21.4.10

Yeni Sinema Günleri



Dün Emek'le ilgili haberi paylaştıktan sonra gazetede okuduğum küçücük bir habere de yer vermek istedim.

Bir grup sinemacının bir araya geldiği "Yeni Sinema Hareketi" Türk filmlerinin hak ettiği ilgiyi görmesi, seyirciyle buluşması ve daha çok izlenebilmesi için kurulmuş. İlk projeleri "Yeni Sinema Günleri" kısa süre önce seyircisi olmadığı gerekçesiyle kapanan Ortaköy Feriye Sineması'nda yapılacak.

23 Nisan-9 Mayıs arasında yapılacak sinema günlerinin biletlerine Feriye Sineması gişesinden ulaşılabilir.

İzleyiciler olarak bizimde buna karşı duyarlı olmamız ve gereken ilgiyi göstermemiz gerekir diye düşünüyorum. Vizyonda kaçırdığınız bir sürü başarılı Türk filmini izlemek için güzel bir fırsat.
Sinema günlerinin programı için şu adrese göz atabilirsiniz:

http://www.yenisinemahareketi.com/

Feriye'de sinema öncesi Ortaköy'de kahve keyfi, sonrasında güzel filmler izlemek gibisi olabilir mi? :) Haydi herkes Feriye'ye!
Facebook sayfasından da takip edebilirsiniz kendilerini : Yeni Sinema Hareketi

20.4.10

Emek Sineması Yıkılmasın!

Bu sene İstanbul Film Festivali'nin kuşkusuz en büyük eksiklerinden biri Emek Sineması'nn olmamasıydı.
O daracık sokakta bekleşmeler, bilet için kuyruklara girmeler de yoktu orda.
Biraz eskimişti belki ama hafif bir makyajla çok da güzel görünebilirdi. Oysa birileri diyor ki "Aman canım ne gerek var bunlara? Eskimiş hadi atalım! Oraya kocaman bir alışveriş merkezi çok şık durur."
Ya nasıl da güzel olur ama Beyoğlu'nun ortasında diğerlerinden bir kopya. Zaten her yerde fazlasıyla varken çok mu gerekliydi oraya da bir klon yapıştırmak?
Lizard Queen'in blogundaki linki görünce bende paylaşmak istedim.
Eğer eskimiş bazı şeylerin sizin için hala değeri varsa, bir imzanızı atın-eksik kalmayın.




foto: via flickr by roloff

8.4.10

Günün Festival Filmi





Müzikle sinemanın birleşimi beni her zaman büyüler. Bazen bir filmden çıkar ve hemen orada çalan şarkıları aramaya başlarsınız, filmde o derece etkisi olmuştur. Bazı filmler ise müziği konu edinir kendine. Hele o filmde çağımızın 3 farklı jenerasyonundan 3 iyi gitarist varsa o film bence tadından yenmez.

İstanbul Film Festivali kapsamında bu kez gittiğim film "It Might Get Loud(Gürültü Ustaları)".
Daha önceki postumda "Kuzey Işıkları Altında White Stripes"a gittiğimi anlatmıştım, onun verdiği zevkle bu filme de büyük bir heyecanla gittim, elektro gitar çalan kuzenimi de yanıma alarak tabii.


Jack White bir kereste parçasının üstünde en ilkel şekilde yapılabilecek gitarı yapıp slide çalıyor ve filmimiz harika bir başlangıç yapıyor.
Devamında Jimmy Page, The Edge ve Jack White bir araya gelerek gitar tecrübelerini paylaşıyorlar.
Jimmy Page için ne söylesek az. Rock'n'roll tarihini değiştiren şahane gitarist, söz yazarı ve besteci.
Lisede resim okuması, hep sanatla iç içe olması, mütevazi tavırları çok hoşuma gitti. Onun yaptıklarını bilmeden, hiç fikriniz olmadan o filme gitseniz bile ona saygı duyacağınızdan eminim.


Jimmy Page'den sonraki jenerasyonun filmdeki temsilcisi U2'dan The Edge'di. Açıkçası U2'yu pek sevdiğimi söyleyemem, filmi izledikten sonra da duyglarımda değişen birşey olmadı. The Edge'in olayı riff'ler ve efektler. Teknolojiden yararlanmayı sevdiğini o da söylüyor. Filmi izlerken Edge'in yerine Kirk Hammett ya da Tom Morello olsaydı diye düşündüm. Çıktığımızda aynı şeyi kuzenimde söyledi: "Edge'in olması çok gereksiz olmuş".


