6.2.10

Flavio

In my birthday Istanbul was snowy and everywhere wrapped around white. So my birthday delayed for one week. Lately we choose places that we heard much about it but never have time to go. Friends sent me message: "We will be at Flavio in thursday evening, c ya". Weather was so cold again but we got warm when went to Flavio. Its not a big place but has a great atmosphere. There is lot of great Italian food in Flavio's menu. I prefered Ravioli with pesto and 5 cheese. One of my friend ate special Pizza with steak, mushroom and onions. It shapes like an eye and ingredients are in the middle of pizza. Before main meal they served focaccia bread with some Italian starters for treat us.

You can create your own pizza by choosing extra toppings on Margherita. Also they have long beverage menu, its hard to choose but they help you :) Menu is written inside in old vinyl covers and bill comes in DVD case. I like this little details.


There is lot of Italian Restaurants in Istanbul but Flavio's difference is its staff. They are so kind and treats friendly to you. If you're working in Beyoğlu or if you're there in lunch time you should go there because they have economic meals in between 12:00 to 14:00 pm. Great chance to taste delicious meals :)



------------------------------

Doğum günümde her yer bembeyaz ve kesinlikle dışarı çıkılmayacak bir haldeydi. Hani İstanbul'u bembeyaz yapan ilk kar günü :) Yakın arkadaşlarımla kutlamamız 1 hafta ertelendi tabii ki. Pazartesi günü gelen mesajda "Perşembe günü Flavio'dayız hep birlikte" demişlerdi. Son zamanlarda doğum günleri için daha önce duyduğumuz ama gitmediğimiz yerleri tercih ediyoruz. Bu seferde Asmalımescit'deki Flavio'yu seçmişlerdi.
Asmalı'daki kalabalığın başlamadığı, hatta baya boş olduğu saatleri seçmiştik.

Hava yine inanılmaz soğuktu ama içeri girince anında ısındık. Geç kalan bir arkadaşımızı beklerken yavaştan menüye göz atmaya başladık. Küçük, samimi, sıcak, loş bir ortamı olan Flavio'da birbirinden güzel İtalyan lezzetleri var, hepsinden azar azar denemek istiyor insan. Benim tercihim -ceviz ve karabiber soslu beş peynirli ravioli- oldu(enfesti!). Genelde makarna tercih ettik ama bir daha ki sefere mutlaka pizzalarını tadacağım. Arkadaşımın yediği pizza -yeme de yanında yat- türünden birşeydi. Göz şeklinde ve malzemenin ortasında buluştuğu pizza gerçekten güzel görünüyordu. Yemekten önce gelen sıcacık ekmek, zeytinyağı ve domatesle mozarella'nın buluştuğu aperatif ikramlardan sonra yemek gelmeseydi bile şikayet etmezdim herhalde :)

Pizzanızı margherita üstüne eklediğiniz diğer malzemelerle sizde yaratabiliyorsunuz. Pesto soslu karabiberli tagliatelle yiyen arkadaşım pestosunu az kremasını çok bulmuş mesela, o yüzden aklınızda olsun eğer yemeğinize eklemek istediğiniz ya da az olmasını istediğiniz birşey varsa önceden belirtin.
İçecek menüleri de gayet geniş, o yüzden karar vermek zor oluyor. Nasıl bir tat aradığınızı biliyorsanız, önerilere kulak verin, pişman olmuyorsunuz :)

Küçük detaylar: Menü eski plak kapakları içine yazılmış bir şekilde, hesapta dvd kutusunda geliyor. Böyle küçük ama güzel detayları seviyorum.


İşletmesi sanırım yakın zamanda değişmiş, önceki halini bilmiyorum ama ben bu halini çok beğendim. Diğer İtalyan restoranlarından farkı ne derseniz kesinlikle personeli diyebilirim, çok cana yakın ve sempatik insanlar. Bu arada Beyoğlu'da çalışıyorsanız ya da öğle saatlerinde yolunuz o taraflara düşerse Flavio'nun hazırladığı gayet ekonomik menüler var. Güzel tatları denemek için iyi bir fırsat olabilir :)


*Meydandan tünele doğru inerken sağda Adidas Originals mağazasının olduğu sokağa girince solda Flavio'yu göreceksiniz.
 
