Merakla beklenen filmlerin ilk bölümünü burada yayınlamıştım. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Şu ana kadar gördüğüm en heyecanlandırıcı Lars Von Trier film fragmanı Melancholia'ya ait. Dünyanın sonunu anlatan güzel bir film diye bahsedilmiş Melancholia'dan, Avrupa'da Mayıs ayında gösterime girmiş. Filmekimi'nde mutlaka olur diye düşündüğüm filmlerden biri.
Submarine'i blogda daha önce görmüştünüz. Filmden önce soundtrack albümü dikkatimi çekmişti çünkü albüm Alex Turner'a aitti. Gerçekten çok güzel bir albüm, hala dinlemediyseniz tavsiye ederim. Joe Dunthorne'un aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmeni, Richard Ayoade. Bu filmin vizyona çıkmasını ya da festivallere girmesini bekleyemeden izleyeceğim sanırım.
Take Shelter korkunun hayatımızı nasıl yönlendirdiği ya da mahvettiğini konu alan bir dram.
İki İranlı genç kız, daha güzel bir hayatın hayallerini kurmaktadırlar. Özgür ruhları ama kısıtlı alanları var. Gençliği, baskıyı ve onun sonuçlarını anlatan bir film Circumstance.
16 yaşındaki Jamie, Adelaide'de annesi ve iki erkek kardeşiyle yaşamaktadır. Bir gün John'la tanışır ve onu hiç sahip olmadığı baba figürünün yerine koymaya başlar. Daha sonra olacaklardan elbette haberi yoktur. Film gerçek bir hikayeden yola çıkarak Avustralya'nın en kötü seri katili John Bunting'in Snowtown katliamını anlatıyor.
New York Times'da geçen bir yılı anlatan film, medyaya meraklı belgesel severler için kaçırılmayacak bir film.
Miranda July'ın yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı bir film The Future. Sophie ve Jason bir kediyi evlat edinmeye karar verirler. Evlat edinme düşüncesi birbirlerine olan bağlılıkları ve gelecek düşünceleri içinde bir test olacaktır.
Bu filmin sadece oyuncularını okumak bile zaman alıyor. Çünkü o kadar büyük ismi aynı bilim-kurgu filminde görmek benim için çok şaşırtıcı. Gwyneth Paltrow, Matt Damon, Laurence Fishburne, Kate Winslet, Marion Cotillard, Jude Law!
Ryan Gosling'i eninde sonunda büyük bütçeli filmlerde göreceğimiz belliydi ama şahsen onun indie filmlerine devam etmesini diliyorum. Afişi son zamanlarda gördüğüm en iyilerden biri olan The Ides of March, bizde de ekim-kasım gibi vizyona girebilir.
Showing posts with label bağımsız sinema. Show all posts
Showing posts with label bağımsız sinema. Show all posts
27.7.11
Merakla Beklenenler (Bölüm 1)
Birazdan izleyeceğiniz fragmanlardaki filmlerin çoğu yurt dışında vizyona girdi. Bazıları ise sonbaharda vizyona girecek. Buralarda görür müyüz bilmiyorum ama her halükarda bu filmleri izlemek istiyorum.
Tek postta bir sürü video olmasın diye iki bölümde yayınlayacağım fragmanları. Siz hangilerini merak ediyorsunuz?
John Hawkes, Sarah Paulson ve Hugh Dancy gibi deneyimli oyuncuların yanında, iki genç başrol oyuncusuyla dikkati çeken film özellikle genç oyuncular için güzel bir çıkış olacak gibi görünüyor. Ashley ve Mary-Kate Olsen'ın kız kardeşleri Elizabeth Olsen küçük yaşlarda ablalarıyla bazı filmlerde rol almış ve tiyatroyla haşır neşir olmuş. Silent House isimli korku filminden sonra, bu film onun ikinci başrolüymüş. Bundan sonra sırada tamamlanan ve çekim halinde olan toplam dört filmi geliyor. Olsen kardeşlerin stillerini çok severim ama oyunculukla pek alakaları yok. Umarım Elizabeth onlara benzemez. Filmdeki 88'li diğer genç oyuncu ise Brady Corbet. Aslında ilk büyük çıkışını 2004'te "Thirteen" filmiyle yapmış olsa dahi, bu film ve Melancholia'da yer alması onun şansını daha fazla arttıracak gibi.
The Tree of Life, 50'lerde Teksas'ta yaşayan 3 çocuklu bir ailede geçiyor. Film, ailenin büyük çocuğu Jack(Sean Penn)'in babasıyla olan karışık ilişkisi ve büyüyünce kaybolan masumiyet arayışıyla ilgili. Modern dünyada kayıp bir ruhla dolaşan Jack hayatındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyor.
