musicincolors

This week I picked 4 songs for Musicincolors. If you don't know the site, you should check it here. It's Hayalsu Altınordu's cute, colorful music site. Also she is writer in Musicalife and she has many jobs related to music :) Every week site has new guests and pick 4 songs for the site. Also she wants to know why you choose that songs, publish reasons in her other site, Musicicalife. If you want to see your favorite songs there, just click here to send a message to Hayalsu.
Bu hafta Musicincolors'ın konuğu benim. Belki siteyi bilmeyenleriniz vardır, Hayalsu Altınordu'nun şirin ve rengarenk projesi Musicincolors. Her hafta bir konuk oluyor, site için 4 şarkı seçiyor ve nedenlerini de Musicalife'a yazıyor. Müzikle ilgili olanların uzaktan yakından duyduğu isimdir Hayalsu Altınordu, şirin projelerinin devamını diliyoruz :) Sizde sevdiğiniz 4 şarkının sitede yer almasını isterseniz, hemen şurdan ulaşın Musicincolors'a.

12.1.11

Vote for Shockwaves NME Awards 2011

There is no nominees in the categories. You'll fill your own nominees. That's quite hard but fun at the same time. Go and vote for your bests! We'll see the winners on Feb 23. 

VOTE NOW, click here.
 
 
Kategorilerde adaylar yok, kendi adaylarinizi belirliyorsunuz. Biraz zor tabii ama ayni zamanda eglenceli. Bekledigim en heyecan verici odul torenlerinden biridir NME Awards. Hadi sizde gidip en iyilerinizi oylayin! Kazananlari 23 Subat'ta hep birlikte gorecegiz.
 
Oylama icin buraya TIK.

5.1.11

USA - Las Vegas,NV [Part 3]

Amerika seyahatine sindire sindire devam ediyorum. Böyle aralıklarla yazınca daha güzel oluyor. Hem ben de tekrar hatırlamış oluyorum. Chicago'da 12 gün kaldıktan sonraki durak 3.5 saat uçak yolculuğuyla ulaştığım Phoenix, Arizona'ydı. Uçak piste doğru yaklaşırken baktığımda tamamen kum rengi bir şehir gördüm. Binalarla yer aynı renkte, cansız, kupkuru bir manzara. Uçaktan inince sıcak ve kuru hava tokat gibi çarpıyor surata. Bir an önce arabaya binsem de kurtulsam modundaydım, zaten havaalanının renkleri de bir acayipti (evet renklere taktım). Havaalanından çıkıp eve gittik. 3 saat uykudan sonra "Hadi Vegas'a gidiyoruz" dedik atladık arabaya. Yarım saat sonra trafikteyken birden herkes olduğu yerde kaldı. Çünkü dolu başlamıştı. 35 derece sıcaklık olan ve 1 ay haricinde neredeyse her mevsimin yaz olarak yaşandığı bir yerde hemde! Discovery Channel'da Storm Chasers'ı izler ve şaşardım bu doğal olaylara, bu sefer en babasından birini canlı canlı gördüm. Arabada 3 kişiydik, teyzem baya korkmuştu, ben de tam tersine çok soğukkanlıyımdır böyle olaylarda. Acayip derecede gülesim geliyordu ama teyzeme çaktırmamaya çalışıyordum. 20 dakika kadar trafik durdu, yanımızdaki bazı arabaların camları kırıldı. Sonra yola devam ettik, tabii Vegas'a gidince unuttuk olanları ama Phoenix'e dönüp haberleri açınca onun aslında çok büyük bir felaket olduğunu çok sayıda ev ve arabanın zarar gördüğünü izledik. Yani ucuz kurtulmuştuk. O an video çekmeyi başardığım için de kendimi kutluyorum.





