Showing posts with label konser. Show all posts
Showing posts with label konser. Show all posts

8.8.13

The xx - 7 Ağustos 2013 İstanbul konseri

Instagram:@manolyafikri

Bir filmin fragmanını izler, hakkında biraz fikir edinir ama tamamını izlemeden bilmezsiniz ya, ben The xx konserinde bunu yaşadım. Aslında defalarca konser videolarını izlemiş, hatta bazılarını ezberlemiştim ama onlar sadece fragman niteliğindeymiş. Bu grubu canlı izlemek, filmin tamamını görmekmiş, bambaşka bir duyguymuş.

On Your Horizon'ın performansından sonra, sahne ekibinin hızlı adımlarla çalışmaya başlaması benim de kalbimin ritmini artırdı. O bir saat geçmek bilmedi ama ışıklar açılıp, Try'la açılışı yaptıklarında hipnoz seansımız başlamış bulundu. Şarkıları neredeyse albüm kalitesinde çalıp söylüyor, ışık oyunlarıyla da sahneyi bambaşka bir boyuta taşıyorlardı. Önde demirlere yapışmış, tamamen onlara odaklanmış bir haldeyken, lazer şovunun aslında daha çok arkadakilere "Wow!" dedirttiğini biliyordum. Bense Romy'nin sesinin güzelliğinin karşısında erimiş, Oliver'ın sesiyle bütünleşen oyunculuk yeteneği ve bakışları karşısında donup kalmıştım. Hani herkesin şu çok sevdiği ve neredeyse "iyi"yle aynı anlama getirdiği "seksi" kelimesi var ya, Oliver için gerçek anlamda bunu kullanabiliriz sanırım. Etkileyici sesi, bakışları, Romy'ye yaklaşıp neredeyse biraz sonra dudaklarına yapışacakmış gibi görünmesi ve sahnedeki duruşu, onu "Yaşayan en seksi erkek vokaller" listesine sokabilir. Romy'nin de ara sıra seyircilere yaklaşıp gülümsemesi, cool görünümünün altındaki sıcak kişiliğini ortaya çıkarır gibiydi. Onların biraz gerisinde dursa da, aslında keyboard'u ve perküsyon aletleriyle performansı tamamlayan ve ona bu büyülü dokunuşu sağlayan Jamie'nin etkisi de anında hissediliyordu.

Instagram: @manolyafikri

İkili vokal gerçekten muhteşem bir şey ama Oliver ve Romy'ninki gibi birbirini dengeleyen ve yin-yang etkisi gösteren seslere her zaman rastlamak mümkün değil. Sesin haricinde, sahnedeki duruşları da şu yaşıma kadar izlediğim bütün gruplardan çok farklı. Aralarında aşk olmasa da, iki yaşından beri birlikte olmaları, birbirlerini çok iyi tanımaları ve birlikte çok rahat olduklarını hissetmek onları farklı bir konuma getiriyor olabilir.

Onları izlerken gerçekten büyülendim ve bazı şarkılarda aklımı da kalbimi de orada bıraktım. İnsanın içine işleyen türden dedikleri bu olsa gerek. Sadece bir kere çok kısa süren teknik bir aksama haricinde, iki albümü dengeleyerek oluşturdukları setlisti çatır çatır çaldılar. Hafızamda yanlış bir şekilde konumlanmadıysa, setlist buraya gelmeden önceki son konserleriyle aynıydı. Bir saati biraz geçen performans boyunca neredeyse hiç dinlenmediler ama performanslarında en ufak bir aksama olmadı. Simsiyah görünümlerine rağmen, içimizi ışıkla doldurmayı başardılar. Festival ve konserlerle dolu olacağını düşündüğümüz yaz aylarında, Soundgarden'dan sonraki ilk konserim bu oldu, hayatımdaki en güzel bayram hediyesi olarak kayıtlara geçti.