Terri, 15 yaşındaki şişman bir çocuğun yaşadığı zorlukları anlatan bir komedi. Jacob Wysocki, Terri rolüyle baya övgü almış. Filmde okul müdürünü oynayan John C. Reilly'yle iyi bir ikili oldukları söyleniyor.
2010 yapımı Beginners, bahar aylarında bazı festivallerde gösterilmiş. Temmuz sonu ve Ağustos'ta ise Avrupa'da birçok şehirde gösterime girecek. Oliver (Ewan McGregor) annesini kaybettikten sonra babasıyla daha fazla yakınlaşmaya başlıyor. Derken, babası ona eşcinsel olduğunu ve genç erkeklerden hoşlandığını itiraf ediyor. Fransız bir aktrisle ilişkisi olan Oliver, babasının yeni yaşamından ilham alarak bir ilişkide nasıl davranması gerektiğini anlamaya başlıyor.
Ocak ayından bu yana festivallerde gösterilen Bellflower, 5 Ağustos'ta Amerika'da vizyona girecek ama Avrupa tarihleriyle ilgili bir bilgi yok. Kıyameti bekleyen iki arkadaş neredeyse bütün boş zamanlarını birlikte geçirmektedirler ama birden beklenmeyen birşey olur ve arkadaşlardan biri delicesine bir aşka tutulur. Aşkın, ihanetin ve heyecanın en uç noktalarda yaşandığı filmin fragmanını izlediğimde müziği beni çok etkiledi. Soundtrack albümünü filmden daha fazla merak ediyorum sanırım.
Joseph Gordon-Levitt! Oynadığı filmleri çok beğendiğim için bu filmde onun olmasını görmem, izlemek için tek nedenim bile olabilir. 27 yaşındaki bir radyo programcısını canlandıran Levitt, kansere yakalanıyor. En yakın arkadaşı, annesi ve terapisti sayesinde hayatta onun için önemli olan şeyleri anlamaya çalışıyor. Bu arada Joseph Gordon-Levitt demişken, Hesher'ı izleyen var mı?
Tek postta bir sürü video olmasın diye iki bölümde yayınlayacağım fragmanları. Siz hangilerini merak ediyorsunuz?
John Hawkes, Sarah Paulson ve Hugh Dancy gibi deneyimli oyuncuların yanında, iki genç başrol oyuncusuyla dikkati çeken film özellikle genç oyuncular için güzel bir çıkış olacak gibi görünüyor. Ashley ve Mary-Kate Olsen'ın kız kardeşleri Elizabeth Olsen küçük yaşlarda ablalarıyla bazı filmlerde rol almış ve tiyatroyla haşır neşir olmuş. Silent House isimli korku filminden sonra, bu film onun ikinci başrolüymüş. Bundan sonra sırada tamamlanan ve çekim halinde olan toplam dört filmi geliyor. Olsen kardeşlerin stillerini çok severim ama oyunculukla pek alakaları yok. Umarım Elizabeth onlara benzemez. Filmdeki 88'li diğer genç oyuncu ise Brady Corbet. Aslında ilk büyük çıkışını 2004'te "Thirteen" filmiyle yapmış olsa dahi, bu film ve Melancholia'da yer alması onun şansını daha fazla arttıracak gibi.
The Tree of Life, 50'lerde Teksas'ta yaşayan 3 çocuklu bir ailede geçiyor. Film, ailenin büyük çocuğu Jack(Sean Penn)'in babasıyla olan karışık ilişkisi ve büyüyünce kaybolan masumiyet arayışıyla ilgili. Modern dünyada kayıp bir ruhla dolaşan Jack hayatındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyor.
Terri, 15 yaşındaki şişman bir çocuğun yaşadığı zorlukları anlatan bir komedi. Jacob Wysocki, Terri rolüyle baya övgü almış. Filmde okul müdürünü oynayan John C. Reilly'yle iyi bir ikili oldukları söyleniyor.
2010 yapımı Beginners, bahar aylarında bazı festivallerde gösterilmiş. Temmuz sonu ve Ağustos'ta ise Avrupa'da birçok şehirde gösterime girecek. Oliver (Ewan McGregor) annesini kaybettikten sonra babasıyla daha fazla yakınlaşmaya başlıyor. Derken, babası ona eşcinsel olduğunu ve genç erkeklerden hoşlandığını itiraf ediyor. Fransız bir aktrisle ilişkisi olan Oliver, babasının yeni yaşamından ilham alarak bir ilişkide nasıl davranması gerektiğini anlamaya başlıyor.