Bu iki büyük ve daha tecrübeli isime rağmen bence filmde Jack White eskiye olan saygısı, blues sevgisi ve duruşuyla daha ön plana çıkıyor. Müziğini yaparken zorlukları, uğraşmayı seviyor. Hala eski gitarlarını kullanıyor. Ruhunu gitarının tellerinin arasına sıkıştırıyor ve bizi White Stripes'la, The Raconteurs'la ve The Dead Weather'la mest etmeyi başarıyor.


60'lar, Led Zeppelin, rock gibi kavramlar metabolizmanızda bir etki yaratıyorsa, gidin ve bu filmi izleyin!





7.4.10

She & Him



Zooey Deschanel'i sevmeyen var mı? Sevmeyenleri diğer tarafa alalım lütfen, çünkü şimdi onun güzel yüzünden, şirinliğinden ve şarkılarından bahsedeceğim!
Matt Ward'la birlikte 2008 yılından beri She&Him gibi şahane cici bir olaya imza atmaktalar. İlk albümlerini dinlemediyseniz önce bir warm-up için sizi "Volume One"a davet edelim.
Ardından şu videoyu izleyin ve bu ikilinin sizler için yaptığı "Volume Two"ya atlayım derim.

Hazır bahar gelmiş, çiçekler açmışken kulağınızda Zoeey'nin sesi sizde onunla birlikte ritm tutun.

Woah-oh-oh, well alright
It's okay, It's okay
We all get the slip sometiimes everyday
I'll just keep it to myself in the sun, in the suun

I love her acting, her style, her attitudes and her musical face. Oh look how adorable Zooey is. Matt Ward and Zooey is doing something really naive and pretty. Duo’s first album Volume One released in 2008 and I listened them a lot that year. Now Volume 2 has released! Yay! Release dates: 17 march Japan, 23 march USA and 5 april UK.



Stay in tune folks :)




Love Yourself

I’m short and not a skinny person, maybe have to lose 3-4 kilos should be nice. But I don’t hate my body, this is a gift from God. We have to protect our bodies and care of it. Most important, we learn to love it, all the way we are. Plus, we shouldn’t forget that we’re lucky for able to see, taste, feel and speak.



Even if you’re skinny or fat, short or tall… don’t obsessed to your apperance and try to do good things in your life.
So.. this editorial from V Mag tells us: “V Love U Just The Way U R”

Kısa boyluyum, zayıfta değilim- aşırı zayıf hiç olmadım. Belki 3-4 kilo verirsem fena olmaz. Buna rağmen vücudumdan nefret etmiyorum, çünkü bu Allah’ın bize hediyesi. Onu korumalı ve her zaman iyi bakmalıyız. Herşeyden önce her halimizle vücudumuzu sevmeyi öğrenmeliyiz. Ayrıca görebildiğimiz, tadabildiğimiz, hissedebildiğimiz, konuşabildiğimiz için şanslı olduğumuzu da unutmamalıyız. Çok mu toz pembe geliyor bunlar size?


Zayıf ya da şişman, uzun ya da kısa ne olursanız olun ama görüntünüze fazla takılmadan dünyada iyi şeyler yapabilmeye bakın.


V Mag’in bu editoryali bana göre bunları anlatıyor ve diyor ki “”V Love U Just The Way U R”.






5.4.10

Günün festival filmi

Dün Whip It'le festival açılışını yaptım. Drew Barrymore'a bayılan biri olarak ilk yönetmenlik deneyimini kaçırmak istemezdim. Gerçekten komik ve eğlenceli bir film çıkarmış ortaya, ki benim açımdan ondan beklenen birşeydi. Bu saatten sonra Whip It'e bilet bulmanız pek olası değil ama ne yapın edin bu filmi izleyin.




Günün festival filmi ise "Kuzey Işıkları Altında White Stripes". Tabiii ki onların hayranıyım. Ölmeden önce canlı performanslarını izlemek istediğim gruplar arasındalar.
Küçük yerlerde verdikleri sürpriz konserler ve hayatlarıyla ilgili ipuçlarını içeren görüntülerle dolu bir filmmiş.
Bugün izleyip göreceğim  :)






8.2.10

Owen Pallett - Heartland




I wish I knew him before! Ladies and gentleman I'm writing about Owen Pallet today. Beautiful voice and great talent. I have watching his concert videos in Youtube for 2 hours! Its really hard to not impressed about him. 30 years old musician had a classical music background and his first composition came in age 13. He made music for computer games, advertisements and movies. What I most like about him: his another works with great music groups like: The Last Shadow Puppets, Arcade Fire, Fucked Up, Pet Shop Boys, Grizzly Bear, Beirut and Mika.