 

Earth Cafe Restaurant

İtiraf etmeliyim, Forum İstanbul açılmadan önce oranın öyle büyük ve güzel mağazalarla dolacağını hiç düşünmemiştim. İçinde birkaç iyi marka olan ama gerisi boş olan, belki Ikea'ya gidileceği zaman uğranan bir yer olacağını zannediyordum. Belkide semt yüzünden öyle bir önyargıya varmışımdır, bilemiyorum.
Hafta içi gittiğiniz zaman rahat rahat alışveriş yapabileceğiniz, birçok markanın bulunduğu ve sinemasının gayet iyi olduğu bir yermiş oysa ki. Ayrıca ulaşımı da çok rahat.

Fena bir food court'u yok ama asıl dikkatimi çeken Cookshop ve Kitchenette gibi mekanların bulunması.
Yalnız onlara bir rakip daha gelmiş. Earth Cafe-Restaurant. Geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımla havaların karlı olması yüzünden bize ulaşım açısından kolay olduğundan buluşmak için Forum'u seçtik. Onları beklerken tesadüfen gördüm Earth Cafe'yi, alt kaltta Intersport'un hemen yanında. İçerden girişi hiç dikkat çekmiyor. Dışardan girerseniz görmeniz daha kolay. Orayı gördüğüm zaman gidip denenmeli diye düşündüm, meğerse arkadaşlarımında aklında orası varmış. Böylece Earth Cafe'ye doğru yollandık.

Girişi sizi yanıltmasın, içerisi oldukça büyük ve ferah bir mekan. Haftasonları nasıl olur bilmiyorum ama biz gittiğimizde 5-6 masa doluydu sadece. Dekorasyon ahşap ağırlıklı, çok rahat koltukları ve bar tarzı bölümü de mevcut. Dekorasyonda en beğendiğim şey baştan aşağı cam kapılı kocaman kitaplıktı. İçinde her türlü kitapları bulabileceğiniz kitaplıkta atlı karınca, büyüteç, noel baba gibi çok şeker dekorasyon öğeleride vardı.


Menüye gelirsek, çok geniş bir başlangıçlar bölümünün ardından 5-6 çeşit hamburger çeşidi, pizza, makarna, tavuk, et ve vejeteryan bölümü var. Patatesleri de unutmamalıyım tabi :) Çok lezzetli 4 çeşit patatesleri var. Yanlış hatırlamıyorsam ana yemeklerin fiyatı 15-35 TL arası. Porsiyonlar çok büyük ve doyurucu. En önemlisi de sürekli başınızda dikilen, "başka bir isteğiniz var mı, yoksa gidin!" bakışıyla sizi süzen elemanlar yok. Hatta o kadar rahat ki, ev ortamındaymış gibi hareket edebilirsiniz.

Çıkmadan önce lavaboya uğrarsanız orda bile ne kadar dikkat çekici davrandıklarını göreceksiniz. Kütük şeklinde lavabolar, tuvaletlerin üstünde neon ışıklarla yazılan "Save the Planet" sloganı gibi :)

Umarım o alışveriş merkezinin içinde kaybolmaz ve kısa zamanda farkedilen bir yer haline gelir. Tabi bunun için öncelikle bir web sitelerinin olması şart. Malesef web'de onlar hakkında ne bir yorum ne de bir habere rastladım. Yolunuz Forum'a düşerse Earth Cafe-Restaurant'a uğrayın derim.

Dip not: Haftasonları açık büfe kahvaltıları da oluyormuş. Ücreti kişi başı 15 TL.


2.2.10

Big iPhone? / iPhone'u büyütmekten öteye gidemediniz mi? /

Apple products are generally defined as well designed and charismatic. Even Karl Lagerfeld has collection of iPod's and give gift to friends. I read that he has all models of iPod's for sure :)

Every year Apple makes little changes in iPod's and sells again. I guess fm or camera preferences are not hard to do before, right?