Ocak ayından bu yana festivallerde gösterilen Bellflower, 5 Ağustos'ta Amerika'da vizyona girecek ama Avrupa tarihleriyle ilgili bir bilgi yok. Kıyameti bekleyen iki arkadaş neredeyse bütün boş zamanlarını birlikte geçirmektedirler ama birden beklenmeyen birşey olur ve arkadaşlardan biri delicesine bir aşka tutulur. Aşkın, ihanetin ve heyecanın en uç noktalarda yaşandığı filmin fragmanını izlediğimde müziği beni çok etkiledi. Soundtrack albümünü filmden daha fazla merak ediyorum sanırım.
Joseph Gordon-Levitt! Oynadığı filmleri çok beğendiğim için bu filmde onun olmasını görmem, izlemek için tek nedenim bile olabilir. 27 yaşındaki bir radyo programcısını canlandıran Levitt, kansere yakalanıyor. En yakın arkadaşı, annesi ve terapisti sayesinde hayatta onun için önemli olan şeyleri anlamaya çalışıyor. Bu arada Joseph Gordon-Levitt demişken, Hesher'ı izleyen var mı?
Neler varmış:
50/50,
bağımsız sinema,
beginners movie,
bellflower,
martha marcy may marlene,
sinema,
terri movie,
the tree of life
16.3.11
30. Istanbul Film Festivali
Baharın gelişi yazlık kıyafetleri ortaya çıkarınca ve İstanbul Film Festivali başlayınca belli olur! Nisan ayının en güzel etkinliği İstanbul Film Festivali 30. yılında yine dopdolu bir programla 2-17 Nisan arasında gerçekleşecek. Festivalin en ilgi çekici programı tabii ki Akbank galaları. Never Let Me Go, The Conspirator, Last Night ve The Killer Inside Me bence galada görülmesi gereken filmler.
![]() |
| Never Let Me Go |
Altın Lale için yarışacak 12 filmden en merak ettiğim, bir Türk filmi olan "Bizim Büyük Çaresizliğimiz". Şubat ayında Berlin'de Altın Ayı için yarışan filmin yönetmenlik koltuğunda Seyfi Teoman, başrollerde İlker Aksum, Fatih Al, Güneş Sayın var.
![]() |
| Bizim Büyük Çaresizliğimiz |
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü insan hakları konusuna değinen 10 film arasından seçilecek. Bunların içinden benim seçimim İngiltere yapımı Oranges and Sunshine. Emily Watson'ın başrolünde olduğu film 40'lı yıllarda İngiltere'den 130.000 çocuğun Avustralya'ya evlatlık olarak gönderilmesini ve bunun ortaya çıkması için uğraşan bir kadının hikayesini anlatıyor.
![]() |
| Oranges and Sunshine |
Türk Sineması bölümünde 3 dala ayrılan toplamda elli film bulunuyor. Bunlardan 14 tanesi Altın Lale için yarışacak. Gişe Memuru, Atlıkarınca, Zefir ve Görünmeyen benim merak ettiğim filmler. Özellikle son dönem Türk filmlerine mutlaka programınızda yer verin, sonra onları bulmak zor oluyor.
![]() |
| Atlıkarınca |
Dünya festivalleri bölümü adından anlaşılacağı üzere dünya festivallerinde yarışmış, ödül alıp öne çıkan filmlerden oluşuyor. Bu bölümden seçtiğim iki filmden biri; Made in Dagenham. Gerçek hayattan esinlenilmiş filmde, Ford fabrikasında çalışan kadınların erkeklerle eşit kazanç elde etmek üzere haklarını aramalarını anlatıyor. Diğer film Meek's Cutoff ise dağcı Stephen Meek'in hayatından uyarlanmış bir western. Çok sevdiğim Michelle Williams'ı başrolde görünce filmi direk işaretledim.
![]() |
| Made in Dagenham |
Genç Ustalar bölümünden seçtiğim film Ghent doğumlu Türk yönetmen Kadir Balcı'ya ait "Turkuaz". Kendi hayatından esintiler taşıyan bu filmde Ghent'e gelen Türk ailesinin hayatını neşeli ve dokunaklı taraflarıyla anlatıyor.
![]() |
| Turkuaz |
NTV Belgesel Kuşağı'nda "Stones in Exile" Rolling Stones'un Exile on Main Street albüm zamanını arşivlik görüntülerle gözler önüne seriyor. Diğer müzikle ilgili film ise Sex Pistols'ı konu alan bir film. Geçen sene belgesel kuşağını daha çok sevmiştim.
![]() |
| Stones in Exile |
Geceyarı Kuşağı'nda gerilim dolu dört film var. Benim seçimim Vanishing On 7th Street.
![]() |
| Vanishing On 7th Street |
Mayınlı Bölge'de konusu ve senaryosuyla birbirinden farklı ve sıra dışı filmler var. Schastye Moe (Mutluluğum) Gregory'nin yük dolu bir kamyonla çıktığı yolda yolunu sapmasıyla karşılaştığı olayları günümüz Rusya'sına göndermelerle anlatan bir yapıt.