Before "Heartland" (2010-Domino Records) he had 2 albums with his stage name "Final Fantasy". His last album out in stores in 18th of January in Europe. I think using his own name is better than FF. Maybe it shows his confidence about his works. Final Fantasy is like group or project name, no need to use it :)


His lyrics are so strong and fascinating. This conceptual album is explaining story over a farmer called Lewis. It makes "Heartland" more than an ordinary pop album. Violin, drums, orchestra... This all comes together with his great voice and creates an epic work. Don't deny yourself from this nice work, listen out! :)

------------------------------

Dinledikçe keşke daha önce tanısaymışım dediğim yetenekli, harika sesli ve muhteşem şarkılara sahip Kanada'lı Owen Pallet. 2 saattir Youtube'da konser kayıtlarını izliyorum, hayran olmamak elde değil sayın seyirciler!
 Klasik müzikle büyüyen ve keman çalarak müzik hayatına başlayan Owen ilk bestesini 13 yaşında yapmış. Birçok reklam, bilgisayar oyunu ve film içim müzik çalışmaları yapmış ama beni en çok çalıştığı isimler etkiledi. Alex Turner'la The Last Shadow Puppets albümü için çalışmış mesela. Arcade Fire, Grizzly Bear, Beirut, Mika, Pet Shop Boys, Fucked Up vs.


Daha önce çok sevdiği oyun olan Final Fantasy ismini kullanarak iki albüm çıkaran Owen Pallet, 18 Ocak'ta Avrupa'da yayınlanan Heartland albümünde kendi ismini kullanmayı tercih etmiş. Ki bence çok daha iyi yapmış, çünkü başka bir isimle sanki bir grup ya da başka bir projeymiş gibi duruyor. Oysa ki adam başlı başına bir orkestra gibi. Kendini ortaya çıkarması yaptığı işe ve kendisine olan güvenini de kanıtlıyor belki de.


Sözler açısından çok kuvvetli, harika bir kalemi olduğunu söylemeliyim. Bu konsept albümde "Lewis" adlı bir çiftçi üzerinden hikayeler anlatılıyor,bu da "Heartland"i sıradan bir pop albümü olmaktan çok öteye taşıyor.  Keman, davullar, orkestra.. Tüm bunlar Owen Pallet'in sesiyle masalsı bir anlatıma kavuşuyor.
Sizde bu sese duyarsız kalmayın, dinleyin.


6.2.10

Flavio

In my birthday Istanbul was snowy and everywhere wrapped around white. So my birthday delayed for one week. Lately we choose places that we heard much about it but never have time to go. Friends sent me message: "We will be at Flavio in thursday evening, c ya". Weather was so cold again but we got warm when went to Flavio. Its not a big place but has a great atmosphere. There is lot of great Italian food in Flavio's menu. I prefered Ravioli with pesto and 5 cheese. One of my friend ate special Pizza with steak, mushroom and onions. It shapes like an eye and ingredients are in the middle of pizza. Before main meal they served focaccia bread with some Italian starters for treat us.

You can create your own pizza by choosing extra toppings on Margherita. Also they have long beverage menu, its hard to choose but they help you :) Menu is written inside in old vinyl covers and bill comes in DVD case. I like this little details.


There is lot of Italian Restaurants in Istanbul but Flavio's difference is its staff. They are so kind and treats friendly to you. If you're working in Beyoğlu or if you're there in lunch time you should go there because they have economic meals in between 12:00 to 14:00 pm. Great chance to taste delicious meals :)



------------------------------

Doğum günümde her yer bembeyaz ve kesinlikle dışarı çıkılmayacak bir haldeydi. Hani İstanbul'u bembeyaz yapan ilk kar günü :) Yakın arkadaşlarımla kutlamamız 1 hafta ertelendi tabii ki. Pazartesi günü gelen mesajda "Perşembe günü Flavio'dayız hep birlikte" demişlerdi. Son zamanlarda doğum günleri için daha önce duyduğumuz ama gitmediğimiz yerleri tercih ediyoruz. Bu seferde Asmalımescit'deki Flavio'yu seçmişlerdi.
Asmalı'daki kalabalığın başlamadığı, hatta baya boş olduğu saatleri seçmiştik.