Anyways, I would like to write about the new iPad today. It looks like they made big iPhone. Actually iPhone is better than this! Let's look at some little(!) details about iPad.


If you would like to listen to music when writing an e-mail, sorry - it's not possible.
Usb? Nope.
Camera? Oh no baby.
When you would like to play flash required games you will see that iPad is not support flash feature.
They say iPad is useful for e-book stuff but don't you know that long usage of LED screen has bad effects on eyes and headache?
I mean, Steve Jobs could make better than this?
Buying netbook is better than buy iPad for $500.


Still haven't watch this? :) iPad - The Peter Serafinowicz Show





------------------------------

Evet Apple ürünleri genelde tasarım harikası ve karizmatik olarak tanımlanabilirler.
Karl Lagerfeld'in bile en sevdiği şey iPod koleksiyonu yapmak ve arkadaşlarına iPod hediye etmekmiş.
Her renk ve jenerasyona ait iPod'u varmış haliyle.. E onda olmayacakta bizde mi olacak? :)
Apple her sene iPod'larına ufacık değişiklikler ekleyerek yeniden satışa sunuyor. Fm ya da kamera özelliğini 5 sene önce yapmak pekte zor olmazdı herhalde?


Neyse bugün asıl bahsetmek istediğim şu merakla beklenen ve bence tamamen hayal kırıklığı olan iPad.
iPhone'u alıp büyütmüş insanlara da farklı birşeymiş gibi yansıtmaya çalışıyorlar üstelik.
Bazı küçük(!) detaylar iPad'i cazip kılan bütün özelliklerini (eğer varsa?) yerle bir ediyor.






Mail yazarken müziğimi de dinleyeyim derseniz olmuyor mesela.
Usb? Yok canım.
Kamera? O da yok, taze bitti.
Flash destekli oyun oynayayım ya da video izleyeyim derseniz Ipad'in Flash özelliğini desteklemediğini göreceksiniz.
iPad'in özellikle e-book olayı için çok faydalı olacağı söyleniyor, peki ekran özellikleri gözlerimizi yormadan bunu yapmaya müsait mi acaba? LED ekranın uzun süreli kullanımının bilinen bazı kötü etkileri var tabi.
Steve Jobs bundan daha iyisini yapabilirdi sanki?
$500'a iPad alacağınıza küçük sevimli netbook'larla çok daha mutlu olabileceğinizi düşünüyorum.


Hala daha izlemediyseniz bu parodiyi izlemenizi de tavsiye ediyorum :)

17.1.10

Delphic - Acolyte


New year's best debut from Polydor!




Last April, Delphic came out with first single "Counterpoint" and second single was released in August. This guys from Manchester released their debut album "Acolyte" in 11th of January. I loved their video clips and album cover.


From beginning to end its not bored you.
For more check out this: http://delphic.cc/

------------------------------

Polydor'dan yeni yılın ilk meyvesi!

Geçtiğimiz nisan ayında ilk single'ları "Counterpoint"le çıkış yapan Manchester'lı 4'lü Delphic daha sonra İngiltere'de 4-5 festivale katılmış ağustos ayında da 2. single "This Momentary" gelmişti.

Single'ların ardından 11 ocak'ta "Acolyte" adlı albümlerini yayınladılar. Özellikle kliplerini ve albüm kapağını çok beğendim. Ki zaten 2. single "This Momentary" UK music video awards'da 3 dalda aday gösterilmişti.




Albüm baştan sona sıkmadan kendisini dinletiyor.

Daha fazlası için:
http://www.myspace.com/delphic

http://delphic.cc/

http://www.facebook.com/delphicmusic?ref=search&sid=588543744.2870044965..1&v=wall

Dinleyin, eğlenin, dinletin.





11.1.10

Grandbazaar and gemstones // Kapalıçarşı ve mücevherler

Tell me about a girl that doesn't like gemstones? I don't know anyone like that :)
I especially love rings and bracelets so much.

Last week I went to Grand Bazaar(in Istanbul) with my mom and her friends to look some jewelry.