Setlist
Try - Heart Skipped A Beat - Crystalised - Reunion - Sunset - Missing - Fiction - Night Time - Swept Away - Shelter - VCR - Islands - Chained - Infinity // Bis: Intro - Angels


- Crystalised, Angels ve Chained'i çekebildim. Buyrunuz:








Ufak notlar:

1- On Your Horizon'ı daha önce izlememem büyük bir kayıpmış bunu anladım. Hani sabırsızlıkla beklediğiniz grupların öncesinde çalanlara tahammül edemezsiniz, bitirseler de gitseler dersiniz ya, bu kez tam tersi oldu. O kadar güzel çalıyorlardı ki, kısa sürdüğüne üzüldüm. Bir ay sonra, Rock'n Coke sahnesinde görüşürüz diyorum.

2- Konser seyircimizde neden bir adım bile ilerleme olmuyor? Hayret ediyorum. Alakasız yerlerde hoplayıp milletin üstüne çıkmalar ve radyo yutmuş gibi konuşan insanlar her yerde! Bu yüzden her konserde en öne yapışıp saçma kalabalığı kendime göre biraz engellemiş oluyorum ama oraya müzik dinlemek için gelen insanların suçu ne? Konser adabını bir öğrenebilsek, her şey çok daha güzel olacak.

3- Parkorman hem ulaşımı hem de atmosferi açısından konserler için çok iyi bir mekan, umarım gelecek yaz da orada bir sürü konser izleriz. Vodafone ve Pozitif'e sonsuz teşekkürler!

15.2.13

Karanlığın içinden süzülen yıldız

www.instagram.com/manolyafikri


Küçükken okuduğunuz kitapları "büyüyünce" tekrar okuduğunuzda bambaşka anlamlar çıkarır ve apayrı şeyler hissedersiniz ya, yıllar içinde Interpol'un müziği de bende öyle bir etki bıraktı. Onları ilk dinlediğim yıllarda o yaşların karmaşasını taşıyordum içimde. 20'li yaşların ortasındaysa çok farklı bir yerden bakıyor bana Interpol. Turn On The Bright Lights'ı ilk dinlediğimde lise sona geçmiştim sanırım. Carlos Dengler'in muhteşem bas riffleri, Daniel Kessler'in ortaya çıkardığı melodiler, Sam Fogarino'nun davuldaki şahane performansı, Paul Banks'in kimselere benzetemediğim kusursuz sesi ve her dinlediğimde anlamlandırmaya çalıştığım bulmaca gibi sözleri beni derinden etkilemişti. Gözlerimi kapatıp Paul Banks'i duyduğumda, derinden gelen sesini aslında çok yakınımda hissediyordum. Sanki gözlerimi kapatıp açtığımda karşımda onu bulacakmış gibiydim. Müzikal anlamda The Smiths'den sonra beni en derinden etkileyen grup olmuştu Interpol. Ve tabii Paul Banks de en sevdiğim vokaller arasındaki değişilmez yerini hep korudu.

2009'da Julien Plenti adıyla ilk solo albümünü çıkaran Paul Banks'i, o zamanlar Interpol'den ayrı bir yerde konumlandıramamıştım. Onu gruptan ayrı görmek bana tuhaf gelmişti. Şarkılarını sevmiş miyim? Evet tabii ki. Hatta o albümden "Fly As You Might" beni en derinden etkileyen şarkılardan biri olmuştur. Onun büyüleyici sesini dinleyip de sevmemek mümkün değildi. Ama bir şeyler eksikti sanki. Geçtiğimiz sene kendi ismiyle yayınladığı "Banks"te durum değişti. "Interpol ve Julien Plenti gömleklerimi çıkarıp kenara koydum, olduğum gibi burdayım" dercesine, kendine has tavrıyla ortaya çıktı. Interpol'den ayrı durmaya çalışmayan ama farklı bir şeyler yapmaya çalıştığını kanıtlayan Banks'i bağrıma bastım.