Hava yine inanılmaz soğuktu ama içeri girince anında ısındık. Geç kalan bir arkadaşımızı beklerken yavaştan menüye göz atmaya başladık. Küçük, samimi, sıcak, loş bir ortamı olan Flavio'da birbirinden güzel İtalyan lezzetleri var, hepsinden azar azar denemek istiyor insan. Benim tercihim -ceviz ve karabiber soslu beş peynirli ravioli- oldu(enfesti!). Genelde makarna tercih ettik ama bir daha ki sefere mutlaka pizzalarını tadacağım. Arkadaşımın yediği pizza -yeme de yanında yat- türünden birşeydi. Göz şeklinde ve malzemenin ortasında buluştuğu pizza gerçekten güzel görünüyordu. Yemekten önce gelen sıcacık ekmek, zeytinyağı ve domatesle mozarella'nın buluştuğu aperatif ikramlardan sonra yemek gelmeseydi bile şikayet etmezdim herhalde :)

Pizzanızı margherita üstüne eklediğiniz diğer malzemelerle sizde yaratabiliyorsunuz. Pesto soslu karabiberli tagliatelle yiyen arkadaşım pestosunu az kremasını çok bulmuş mesela, o yüzden aklınızda olsun eğer yemeğinize eklemek istediğiniz ya da az olmasını istediğiniz birşey varsa önceden belirtin.
İçecek menüleri de gayet geniş, o yüzden karar vermek zor oluyor. Nasıl bir tat aradığınızı biliyorsanız, önerilere kulak verin, pişman olmuyorsunuz :)

Küçük detaylar: Menü eski plak kapakları içine yazılmış bir şekilde, hesapta dvd kutusunda geliyor. Böyle küçük ama güzel detayları seviyorum.


İşletmesi sanırım yakın zamanda değişmiş, önceki halini bilmiyorum ama ben bu halini çok beğendim. Diğer İtalyan restoranlarından farkı ne derseniz kesinlikle personeli diyebilirim, çok cana yakın ve sempatik insanlar. Bu arada Beyoğlu'da çalışıyorsanız ya da öğle saatlerinde yolunuz o taraflara düşerse Flavio'nun hazırladığı gayet ekonomik menüler var. Güzel tatları denemek için iyi bir fırsat olabilir :)


*Meydandan tünele doğru inerken sağda Adidas Originals mağazasının olduğu sokağa girince solda Flavio'yu göreceksiniz.
 
 

Earth Cafe Restaurant

İtiraf etmeliyim, Forum İstanbul açılmadan önce oranın öyle büyük ve güzel mağazalarla dolacağını hiç düşünmemiştim. İçinde birkaç iyi marka olan ama gerisi boş olan, belki Ikea'ya gidileceği zaman uğranan bir yer olacağını zannediyordum. Belkide semt yüzünden öyle bir önyargıya varmışımdır, bilemiyorum.
Hafta içi gittiğiniz zaman rahat rahat alışveriş yapabileceğiniz, birçok markanın bulunduğu ve sinemasının gayet iyi olduğu bir yermiş oysa ki. Ayrıca ulaşımı da çok rahat.

Fena bir food court'u yok ama asıl dikkatimi çeken Cookshop ve Kitchenette gibi mekanların bulunması.
Yalnız onlara bir rakip daha gelmiş. Earth Cafe-Restaurant. Geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımla havaların karlı olması yüzünden bize ulaşım açısından kolay olduğundan buluşmak için Forum'u seçtik. Onları beklerken tesadüfen gördüm Earth Cafe'yi, alt kaltta Intersport'un hemen yanında. İçerden girişi hiç dikkat çekmiyor. Dışardan girerseniz görmeniz daha kolay. Orayı gördüğüm zaman gidip denenmeli diye düşündüm, meğerse arkadaşlarımında aklında orası varmış. Böylece Earth Cafe'ye doğru yollandık.

Girişi sizi yanıltmasın, içerisi oldukça büyük ve ferah bir mekan. Haftasonları nasıl olur bilmiyorum ama biz gittiğimizde 5-6 masa doluydu sadece. Dekorasyon ahşap ağırlıklı, çok rahat koltukları ve bar tarzı bölümü de mevcut. Dekorasyonda en beğendiğim şey baştan aşağı cam kapılı kocaman kitaplıktı. İçinde her türlü kitapları bulabileceğiniz kitaplıkta atlı karınca, büyüteç, noel baba gibi çok şeker dekorasyon öğeleride vardı.