You have to visit there! There is so many different bracelets, necklaces, rings.. I just charmed! :)
At last, I bought 2 bracelet and 2 earrings below:
(green ones: emerald, red ones: ruby, purple middle in the earring: amethyst)


eskiden değerli taşlara pek ilgim yoktu açıkçası. son 1-2 senedir onların cidden güzel şeyler olduğunu anladım. özellikle yüzük ve bilekliklere bayılıyorum! geçen hafta annem ve arkadaşlarıyla birlikte kapalıçarşı'ya gittik. arkadaş tavsiyesi ile gittiğimiz ve neredeyse 2 saat zaman geçirdiğimiz dükkanda elimizi nereye atsak bir sürü değişik şey çıkıyordu.
sonunda altta gördüğünüz cicileri aldım. aldıklarımda zümrüt, yakut ve ametist var. oraya giderseniz dikkat etmeniz gereken şeylerden biri taşların kalitesi. mesela zümrütün gramı 1.25 ile 9 dolar arasında değişiyor. gördüğünüz her taş aynı kalitede değil yani. bazılarını zaten parlaklığından ayırt edebiliyorsunuz. tabi yanılmamak ve uygun fiyata alışveriş yapmak için en önemlisi beğendiğiniz ürünü başka dükkanlarda da sormak. ilk görüşte beğendiğinizi almak gibi bir hataya düşmeyin :)



*hiç birşey alınmazsa bile sırf o güzel vitrinlere bakmak, karışık yollarında kaybolmak, yorulduğunuzda fes cafe'de nefis bir türk kahvesi içmek için kapalıçarşı'ya uğramalı =)




5.1.10

Best Albums of 2009

Actually this year I couldn't follow new music much but these are my favourite albums in 2009:

Geç oldu ama geçen sene dinlediklerim arasından en iyi 30 albümü belirledim. Aslında yeni grupları, albümleri pek fazla takip edebildiğim bir yıl değildi ama dinlediklerim arasından en sevdiklerim:

1. muse // the resistance


2. arctic monkeys // humbug


3. kasabian // west ryder pauper lunatic asylum


4. iamx // kingdom of welcome addiction
5. editors // in this light and on this evening
6. jack penate // everything is new
7. bat for lashes // two suns
8. daniel merriweather // love and war
9. white lies // to lose my life
10. kings of convenience // declaration of dependence
11. chester french // love the future
12. phoenix // wolfgang amadeus phoenix
13. placebo // battle for the sun
14. lily allen // it's not me, it's you
15. starsailor // all the plans
16. grizzly bear // veckatimest
17. golden silvers // true romance
18. animal collective // merriweather post pavilion
19. the dead weather // horehound
20. the horrors // primary colours
21. jamie t // kings and queens
22. ian brown // my way
23. wild beasts // two dancers
24. richard hawley // truelove's gutter
25. metric // fantasies
26. doves // kingdom rust
27. pearl jam // backspaces
28. sonic youth // the eternal
29. la roux // la roux
30. gossip // music for men

Hope listen to good music this year too, have a year with great music.
Bu yılda böyle güzel albümler dinleyebiliriz umarım, bol müzikli yıllar.

21.12.09

Already Famous-Vogue US

I love this editorial! Some of the music groups that I love with model Sasha Pivovarova for Vogue US. Spring clothes of Jil Sander, Balmain, Bottega Veneta, Gucci, Celine, Burberry, Rochas, Balenciaga, Lanvin, Louis Vuitton, Givenchy, Yves Saint Laurent and Nina Ricci.
Really lovely shots by Steven Meisel.


Sevdiğim grupların elemanlarını böyle bir editoryalde hemde üstlerinde baharın tazeliğini taşıyan kıyafetlerle görünce şu kış gününde bile içim açıldı. Steven Meisel Vogue Us Ocak sayısı için inanılmaz eğlenceli kareler çekmiş. Sasha Pivovarova ile kamera karşısına geçenler: Adam Green, Mika, Golden Silvers, MGMT, The Horrors, Chester French(oleeey) ve Beirut.