Phoenix'ten Vegas'a yaklaşık 4.5 saatte ulaştık. Kapkaranlık yolda giderken birden karşınıza bir ışık kümesi çıkıyor, o an tabela falan olmasa bile zaten geldiğinizi anlıyorsunuz. Şehre girer girmez bir sürü Wedding Chapel gördük. Çabucak evlenme gibi bir niyetiniz varsa en hızlısından bir Vegas nikahı yapabilirsiniz. Biraz daha ilerleyince lüks oteller ve clublar başlıyor. Biz haftaiçi gitmiştik, 22:30 olmuştu vardığımızda ve ana caddeye gelince trafik bir gıdım bile ilerlemiyordu. Hatta o yüzden Vegas'ta taksiler km değil dakika hesabına göre çalışıyormuş. Zaten küçücük bir yer. Ana caddede görülmesi gereken 5-6 büyük otel 2-3 tane alışveriş merkezi var. Zaten Vegas onlardan ibaret, hani çok büyük kumarcı değilseniz ve sadece eğlenmeye gittiyseniz 2 geceden fazlası kesinlikle sıkar. Arabayı park ettikten sonra başladık yürümeye, önümüze gelen ilk otele girdik. Bütün otellerin giriş katı kumarhane. Girişte kontrol yok, kesinlikle hiçbir şey sorulmuyor. İstediğiniz gibi bütün otellere giriş yapabilirsiniz. Nasıl olsa onlara para kazandıracaksınız :)
Masalara sadece bakmakla yetindim, slot machine'de $15 oynayıp $20 kazandım. Yani değişen fazla bir şey olmadı sadece tatmış oldum. Çok da merak edilecek bir olay değil ama insanların milyonlarca dolarla oyun oynaması hala tuhaf geliyor bana.



Yemek: Las Vegas'a gidince kumar oynamak haricinde yapacaklarınızdan biri meşhur "buffet"lere gitmek olmalı. $15-50 arası şahane yemeklerin tadına varabilirsiniz. Dünyanın her yerinden insanlar olduğu gibi, dünyanın her mutfağından tadabileceğiniz yemekler var. Wicked Spoon Buffet, Cravings-Mirage,The Buffet at Wynn ve Bellagio Buffet en gidilmesi gerekenler. Bir çoğu 24 saat hizmet veriyor, çünkü Vegas hiç uyumuyor. Onun haricinde fast-food yerim diyorsanız Fashion Show Mall'ın üst katında birçok seçenek var. Ben kararsız kalınca hemen Panda Express'e yöneliyordum. Panda Express, Çin mutfağının fast-food'a ve Amerikan damak tadına uyarlanmış hali. Kobari Beef'in tadı hala damağımda!

Alışveriş: Buradaki alışveriş merkezleri de bayağı ilginç. Forum Shops eski İtalyan mimarisine göre inşa edilmiş çok şatafatlı bir yer. Çoğu otelin içinde de alışveriş yapabileceğiniz büyük mağazalar var. Lakin en güzeli Fashion Show Mall. Her bütçeye göre bir şeyler var.



Konaklama: Her yerde geçerli olan "ne kadar erken o kadar uygun" olayı tabii ki Vegas otellerinde de geçerli. En az 1 ay önceden odanızı ayarlarsanız karlı olursunuz. Kış aylarında (ki orada havalar hep sıcak oluyor) fiyatlar çok daha uygun ve birçok promosyon oluyor. Haftasonları oda fiyatları haftaiçine göre tabii ki daha pahalı. Ünlü otellerin arasında en uygun olanı Stratosphere. Gecesi $80, ki Vegas otellerine göre çok uygun bir rakam. Şunu söylemekte fayda var, hani bazen otellerin sitelerinde yer alan fotoğraflara bakıp heveslenirsiniz ama oraya gidince hayal kırıklığına uğrarsınız ya, Vegas'ta öyle bir şey mümkün değil. Fotoğraflarda ne görüyorsanız orada aynısını göreceksiniz. MGM Grand 179, Bellagio 299, Circus 120, Monte Carlo 100, Wynn ve Encore 299 gibi fiyatlardan başlıyor. Eğer gerçekten Vegas'ın tadını çıkarmak istiyorsanız bu otellerden birinde kalmalısınız.


