Showing posts with label food. Show all posts
Showing posts with label food. Show all posts

5.1.11

USA - Las Vegas,NV [Part 3]

Amerika seyahatine sindire sindire devam ediyorum. Böyle aralıklarla yazınca daha güzel oluyor. Hem ben de tekrar hatırlamış oluyorum. Chicago'da 12 gün kaldıktan sonraki durak 3.5 saat uçak yolculuğuyla ulaştığım Phoenix, Arizona'ydı. Uçak piste doğru yaklaşırken baktığımda tamamen kum rengi bir şehir gördüm. Binalarla yer aynı renkte, cansız, kupkuru bir manzara. Uçaktan inince sıcak ve kuru hava tokat gibi çarpıyor surata. Bir an önce arabaya binsem de kurtulsam modundaydım, zaten havaalanının renkleri de bir acayipti (evet renklere taktım). Havaalanından çıkıp eve gittik. 3 saat uykudan sonra "Hadi Vegas'a gidiyoruz" dedik atladık arabaya. Yarım saat sonra trafikteyken birden herkes olduğu yerde kaldı. Çünkü dolu başlamıştı. 35 derece sıcaklık olan ve 1 ay haricinde neredeyse her mevsimin yaz olarak yaşandığı bir yerde hemde! Discovery Channel'da Storm Chasers'ı izler ve şaşardım bu doğal olaylara, bu sefer en babasından birini canlı canlı gördüm. Arabada 3 kişiydik, teyzem baya korkmuştu, ben de tam tersine çok soğukkanlıyımdır böyle olaylarda. Acayip derecede gülesim geliyordu ama teyzeme çaktırmamaya çalışıyordum. 20 dakika kadar trafik durdu, yanımızdaki bazı arabaların camları kırıldı. Sonra yola devam ettik, tabii Vegas'a gidince unuttuk olanları ama Phoenix'e dönüp haberleri açınca onun aslında çok büyük bir felaket olduğunu çok sayıda ev ve arabanın zarar gördüğünü izledik. Yani ucuz kurtulmuştuk. O an video çekmeyi başardığım için de kendimi kutluyorum.





Phoenix'ten Vegas'a yaklaşık 4.5 saatte ulaştık. Kapkaranlık yolda giderken birden karşınıza bir ışık kümesi çıkıyor, o an tabela falan olmasa bile zaten geldiğinizi anlıyorsunuz. Şehre girer girmez bir sürü Wedding Chapel gördük. Çabucak evlenme gibi bir niyetiniz varsa en hızlısından bir Vegas nikahı yapabilirsiniz. Biraz daha ilerleyince lüks oteller ve clublar başlıyor. Biz haftaiçi gitmiştik, 22:30 olmuştu vardığımızda ve ana caddeye gelince trafik bir gıdım bile ilerlemiyordu. Hatta o yüzden Vegas'ta taksiler km değil dakika hesabına göre çalışıyormuş. Zaten küçücük bir yer. Ana caddede görülmesi gereken 5-6 büyük otel 2-3 tane alışveriş merkezi var. Zaten Vegas onlardan ibaret, hani çok büyük kumarcı değilseniz ve sadece eğlenmeye gittiyseniz 2 geceden fazlası kesinlikle sıkar. Arabayı park ettikten sonra başladık yürümeye, önümüze gelen ilk otele girdik. Bütün otellerin giriş katı kumarhane. Girişte kontrol yok, kesinlikle hiçbir şey sorulmuyor. İstediğiniz gibi bütün otellere giriş yapabilirsiniz. Nasıl olsa onlara para kazandıracaksınız :)
Masalara sadece bakmakla yetindim, slot machine'de $15 oynayıp $20 kazandım. Yani değişen fazla bir şey olmadı sadece tatmış oldum. Çok da merak edilecek bir olay değil ama insanların milyonlarca dolarla oyun oynaması hala tuhaf geliyor bana.



Yemek: Las Vegas'a gidince kumar oynamak haricinde yapacaklarınızdan biri meşhur "buffet"lere gitmek olmalı. $15-50 arası şahane yemeklerin tadına varabilirsiniz. Dünyanın her yerinden insanlar olduğu gibi, dünyanın her mutfağından tadabileceğiniz yemekler var. Wicked Spoon Buffet, Cravings-Mirage,The Buffet at Wynn ve Bellagio Buffet en gidilmesi gerekenler. Bir çoğu 24 saat hizmet veriyor, çünkü Vegas hiç uyumuyor. Onun haricinde fast-food yerim diyorsanız Fashion Show Mall'ın üst katında birçok seçenek var. Ben kararsız kalınca hemen Panda Express'e yöneliyordum. Panda Express, Çin mutfağının fast-food'a ve Amerikan damak tadına uyarlanmış hali. Kobari Beef'in tadı hala damağımda!