Jil Sander, Balmain, Bottega Veneta, Gucci, Celine, Burberry, Rochas, Balenciaga, Lanvin, Louis Vuitton, Givenchy, Yves Saint Laurent ve Nina Ricci'nin s/s 2010 parçalarından bazılarını da görme şansına erişiyoruz bu sayede.


Buyrun sizinde gözünüz gönlünüz açılsın:












































































14.12.09

Nando's - Peri peri mmm



Aslında bugünkü niyetim galatamoda'nın son gününe yetişmek ne var ne yok diye bakmaktı ama dışarı çıktığımda dondurucu soğuğun yüzüme çarpmasıyla fikrimi değiştirmek zorunda kaldım. Saat 3'e yaklaştığında iyice acıkmaya başlamıştım ve uzun zamandır methini duyduğum ama gitmediğim Nando's'u denemeye karar verdik.

Cevahir alışveriş merkezi'nin en üst katında kapanan pizza hut'ın yerine açılmış Nando's.
Afrika'nın peri peri sosu kullanılarak portekiz usulü pişirilen tavuklarıyla ünlü olan Nando's'ta bizi gerçekten güleryüzlü bir ekip karşıladı.
Ahşap duvar ve masaların yer aldığı restoranda, orta tavanda kullanılan kırmızı biber şeklindeki lambalar mekana ayrı bi güzellik katmış. bir tanesini alıp eve götürmeyi çok isterdim :)

Masamıza oturunca "buraya ilk gelişiniz mi?" sorusuna "evet" cevabını alınca garson bize soslar ve tavuk hakkında bazı bilgiler verip yardımcı oldu.

Lemon & herb, medium, hot ve extra hot olmak üzere acı derecelerine göre ayrılmış dört farklı sostan birini seçerek tavuğunuzu istiyorsunuz. Çok acı olabilir düşüncesiyle başlangıç için medium'u seçtik ama daha sonra masada bulunan hot sosu denedim. Acı sevenler için cidden harikaymış onu anladım.aldığınız tavuğun yanına 2 yan ürün seçebiliyorsunuz. Cola, sprite tarzı gazlı içecekleri seçerseniz sınırsız içebiliyorsunuz. Biz madeira red(sprite ve nar karışımı) ve lemon drop'u(sprite, limon,vanilya) tercih ettik içecek olarak. Garsonun söylediğine göre meyveler taze olarak Güney Afrika'dan getirtiliyormuş.

Bu arada en çok tercih edilen nando's klasikleri olan çeyrek ya da yarım tavukmuş, biz çeyrek istedik ama bir dahaki sefere aynı siparişi vericeğimi sanmıyorum. Kemiksiz bir tavuğu tercih ederim. Özellikle bana tavuğun en kemikli yeri gelmişti yemesi baya sinir bozucu oluyor haliyle.

Servis hızının harika olduğunu söylemeliyim. Çok bekleyebileceğimizi düşünmüştük ama siparişimiz gerçekten kısa sürede önümüzdeydi.

Tam kalkarken yan masamızdaki sipariş dikkatimizi çekti. masanın üstünde dikey duran bir şiş vardı, gerçekten farklı ve başarılı bir sunumdu.

Güzel bir lezzeti tatmış olarak bir dahaki sefere buluşmak üzere nando's'tan ayrıldık.







* 6 Ocak 2010'da gelen edit: Sevgili Nando's ekibi yazımı okuduktan sonra iletişim bilgilerimi istedi ve bana 1 adet güzel soslarından, nando's tavuk fırçası, nando's kitapçıkları ve blogdaki yazıma dair çok güzel bir mektup gönderdi. Bende onlara bu ince davranışları için teşekkür ediyorum :)

13.12.09

Popülerliğine rağmen onu sevmek.



