18.3.12

Big Easy Express

Austin'deki SXSW çılgınlığı dün itibariyle sona erdi. Orada olanların muhtemelen deli gibi eğlendiği ve eşsiz performanslar izlediği, olmayanlarınsa iç çekerek videolara baktığı bir festival daha geçti. Performanslara çok fazla bakma fırsatım olmadı. Bir de hayranların çektiği videolardansa sxsw hesabından gelecek iyi kayıtları bekliyorum aslında.

Mumford&Sons hayranlığıma blogu okuyanlar aşinadır. Austin'den onlarla ilgili güzel haberler geldi. Daha önce The White Stripes'ın çok sevdiğim filmini yöneten Emmett Malloy, bu sefer Mumford&Sons, Edward Sharpe & The Magnetic Zeros ve Old Crow Medicine Show'un 2011'de çıktığı Railroad Revival Tour'u film haline getirmiş. Big Easy Express adlı film dün SXSW'da gösterilmiş. Fragmanı izlediğimde tüylerim diken diken oldu desem yeridir. Bir tren, upuzun bir turne, hiç susmayan müzik ve enerji dolu insanlar! Filmekimi'nde bu filmi izleyebiliriz diye düşünüyorum ama o zamana kadar bekleyebileceğimi de hiç sanmıyorum. Bir de yeni şarkı çalmış canım Mumford'lar, onun da iyi kaydını sabırsızlıkla bekliyorum! Artık yeni albüm de gelse fena olmaz hani, çok bekledik.

13.3.12

Jack White - Sixteen Saltines

Ocak sonunda "Love Interruption"la solo albümün ilk sinyalini veren Jack White, seriye "Sixteen Saltines"le devam ediyor. Daha önce Saturday Night Live'da çaldığı şarkıyı, bugün youtube hesabında paylaşınca ben de eksik kalmayayım dedim. 23 Nisan'da yayınlanacak olan "Blunderbuss" isimli albüme artık gün sayabiliriz!

Çılgın bir Jack White hayranı olarak, The White Stripes başta olmak üzere içinde olduğu her işe saygım, sevgim sonsuzdur. Gerçekten hissederek çalan ve içindeki her şeyi müziğine yansıtan bir adam olarak görüyorum Jack White'ı. İster solo, ister arkasında 5 tane adamla olsun, farketmez. Jack White her şekilde dinlenir!

6.3.12

Motivasyon Şarkıları


Sabah kalktım, önce bir bardak suyumu içtim. Daha sonra yulaf ezmesinin içine 3-4 çilek ve süt ekledim. İşe giderken bir sürü merdiven çıktım. Öğlene kadar bilgisayar başından kafamı kaldırmadan, o defile senin bu backstage benim getty'lerde kayboldum. Site için yazı yazdım.12:30 gibi öğlen yemeğimi yedim. Sonra yine bilgisayarıma koştum. 18:30'a kadar tekrar bir görsel ve yazı maratonunun içine girdim. Eve gidince hafif bir yemekten yarım saat sonra 40 dakika yürüyüş-koşu yaptım. Arada değişen ama genelde böyle olan günlük rutin bu şekilde. Anlayacağınız; iş, spor ve sağlıklı beslenme üçgeninde mutlu mesut yaşıyorum.

Spor yaparken beni motive eden en önemli şey doğru müzik. Zaten yapılan araştırmalara göre (muhtemelen İsveçli bilim adamları yapmıştır) müzik bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye ve spor yaparken %15 daha hızlı hareket etmemize sebep olabiliyormuş. Benim en iyi spor arkadaşlarım Chromeo ve Friendly Fires. Dün de Coldplay'in "Every Teardrop Is A Waterfall"una takıldım mesela. 

Bir de merak ettim, başkaları neler dinliyor diye. "10 şarkılık listenizi paylaşır mısınız?" diye sordum. İşte onların motivasyon parçaları:


Onur Yazıcı - Club Bangkok, XOXO Müzik Yazarı (ve daha bir sürü şey)

Saint Motel - At Least I Have Nothing

Breton - Ordnance Survey

Howler - Back Of Your Neck

Ego Trip - Running Out

Lemaitre - Coffee Table

Jonquil - It's My Part

Bourbon Seas - D.I.S.C.O

Tribes - Sappho

Grouplove - Tongue Tied (Gigamesh Remix)

Lana Del Rey - Blue Jeans (Moonlight Matters Remix)