Alışveriş: Buradaki alışveriş merkezleri de bayağı ilginç. Forum Shops eski İtalyan mimarisine göre inşa edilmiş çok şatafatlı bir yer. Çoğu otelin içinde de alışveriş yapabileceğiniz büyük mağazalar var. Lakin en güzeli Fashion Show Mall. Her bütçeye göre bir şeyler var.



Konaklama: Her yerde geçerli olan "ne kadar erken o kadar uygun" olayı tabii ki Vegas otellerinde de geçerli. En az 1 ay önceden odanızı ayarlarsanız karlı olursunuz. Kış aylarında (ki orada havalar hep sıcak oluyor) fiyatlar çok daha uygun ve birçok promosyon oluyor. Haftasonları oda fiyatları haftaiçine göre tabii ki daha pahalı. Ünlü otellerin arasında en uygun olanı Stratosphere. Gecesi $80, ki Vegas otellerine göre çok uygun bir rakam. Şunu söylemekte fayda var, hani bazen otellerin sitelerinde yer alan fotoğraflara bakıp heveslenirsiniz ama oraya gidince hayal kırıklığına uğrarsınız ya, Vegas'ta öyle bir şey mümkün değil. Fotoğraflarda ne görüyorsanız orada aynısını göreceksiniz. MGM Grand 179, Bellagio 299, Circus 120, Monte Carlo 100, Wynn ve Encore 299 gibi fiyatlardan başlıyor. Eğer gerçekten Vegas'ın tadını çıkarmak istiyorsanız bu otellerden birinde kalmalısınız.


Ulaşım: Arabayla giderseniz zaten sizin için bir sorun yok. Günübirlik gitseniz bile gayet rahat edersiniz. Park bulma derdi yok çünkü çok katlı otoparklar mevcut ve neredeyse hepsi ücretsiz. Uçakla gidiyorsanız önceden otelin servisi olup olmadığına bakmalısınız. Ki çoğunun vardır. Otele vardığınız andan itibaren arabaya pek ihtiyacınız kalmayacaktır. Her yere rahatlıkla yürüyerek gidebilirsiniz.



Vegas şovları: Vegas tabii ki strip clublarıyla meşhur. Yürüdüğünüz zaman elinize onlarca strip club reklamı tutuşturuyorlar. Taksilerin üstündeki reklamlarda onların numarası var. Hatta sadece reklam için dolaşan, yürüyen bilboard misali arabalar var. Onun dışında hafta sonları mutlaka büyük bir konsere ya da şova denk gelmeniz mümkün. Cirque du Soleil(özellikle The Beatles - Love şovları), Blue Man Group, Phantom at the Opera ve David Copperfield en ünlüleri. Havuz partileri ve clublar da zaman öldürebileceğiniz diğer yerlerden. Açıkçası çok kalabalık ve yüksek sesli müzik çalan yerleri sevmediğim için ikiside bana ters.


Vegas'taki her otelin kendine özgü bir konsepti ve şovları var. Venetian otelinin önünde gondollar var mesela. Kendinizi küçük Venedik'te hayal edebilirsiniz orada. Dışarıdan gondola binip otelin içerisinde iniyorsunuz. Otelin içinde tavanlar mavi gökyüzüyle kaplanmış. Sürekli gündüz hissi veriyor. Aşk çeşmesi, Eyfel kulesi, Mısır piramitleri gibi yapıların da benzerlerini yapmışlar. Bu arada Las Vegas'tayken bir bir sürü değişik tura katılabilmeniz mümkün. Grand Canyon'a helikopterle gidebilir, Madame Tussauds'yu gezebilir, skydiving ve rafting gibi turlara katılabilirsiniz. Açıkçası Las Vegas büyüklerin Disneyland'i, onların eğlenebilmesi ve bol bol para harcaması için her şey düşünülmüş.


Daha fazla Las Vegas fotoğrafı görmek için lütfen Flickr linkime tıklayın.

12.12.10

USA - Chicago [Part 1]

Daha önce burada yazdığım gibi Eylül sonu gittiğim Amerika'da bir ay kaldım. Açıkçası Amerika öncelikli gezi planlarımdan biri değildi. Hatta öyle bir plan yoktu ta ki teyzem teklif edene kadar. Oraya gitmemizin asıl sebebi çok sevdiğim bir arkadaşımızın düğünüydü. Onların yaşadığı Chicago ilk durağımızdı.