Sanırım ilk Harry Potter kitabını okuduğumda 12 yaşındaydım. 4. kitaptan sonrasını sadece seriye başladığım için okudum ama şu an hatırlıyorum desem yalan olur. 3. kitapta Cedric Diggory'yle tanışmış ve Harry Potter and the Order of the Phoenix'te onu kaybetmiştik. Karakteri o kadar sevmiştim ki, ölümüne neredeyse ağlayacaktım(yaş 15 falan sanırım, normal yani). Filmde kafamda yarattığım Cedric'e çok yakın birini bulmuştum ve ismini bi yere not almıştım, onu kaybetmemeliydim.
Daha sonra "How to be" ve "Little ashes" geldi ama internette bile bulmak zordu o filmleri. İyi ki Twilight furyasından önce gelmişti o filmler çünkü gerçek performansı ordaydı, soğuk ve ölü Edward'da değil.
Derken Twilight sayesinde her yer "Edward bite me" diye çığıran kızlarla doldu. Paparazziler sürekli onun peşindeydi. Film çekimlerini kızlar basıyordu ve adamın ne zaman nefes alabildiğini merak etmeye başlamıştım. Sanırım Twilight furyası sürdükçe bu böyle devam edecek.
Sadece Twilight'taki sadık, korumacı, aşık Edward karakterine hasta olan kızlar diğer iki filmi sevmemişlerdir belki. Nasıl olsa ikiside düşük bütçeli bağımsız filmler ve Rob'un canlandırdığı sıradışı karakterler var ortada. (Laf aramızda evet tipi şu anki kadar çekici değil.)
Etrafında bir sürü deli olan(hatta terapisti bile normal değil) Arthur bir tür bunalım ve boşlukta hissediyor kendini. Zaten öyle anne babaya göre onunda normal olması beklenemezdi. Mimikleri, o harika Brit aksanıyla beni benden alıyor. Bu filmi izlemişseniz eğer, mutlaka onu bir komedi filminde görmek istemişsinizdir. En azından ben cidden ilerde bir sürü komedi filminde onu görmek istiyorum.


Dali'nin hayatının anlatıldığı "Little Ashes"da ise Javier Beltran'la süper bir ikili olmuşlar ve gençlikten ileriki yaşlara kadar olan bölümleri tek kelimeyle harika oynamışlar. Film bütün olarak zaten çok güzel. Müzikler, İspanyol aksanlı İngilizce, zamanın kıyafetleri, Dali'nin sayko tavırları, Federica Garcia Lorca'nın şiirleri... Hepsi o kadar güzel ki.

Yeniden böyle düşük bütçeli bir filmde oynamasını bayağı bekleriz herhalde. En azından bir 10 yıl Hollywood suyunu çıkarır ama umarım Remember Me'den sonra onu biraz daha farklı rollerde görebiliriz.
Ayrıca, adamın bu kadar ünlü olmasına rağmen röportajlarındaki utangaç tavırları, sanki o ortama rastgele düşmüş gibi şaşkın halleri cidden çok samimi geliyor.
Demem o ki, popüler de olsa, bütün dünya peşinde de dolansa ilerde çok daha farklı bir yerde olacağını hissediyorum. Takipteyim.


30.9.09

Filmekimi başlıyor!

17-25 ekim arasında sürecek, g-mall ve emek'te gösterilicek festival filmleri arasından 6 tanesine zamanım olursa gitmek istiyorum.

Steven Soderbergh bu festivalde 3 filmle karşımıza çıkıyor, The Informant, Che Part One: The Argentine ve Che Part Two: Guerilla. Bu üç filmde gerçekten festivalin önemli yapımlarından bence. Informant'ta Matt Damon'ın başrolde olması ve George Clooney'nin yürütücü yapımcı olarak yer alması bu filmin popüleritesini arttırıyordur izleyicilerin gözünde.

Che'yi ise çok beğendiğim Benicio Del Toro canlandırmış ve yapımda da rolü Soderbergh'le paylaşmışlar, özellikle ilgi alanına girenlerin görmesi gerekiceği bir film olduğunu düşünüyorum :)

Merak ettiğim diğer filmler London River, Ne Te Retourne Pas, Five Minutes of Heaven, A Serious Man ve Polytechnique.

Unutmayın, biletler 3 ekim'de satışa çıkıyor, özellikle haftaiçi gidilicek filmler için elinizi çabuk tutmanız iyi olur :)

daha fazlası için buyrun:
http://www.iksv.org/filmekimi_2009/index.asp