Emre Erbirer - IKSV Sosyal Medya Sorumlusu & Size Editör

30 Seconds to Mars - Closer to the Edge

Linkin Park - Numb

Britney Spears - If You Seek Amy

Lady Gaga - Just Dance

Kesha - Tik Tok

Adele - Rolling in the Deep

Lykke Li - I Follow Rivers

Lady Gaga - Monster

Survivor - Eye of the Tiger

Muse - Time Is Running Out



Işıl Kılkış - Babylon PR

Survivor – Eye of the Tiger

Morcheeba – Enjoy the Ride

Bad Company – Mo’Fire

Sepalcure – I’m Alright

SBTRKT – Wildfire

The Rapture – Get Myself Into It

Portishead – Machine Gun

Pharcyde – Passing Me By

Nirvana – In Bloom

Pendulum – Tarantula



Hayalsu Altınordu - Musicalife.org

Beyonce - Countdown

Teen Daze - Let's Groove

Chester French - Beneath The Veil

Chiddy Bang - The Opposite of Adults (ft. MGMT)

Digitalism - Pogo

123 - So Much To Say

Flight Facilities - Crave You

Florence + The Machine - Shake It Out

T--E-E-D - Tapes & Money

The Strokes - Someday

27.2.12

Arctic Monkeys - R U Mine?

Ofisteyim. Kulaklığımı unuttum. Şarkıyı dinleyemedim ama siz dinleyin istedim.
Müziksiz bir pazartesiye başlamak hoş değil ama sadece klibi görebilmek bile güzel.

Arctic Monkeys'ın B-Side'da yayınlacağı "R u mine?"ı benim yerime de dinleyin. Hepinize iyi haftalar!

22.2.12

Salon'da St. Vincent Patlaması!


Strange Mercy'yle 2011'in en iyi albümleri listelerinde yer alan St. Vincent dün gece Salon'daydı. Çok sevdiğim Sufjan Stevens'la çalışmasının ardından 2007'de ilk albüm Marry Me'yi yayınladı. Ticari başarı ise 2009'daki Actors'la geldi, fakat son albüm Strange Mercy ona daha büyük kapılar açtı. Albümünde pop ve art-rock karışımını hissettiğimiz St. Vincent dün gece bize bambaşka bir yönünü gösterdi.

Sahneye çıktığında çıtı pıtı, güzel mi güzel Annie Clark nam-ı diğer St. Vincent'ın neler yapacağından hebersizdim. Daha önce konser performanslarını pek izlemediğim için kliplerindeki hareketli hallerini biliyordum sadece. Surgeon'la başlayan dinamik konser, şarkı aralarında küçük sohbetler ve gittikçe artan bir coşkuyla devam etti. Sahnede 3 gitarı ve 3 grup üyesiyle yer alan St. Vincent'ın onlarla arasındaki iletişimi de çok iyi görünüyordu. Toko Yasuda (mini moog), Daniel Mintseris (keyboard) ve Matt Johnson'ın (davul) performansa katkısı yadsınamaz. Özellikle şarkı sonlarında Matt'le birlikte coşan St. Vincent sahnede eğlendiğini de gösterdi. Şarkıları söylerken ve gitarı çalarken adeta kendinden geçiyor gibiydi. O'nu öyle görünce etkilenmemek imkansız gibiydi.

Akustik ağırlıklı olacağını düşündüğüm konser çatırtılı patırtılı, hatta punk etkileri taşıyan bir şeye dönüştü. Benimle aynı fikirde olan var mı bilmiyorum ama bu konser St. Vincent albüm kayıtlarını 10'a çarptı. Canlı performansının bu kadar farklı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sesinin daha öne çıktığı sakin şarkılarda bile Salon izleyicisini etkisi altına almayı başardı. Twitter'da da yazdığı gibi Türk hamamı deneyiminden bahsetti. "Doğduğum günden beri ilk kez bu kadar temiz oldum" diyerek seyirciyi güldürdü. Mark Stewart'ın ona verdiği Sid Vicious şeklindeki bulaşık fırçasını anlattı. “Its name is Sid Dishious. That’s all you get from punk!” ve ardından The Pop Group'un "She is Beyond Good and Evil"ı geldi.

Performansının sonunda yükselen enerjisiyle birden seyircilerin arasına atladı ve orada deli gibi çalmaya devam etti. Sahneye tekrar çıktığında gitarını seyirciye fırlattı. Bis için geldiğinde birkaç kere teşekkür edip, herkesi kendine hayran bırakarak Salon'un karanlığında kayboldu.