Double Tree Otel'den Downtown manzarası

Bilet/Uçuş: O aylarda bilet fiyatları yaza göre çok daha ucuz oluyor. Örnek vermem gerekirse ben KLM'den Amsterdam aktarmalı olarak 520 Euro civarı bir ücret ödedim gidiş dönüş için. Doğruyu söylemem gerekirse oturma planı çok iyi değil, koltuklar arasındaki boşluk çok az, bunu geliştirmeleri gerek. Belki 3-4 saatlik Avrupa uçuşları için o koltuklar sorun olmayabilir ama 7-8 saatlik bir uçuş söz konusu. Daha önce KLM'le uçmadığım için THY gibi olacağını sanmıştım ama meğer 80 euro daha fazla ödeyip Economy Comfort almak gerekiyormuş. Koltuk alternatifleri ve fiyatları için buraya bakabilirsiniz. Bunların haricinde hostesler çok güleryüzlü ve yardımsever, bu konuda mesela THY'yi geçtiklerini söyleyebilirim çünkü malesef bazen bizim hosteslerimiz çok tuhaf oluyorlar. Bir şey istediğinizde sanki zorla hareket ediyormuş gibiler ya da ben öylesine çok denk geldim! Tekrar gitsem yine KLM'i tercih ederim herhalde, uygun fiyat ve iyi hizmet var çünkü ortada. Uçak içi eğlence ise çok iyiydi. HBO dizilerinden seçme bölümler, dram-komedi-belgesel-yeni-klasik-dünya sinemasından çok güzel filmler vardı. Ayrıca müzik bölümü de epey geniş ve her zevke hitap ediyordu. Alternative Rock kanalında Kings of Leon, Gorillaz, White Stripes, Muse gibi grupların albümlerini dinleyebildikten sonra daha ne isterim?


Yemek: Amerika tabii ki fast-food'un cenneti ve gerçekten her şey çok lezzetli. Yalnız porsiyonlar burdakine göre karşılaştırınca çok büyük. Bizdeki büyük boy içecek onların ortasına denk geliyor. Neredeyse her yerde içeçeğe standart bir ücret ödedikten sonra istediğiniz kadar içebiliyorsunuz. Markette bile cipsler, dondurulmuş pizzalar, kekler hepsi ekstra büyük boy. Amerika'nın çoğunun obez olma sebebi bunlar herhalde. Ben de orda yaşasam bende obez olurdum sanırım :p
Burda yiyemeceğiniz ve tatmanız gerek dediğim şeylerden biri Auntie Anne's Pretzel. Taze yapılmış pretzel'ı cheddar peyniriyle yemek gerçekten çok lezzetli. Alışverişe ya da gezmeye ara verdiğinizde mutlaka bunlardan yiyin.
Garrett Popcorn Shops'ta lezzetli atıştırmalıklardan. 4-5 farklı çeşidiyle(tereyağlı, kuruyemişli, karamelli, sade aklımda kalanlar) denemeye değer. Tereyağlı benim favorim.
Amerika'ya gitmişken Cheesecake Factory'ye gitmemek olmaz. Oranın İstanbul'da yaşayanlara tuhaf gelen bazı yönleri olacaktır. Mesela suyun plastik bardakta getirilmesi! Fiyasko :) Dekorasyonda biraz iç karartıcı, burda tek kişi 30-35 TL ödediğiniz yerlerin ne kadar şık olduğunu bilirsiniz. Orda sanırım bunlara pek özen göstermiyorlar ama yemekler diğer her şeyi unutturur. O kadar lezzetliler ki, her seferinde farklı şeyler denememe rağmen beğenmediğim hiçbir şey olmadı. Chicken Madeira en sevdiğim oldu, o ayrı.
Chicago usulü deep-dish pizza şehrin en ünlü yiyeceği. Ben Connie's 'de yedim ama siz gerçeği için Uno'yu tercih etmelisiniz :)






Eğlence: Benim için gittiğim yerlerdeki gece klüpleri değil ordaki canlı etkinlikler önemlidir. Konser tabii ki bunlardan en önemlisi. Malesef ani gelişen gitme kararı yüzünden o tarihlerde hangi konserlerin olduğuna gitmeden önce bakamadım. Downtown'dan eve dönerken The XX konseri kaçırdığımı görüp acayip üzüldüm. Biletler erken çıktığı için siz siz olun daha önceden tarihlere bakıp, biletinizi internetten alın.
Navy Pier'de Shakespeare Theatre'ın programlarına mutlaka göz atmalısınız. Ayrıca ünlü Chicago Theatre'da oyun ya da konser izlemek de güzel etkinliklerden biri.