Menüye gelirsek, çok geniş bir başlangıçlar bölümünün ardından 5-6 çeşit hamburger çeşidi, pizza, makarna, tavuk, et ve vejeteryan bölümü var. Patatesleri de unutmamalıyım tabi :) Çok lezzetli 4 çeşit patatesleri var. Yanlış hatırlamıyorsam ana yemeklerin fiyatı 15-35 TL arası. Porsiyonlar çok büyük ve doyurucu. En önemlisi de sürekli başınızda dikilen, "başka bir isteğiniz var mı, yoksa gidin!" bakışıyla sizi süzen elemanlar yok. Hatta o kadar rahat ki, ev ortamındaymış gibi hareket edebilirsiniz.

Çıkmadan önce lavaboya uğrarsanız orda bile ne kadar dikkat çekici davrandıklarını göreceksiniz. Kütük şeklinde lavabolar, tuvaletlerin üstünde neon ışıklarla yazılan "Save the Planet" sloganı gibi :)

Umarım o alışveriş merkezinin içinde kaybolmaz ve kısa zamanda farkedilen bir yer haline gelir. Tabi bunun için öncelikle bir web sitelerinin olması şart. Malesef web'de onlar hakkında ne bir yorum ne de bir habere rastladım. Yolunuz Forum'a düşerse Earth Cafe-Restaurant'a uğrayın derim.

Dip not: Haftasonları açık büfe kahvaltıları da oluyormuş. Ücreti kişi başı 15 TL.


2.2.10

Big iPhone? / iPhone'u büyütmekten öteye gidemediniz mi? /

Apple products are generally defined as well designed and charismatic. Even Karl Lagerfeld has collection of iPod's and give gift to friends. I read that he has all models of iPod's for sure :)

Every year Apple makes little changes in iPod's and sells again. I guess fm or camera preferences are not hard to do before, right?


Anyways, I would like to write about the new iPad today. It looks like they made big iPhone. Actually iPhone is better than this! Let's look at some little(!) details about iPad.


If you would like to listen to music when writing an e-mail, sorry - it's not possible.
Usb? Nope.
Camera? Oh no baby.
When you would like to play flash required games you will see that iPad is not support flash feature.
They say iPad is useful for e-book stuff but don't you know that long usage of LED screen has bad effects on eyes and headache?
I mean, Steve Jobs could make better than this?
Buying netbook is better than buy iPad for $500.


Still haven't watch this? :) iPad - The Peter Serafinowicz Show





------------------------------

Evet Apple ürünleri genelde tasarım harikası ve karizmatik olarak tanımlanabilirler.
Karl Lagerfeld'in bile en sevdiği şey iPod koleksiyonu yapmak ve arkadaşlarına iPod hediye etmekmiş.
Her renk ve jenerasyona ait iPod'u varmış haliyle.. E onda olmayacakta bizde mi olacak? :)
Apple her sene iPod'larına ufacık değişiklikler ekleyerek yeniden satışa sunuyor. Fm ya da kamera özelliğini 5 sene önce yapmak pekte zor olmazdı herhalde?


Neyse bugün asıl bahsetmek istediğim şu merakla beklenen ve bence tamamen hayal kırıklığı olan iPad.
iPhone'u alıp büyütmüş insanlara da farklı birşeymiş gibi yansıtmaya çalışıyorlar üstelik.
Bazı küçük(!) detaylar iPad'i cazip kılan bütün özelliklerini (eğer varsa?) yerle bir ediyor.






Mail yazarken müziğimi de dinleyeyim derseniz olmuyor mesela.
Usb? Yok canım.
Kamera? O da yok, taze bitti.
Flash destekli oyun oynayayım ya da video izleyeyim derseniz Ipad'in Flash özelliğini desteklemediğini göreceksiniz.
iPad'in özellikle e-book olayı için çok faydalı olacağı söyleniyor, peki ekran özellikleri gözlerimizi yormadan bunu yapmaya müsait mi acaba? LED ekranın uzun süreli kullanımının bilinen bazı kötü etkileri var tabi.
Steve Jobs bundan daha iyisini yapabilirdi sanki?
$500'a iPad alacağınıza küçük sevimli netbook'larla çok daha mutlu olabileceğinizi düşünüyorum.


Hala daha izlemediyseniz bu parodiyi izlemenizi de tavsiye ediyorum :)