Setlist şu şekildeydi

Surgeron (Strange Mercy)
Cheerleader (Strange Mercy)
Chloe in the Afternoon (Strange Mercy)
Save Me from What I Want (Actor)
Actor out of Work (Actor)
Dilettante (Strange Mercy)
Black Rainbow (Actor)
Marrow (Actor)
Champagne Year (Strange Mercy)
Neutered Fruit (Strange Mercy)
Strange Mercy (Strange Mercy)
She is Beyond Good and Evil (The Pop Group cover)
Northern Lights (Strange Mercy)
Year of the Tiger (Strange Mercy)
Cruel (Strange Mercy)

Bis

The Party (Actor)
Your Lips Are Red (Marry Me)

4.2.12

The Maccabees - Given to the Wild


The Maccabees'in Eylül ayında Babylon'da vereceği konser albüm çalışmaları nedeniyle Wild Beasts'ten 2 gün sonrasına, 1 Aralık'a ertelenmişti. Grubun performansını merak ediyordum ama Wild Beasts konserinin etkisinden çıkamadığım için gidip gitmemekte tereddüt etmiştim. Konser günü geldiğinde hiç olmazsa çıkacak albümden yeni şarkıları dinleriz diyerek Babylon'un yolunu tutmuştum. Bir de o gün Club Bangkok çalacaktı, kaslarımızı harekete geçirmek için iyi bir fırsattı! Yeni albümden "Feel to Follow", "Child", "Ayla", ve "Forever I've Known"u duymak yeni albüm için kalp çarpıntılarına neden olmuştu. Özellikle "Child" o gece en sevdiğim şarkılardan biri haline geldi.

Tarihler 9 Ocak'ı gösterdiğinde beklenen albüm "Given to the Wild" kulaklarımızı doldurmaya hazırdı. 2007 ve 2009 tarihli albümlerini sevmiştim ama benim en popülerlerim arasında değillerdi. Dinlemesi kolaydı ama izledikten sonra bir türlü hatırlanamayan filmler gibiydi. "Given to the Wild"da ise 10 yıl ileri gidip, ince eleyip sık dokumuşlar sanki. Orlando'nun vokali de çok farklı bir seviyeye ulaşmış. 

Yaşıtındaki insanların yaptığı müziği dinlemenin en güzel tarafı; birlikte büyüdüğünüzü hissetmek. Çok klişe gelebilir ama dünyanın neresinde olursa olsun, olgunlaşma döneminde geçilen yollar, hissedilen duygular bir yerde birleşiyor. Farklı kültürlerde de olsa kendini tanımak, iç dünyanı keşfetmek aynı şeyleri hissettiriyor insana. Bir de zamanla yaptığının daha iyisini yapıp, mükemmele ulaşma hissi oluşuyor. En azından yaratıcı ve işini seven insanlar için bu durum böyle. The Maccabees de, geçmişini unutmadan onu unutturacak kadar iyi bir iş ortaya çıkarmak istemiş. Başarılı olduklarını albümü dinleyince anlayacaksınız. 

Bu albümü dinlemek aynı günde hem gökkuşağının renklerini görmek, hem de karın dondurucu etkisini hissetmek gibi. Kendisini tekrarlamayan ve akılda yer eden bir albüm. Bundan öncekilere baktığımızda The Maccabees "sound"unun nasıl bir şey olduğunu söylemek zordu. Bu albümde ise yıllarca söyleyeceğimiz ve dinledikçe şarap gibi güzelleşen şarkılar var. Orlando'nun vokalinin getirdiği derinlik hissi, duygusallık... Pelican'ın sözlerinde bahsettiğim "büyüme-olgunlaşma" aşamasına geçiş mevzusu. Bu albümden dizi ve filmlere güzel soundtrack olur. Potansiyeli büyük, etkisi zamanla hissedilecek, eskimeyecek bir albüm "Given to the Wild".

1.2.12

Adam Olacak Çocuk

Barış Manço aramızdan ayrıldığında 12 yaşındaydım. O zamana kadar ailemden ya da yakınlarımdan birinin ölümüne tanık olmamıştım. Barış Manço'nun ölüm haberini aldığımda sanki çok yakın bir akrabam ölmüş gibiydi. O hep evimizdeydi. Bize dünyada bambaşka yerler olduğunu ilk o göstermişti. 5-6 yaşlarındayken "Adam Olacak Çocuk"a katılmak istemeyen var mıydı acaba? Ben hep isterdim ama olmamıştı. "Mini mini bir kuş"u söyleyemedim Barış ağabeyle.

Kar nedeniyle evlerimizde mahsur kaldığımız bir zamana denk geldi bu sefer ölüm yıl dönümü. Gidemedim Moda'ya. Televizyonu açtığım nadir zamanlardan birinde Dream TV'de anısına gösterilen videolarına denk geldim. Boğazım düğümlenir gibi oldu. En son ne zaman böyle güzel Türkçe şarkılar dinlediğimi unutmuştum.