6.2.10

Flavio

In my birthday Istanbul was snowy and everywhere wrapped around white. So my birthday delayed for one week. Lately we choose places that we heard much about it but never have time to go. Friends sent me message: "We will be at Flavio in thursday evening, c ya". Weather was so cold again but we got warm when went to Flavio. Its not a big place but has a great atmosphere. There is lot of great Italian food in Flavio's menu. I prefered Ravioli with pesto and 5 cheese. One of my friend ate special Pizza with steak, mushroom and onions. It shapes like an eye and ingredients are in the middle of pizza. Before main meal they served focaccia bread with some Italian starters for treat us.

You can create your own pizza by choosing extra toppings on Margherita. Also they have long beverage menu, its hard to choose but they help you :) Menu is written inside in old vinyl covers and bill comes in DVD case. I like this little details.


There is lot of Italian Restaurants in Istanbul but Flavio's difference is its staff. They are so kind and treats friendly to you. If you're working in Beyoğlu or if you're there in lunch time you should go there because they have economic meals in between 12:00 to 14:00 pm. Great chance to taste delicious meals :)



------------------------------

Doğum günümde her yer bembeyaz ve kesinlikle dışarı çıkılmayacak bir haldeydi. Hani İstanbul'u bembeyaz yapan ilk kar günü :) Yakın arkadaşlarımla kutlamamız 1 hafta ertelendi tabii ki. Pazartesi günü gelen mesajda "Perşembe günü Flavio'dayız hep birlikte" demişlerdi. Son zamanlarda doğum günleri için daha önce duyduğumuz ama gitmediğimiz yerleri tercih ediyoruz. Bu seferde Asmalımescit'deki Flavio'yu seçmişlerdi.
Asmalı'daki kalabalığın başlamadığı, hatta baya boş olduğu saatleri seçmiştik.

Hava yine inanılmaz soğuktu ama içeri girince anında ısındık. Geç kalan bir arkadaşımızı beklerken yavaştan menüye göz atmaya başladık. Küçük, samimi, sıcak, loş bir ortamı olan Flavio'da birbirinden güzel İtalyan lezzetleri var, hepsinden azar azar denemek istiyor insan. Benim tercihim -ceviz ve karabiber soslu beş peynirli ravioli- oldu(enfesti!). Genelde makarna tercih ettik ama bir daha ki sefere mutlaka pizzalarını tadacağım. Arkadaşımın yediği pizza -yeme de yanında yat- türünden birşeydi. Göz şeklinde ve malzemenin ortasında buluştuğu pizza gerçekten güzel görünüyordu. Yemekten önce gelen sıcacık ekmek, zeytinyağı ve domatesle mozarella'nın buluştuğu aperatif ikramlardan sonra yemek gelmeseydi bile şikayet etmezdim herhalde :)

Pizzanızı margherita üstüne eklediğiniz diğer malzemelerle sizde yaratabiliyorsunuz. Pesto soslu karabiberli tagliatelle yiyen arkadaşım pestosunu az kremasını çok bulmuş mesela, o yüzden aklınızda olsun eğer yemeğinize eklemek istediğiniz ya da az olmasını istediğiniz birşey varsa önceden belirtin.
İçecek menüleri de gayet geniş, o yüzden karar vermek zor oluyor. Nasıl bir tat aradığınızı biliyorsanız, önerilere kulak verin, pişman olmuyorsunuz :)

Küçük detaylar: Menü eski plak kapakları içine yazılmış bir şekilde, hesapta dvd kutusunda geliyor. Böyle küçük ama güzel detayları seviyorum.


İşletmesi sanırım yakın zamanda değişmiş, önceki halini bilmiyorum ama ben bu halini çok beğendim. Diğer İtalyan restoranlarından farkı ne derseniz kesinlikle personeli diyebilirim, çok cana yakın ve sempatik insanlar. Bu arada Beyoğlu'da çalışıyorsanız ya da öğle saatlerinde yolunuz o taraflara düşerse Flavio'nun hazırladığı gayet ekonomik menüler var. Güzel tatları denemek için iyi bir fırsat olabilir :)


*Meydandan tünele doğru inerken sağda Adidas Originals mağazasının olduğu sokağa girince solda Flavio'yu göreceksiniz.