![]() |
| Schastye Moe |
Filmler böyle... Onun dışında, genel satış bu cumartesi (19 Nisan) başlıyor. Haftaiçi 11:00, 13:30 ve 16:00 seansları tüm filmlerde 4 TL. Diğer filmler 6 ila 15 TL arasında değişiyor. Film gösterimleri Atlas, Beyoğlu, Kadıköy Rexx, City's ve AFM Fitaş'ta yapılacak. Salon İKSV ve Pera Müzesi'nde de bazı film gösterimleri yapılacakmış. Festival süresince kullanılmış biletlerinizi gösterdiğiniz birçok mekanda %10 indirim uygulaması yapılacak. Mekan listesini ve festivalle ilgili daha fazla ayrıntı için İKSV'nin sayfasına uğramayı unutmayın.
Dipnot: Umarım bir gün yine Emek sinemasında film izleme şansına erişiriz.
Dipnot: Umarım bir gün yine Emek sinemasında film izleme şansına erişiriz.
Neler varmış:
30. istanbul film festivali,
bağımsız sinema,
festival,
iksv,
independent movies,
movies,
sinema
6.2.11
İstanbul İçin !f Zamanı
Festivalin her türlüsü tarafımdan çokça sevilir. Özellikle müzik ve film bu konuda başı çeker. Film festivallerinde IKSV'nin düzenlediği FilmEkimi'nin bende her zaman ayrı bir yeri vardır. Üniversite zamanı Emek'e gidilir, kitapçık alınırdı. Ders saatlerine göre filmler belirlenir (hatta bazen devamsızlık yapabileceğimiz dersleri ekerdik) bilet alma günü beklenirdi. İstiklal'in kalabalığında bir filmden diğerine yetişmek için koşturur, aralarda bayılmamak için hızlıca birşeyler atıştırırdık. Her film, sonrasında farklı bir tat bırakır ve değişik bir bakış açısından olaylara bakmamızı sağlardı.
Aynı arkadaşlarımla hala görüşüyorum ama öğrenci olmanın verdiği hafiflik artık kalmadığı için birlikte festivallerin tadını çıkaramıyoruz. Ben yinede her sene olduğu gibi festivalleri kaçırmıyor hala büyük bir heyecanla bekliyorum.
AFM'nin düzenlediği !f Istanbul film festivali bu sene 10. kez düzenleniyor. 17-27 Şubat arasında İstanbul'luları filmlere çağırıyor. Maçka G-Mall bu sene festival programına katılan sinemalardan biri, haliyle fiyatlarda biraz artmış durumda. 5-7 Şubat arasında Mybilet'ten indirimli biletleri temin edebilirsiniz, o yüzden şu iki günü değerlendirip uygun fiyatlı biletleri kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
17 farklı bölüme sahip olan festivalde yaklaşan Oscar adayı filmler herhalde şu an en büyük ilgiyi görüyor. Hit Filmler bölümünde yer alan Black Swan, True Grit, Animal Kingdom, The Kids Are Allright gibi filmleri Oscar töreninden önce izlemek isterseniz elinizi çabuk tutun derim, zira biletlerin çoğu yarılanmış.
Sesli Yaşam bölümünde bir Damon Albarn hayranı olarak en merak ettiğim film tabii ki Blur: No Distance Left to Run. Şu sıralar yeniden bir albüm kaydedekleri dedikodusu ortalarda dolaşırken grubun geçmişine bakmak için bu film şahane bir fırsat.
Dünyanın Çivisi bölümünde değişen dünyamıza ayna tutan filmler var. Benim bunlar arasından seçtiğim film 2012: Time for Change.
Y-eni Kuşak'ta ise iki filmi çok merak ediyorum: Oxygen(Adem) ve D'amour et d'eau Fraîche. Bu bölümde gençlerin yaşadığı sorunları, modern hayatın içindeki yalnızlığı ve belirsizliği anlatan, herhalde kendimizden çokça şey bulabileceğimiz filmler mevcut.
Film Forward: Sundance Özel bölümündeki filmler bence hepimize çok farklı boyutlar kazandıracak gibi görünüyor. Onların arasından seçtiğim film ise Amreeka.
Geçmiş yıllarda gösterilmiş en sevilen filmler Retrospektif adı altında toplanmış. Donnie Darko benim tüm zamanlar en sevdiğim filmler listesinde en üst sıralardadır. Onu festival ortamında izlemenin tadı bir başka olacak.
Neler varmış:
afm,
bağımsız sinema,
festival,
if istanbul 2011,
iksv,
independent movies,
istanbul film festival,
movies,
mybilet,
sinema
Subscribe to:
Posts (Atom)