Annemle babamın haricinde, bir de O'nun öğütlerini dinledim hep. Biz adam olacak çocuktuk. Şimdi O'nsuz büyüyen nesile üzülüyorum.

25.1.12

25+


Bugün yeni yaşıma girerken, telefonumun şarjının daha günün yarısında bitmesine sebep olan, facebook, twitter gibi ortamlardan doğum günümü kutlayıp yüzüme gülücük konduran herkese çok teşekkürler!
Bu yaşa nasıl geldim (26) bilmiyorum ama olan oldu artık. Korkacak bir şey yokmuş gerçi, siz de güvenle 25 ve üstü yaşlara geçiş yapabilirsiniz!
Ailemdeki insanların sağlığı yerinde, kariyerimde de iyi şeyler olacak biliyorum, bir de aşk oldu mu tamdır. Bu seneki dileğim budur. 
Ayrıca son zamanlardaki yoğunluk yüzünden bloga zaman ayıramadığım halde yine de okuyan ve destek veren sizlere de çok teşekkürler! Yeni yaşımda daha fazla yazmak ve paylaşmak dileğiyle.


16.1.12

Arion Mag'den Haberler

Uyarıyorum, diğer blogumun reklamını yapacağım bir posttur :)

Twitter ve facebook'ta diğer blogumu paylaşmıştım ama buradan da yazmadan olmaz!
Kurstan iki arkadaşımla birlikte kurduğumuz Arion Mag'i, tumblr'dan blogger'a taşıyarak daha güvenli sulara girdik. Bu ara bitirme projemiz olan dergiyle uğraşırken onu da ihmal etmemeyi düşünüyoruz.
Henüz yeni olduğumuz için desteğinize ihtiyacımız var :)

Blog: www.arionmag.com
Facebook sayfası
Twitter sayfası

Yaklaşık iki hafta önce Akbank'ın başlattığı Oscar Modası yarışmasına üç kombinle katıldım. Kombinler bu sabah yayınlandı. Facebook'ta Akbank Oscar Modası app'inden kombinlere bakabilirsiniz. Eğer beğenirseniz benim yaptığım kombinlere oy verirseniz de sevinirim :) Her gün 3 kombine oy verme hakkınız var. Ayrıca çekilişe katılmak isterseniz, sizin de hediye kazanma şansınız yüksek!




11.1.12

Günün Videoları #1

Geçtiğimiz yılın en iyi çıkışlarından birini yapan Nerves Junior'a blogda bayağı yer vermiştim. Küçük bir röportaj da yapmıştım kendileriyle. Tam 1 ay önce facebook sayfalarında "Hangi şarkıya video çekelim - "Swimmers Ear" mi, yoksa "Nails To Scratch With" mi?" diye sormuşlardı. Benim de seçimim olan Swimmer's Ear galip geldi ve dün akşam saatlerinde yeni videoyu yayınladılar. Vokal Cory Wayne elindeki düğmeyle karanlık dünyaya gidip geliyor. Videoda görünen diğer insanlar da grubun geri kalan üyeleri. Karanlık ve metaforlarla dolu bir video olmuş.



İkinci videomuz da, şubat ayında Babylon'da izleyeceğimiz Real Estate'den "Easy". Son zamanlarda izlediğim en eğlenceli videolardan biri. Henüz youtube'dan videoya ulaşamıyoruz ama Funny or Die'da yayınlamaları da eğlenceli olduğunun bir kanıtı belki de. 3 sayko hayranın Real Estate için yaptığı saçmalıkları, sonrasında "Abi biz ne yapıyoruz?" dedikleri anları izlemek için buyrunuz efendim.
Bu konser için de çok heyecanlıyım!



Son videomuz da, İsveç'li kardeşler, Johanna ve Klara'nın grubu "First Aid Kit"ten "Emmylou". 90 ve 93 doğumlu olan gençler, Fleet Foxes'ın kadın versiyonu gibi. 23 Ocak'ta Wichita Records'dan çıkaracakları ikinci LP'lerini merakla beklemekteyim.



Bu arada bunun gibi günlerde -yayınlayacak 1'den fazla video olduğunda-, tek tek yayınlamaktansa böyle "günün videoları" olarak yapayım dedim. Bu da ilki olsun. Her çıkan videoyu ve haberleri (haberleri yurt dışındaki sitelerden çevirdiğimiz için blogda sırf onlar için 2-3 cümlelik post yapmak çok kolaycılık, o yüzden burada hiç yazmıyorum) burada paylaşmıyorum ama onun için facebook hesabımı takip edebilirsiniz: Octopus Mind Facebook Page