Ulaşım: Arabayla giderseniz zaten sizin için bir sorun yok. Günübirlik gitseniz bile gayet rahat edersiniz. Park bulma derdi yok çünkü çok katlı otoparklar mevcut ve neredeyse hepsi ücretsiz. Uçakla gidiyorsanız önceden otelin servisi olup olmadığına bakmalısınız. Ki çoğunun vardır. Otele vardığınız andan itibaren arabaya pek ihtiyacınız kalmayacaktır. Her yere rahatlıkla yürüyerek gidebilirsiniz.



Vegas şovları: Vegas tabii ki strip clublarıyla meşhur. Yürüdüğünüz zaman elinize onlarca strip club reklamı tutuşturuyorlar. Taksilerin üstündeki reklamlarda onların numarası var. Hatta sadece reklam için dolaşan, yürüyen bilboard misali arabalar var. Onun dışında hafta sonları mutlaka büyük bir konsere ya da şova denk gelmeniz mümkün. Cirque du Soleil(özellikle The Beatles - Love şovları), Blue Man Group, Phantom at the Opera ve David Copperfield en ünlüleri. Havuz partileri ve clublar da zaman öldürebileceğiniz diğer yerlerden. Açıkçası çok kalabalık ve yüksek sesli müzik çalan yerleri sevmediğim için ikiside bana ters.


Vegas'taki her otelin kendine özgü bir konsepti ve şovları var. Venetian otelinin önünde gondollar var mesela. Kendinizi küçük Venedik'te hayal edebilirsiniz orada. Dışarıdan gondola binip otelin içerisinde iniyorsunuz. Otelin içinde tavanlar mavi gökyüzüyle kaplanmış. Sürekli gündüz hissi veriyor. Aşk çeşmesi, Eyfel kulesi, Mısır piramitleri gibi yapıların da benzerlerini yapmışlar. Bu arada Las Vegas'tayken bir bir sürü değişik tura katılabilmeniz mümkün. Grand Canyon'a helikopterle gidebilir, Madame Tussauds'yu gezebilir, skydiving ve rafting gibi turlara katılabilirsiniz. Açıkçası Las Vegas büyüklerin Disneyland'i, onların eğlenebilmesi ve bol bol para harcaması için her şey düşünülmüş.


Daha fazla Las Vegas fotoğrafı görmek için lütfen Flickr linkime tıklayın.

3.1.11

MGMT - Daytrotter Session

Daytrotter released MGMT session today. You can listen and download all 4 songs for free.
Records are very nice. Love it! Click here to listen and download.
Daytrotter bugün MGMT'nin 4 şarkılık kaydını yayınladı. Daha önce dinlediğimiz şarkıların farklı kayıtlarını bulabildiğimiz bir indie hazinesi olan Daytrotter'a teşekkür eder, 4 şarkıyı da bedava indirebileceğinizi müjdelerim. Şarkıları dinlemek ve download için buraya bir tık.

2.1.11

The Black Keys - Too Afraid To Love You

Happy new year everybody! Hope you'll all have fantastic year in 2011.
I wish I'll have more posts this year :)
I want to gifted your Sunday with The Black Keys. Their 'Brothers' album is one of my favs in last year. If you've never listened to them, just click the video and then go to buy the album. It'll be a great start to the new year!
Herkese mutlu yıllar! Umarım hepiniz için çok fantastik-bombastik geçer.
Umarım bu yıl çok daha fazla post yapabilirim :)
Pazar gününüzü The Black Keys'le taçlandırmak istedim. 'Brothers' albümü benim için geçen senenin favorilerindendi. Eğer onları henüz dinlemediyseniz videoya tıklayın ve daha sonra gidip albümü dinleyin. İnanın yeni yıla güzel bir başlangıç olacaktır.