Interpol'un sesi olduğundan, yaptığının farklı bir şey olduğunu insanlara kabul ettirmesi zor olsa gerek. Albümü dinlediğimde ayrımı hissetsem de, Babylon'da onu dinlediğimde Paul Banks'in en yalın haliyle karşımızda olduğunu anladım. Karanlığın içinden sahneye süzüldüğünde tıpkı etrafından yayılan ışıklar gibi, karşı konulamaz etkisi beni sardı. Şarkılara içimden eşlik ediyor, neredeyse hiç hareket etmiyor ve büyülenmişçesine sahneye odaklanıp kendimi Banks'in sesine teslim ediyordum. Gözlerim Interpol'un diğer üyelerini aramıyordu. Klavye-arka vokal-bass'ta Brandon Curtis, gitarda Damien Paris ve davulda Charles Burst hem harika çalıyor hem de Paul Banks'le iyi bir iletişim yakalamış gibi görünüyorlardı. Onun sesi içime işlerken orada olduğum için çok mutlu olduğumu hissettim. Banks ve Julien Plenti Is... Skyscraper'daki şarkılyarı canlı dinlemek, 2011'deki Interpol konserine gidemediğim için hala çok üzülsem de Paul Banks'i dünya gözüyle görmek benim için büyük anlam taşıyordu. Hele ki, seyircinin bazı şarkılara eşlik ederken Paul Banks'in yüzündeki gülümsemeyi görmek paha biçilemezdi.

Dünya gözüyle görmek derken, konser sonrasında Kontra Plak'ın Twitter hesabında gördüğüm tweet o olayın daha da yakından gerçekleşmesine olanak sağladı. "Sürpriz !!! Bugün ve yarın @babylonistanbul'da sahne alacak olan Paul Banks yarın 14-15 arası @kontrarecords'da! Sohbet, imza, vesaire.." diye yazıyordu. Bu ancak bir hayalin gerçekleşmesi olurdu ve oldu da. Önce "İşten izin alabilir miyim?" diye düşünsem de, çok anlayışlı ve şeker gibi bir patrona sahip olduğum için o düşünce hemencecik geçti. Bu sefer de sorumluluk sahibi tarafım "Bu kadar iş varken nereye gidiyorsun?" dedi ama orada da Deniz imdadıma yetişti. "Ben daha önce böyle bir durumda gitmediğim için pişman olmuş biri olarak gitmeni öneriyorum" dediğinde hazırlanıp çıktım. Karnımda yüzlerce kelebeğin ağrısıyla Kontra Plak'ın yolunu tuttum. Oraya vardığımda imza olayı bitmiş, NTV için çekim yapılıyordu. İmza olayının bittiğini bile anlamamıştım ve orada bekliyordum, birden "İmza almayan var mı?" denildiğini duyunca heyecanla Paul Banks'in yanına yaklaştım. Elini sıkıp imza için gelmediğimi sadece konserin beni çok etkilediğini, albümü çok sevdiğimi ve bir röportajına istinaden kritiklerin dediğinin önemsiz olduğunu, bunu dün gece bir kez daha anladığımı ve harika bir iş çıkardığını söyledim. Niyetim "Çok iyisin, çok da güzelsin" tadında bir konuşma yapmak değildi tabii ki, gayet içten hissettiklerimi söyledim sadece. Sonra da gerçekten çok tatlı gülümsediği bir fotoğrafa sahip oldum. İmzaya önem vermeyen biri olarak bu fotoğraf benim için çok değerli oldu.


Ne de tatlı gülümsemiş, değil mi?
Fotoğraf: Şehnaz Aygül


Bu arada Kontra'da toplasan 15 kişinin olmasına aşırı şaşırdığımı belirtmeden edemeyeceğim. Babylon'un Twitter hesabından da duyuru yapılmasına rağmen (çalışanları tenzih ediyorum tabii ki) o kadar az insanın gelmesi tuhafıma gitti. Bir de, her konser sonrası dile getiriyorum ama İstanbul'da normal saatlerde konser izleyeceğimiz günleri merakla beklediğimi bir kez daha dile getirmek istiyorum. Tamam, burada Avrupa'daki gibi gerçekten müziğe odaklanan insan sayısı çok değil, "ortam olsun" diye gelenler de çok fazla ama hafta içi eve 1'de dönmek de hiç hoş değil. Buna alışmış - alıştırılmış- insanlar pek ses çıkarmıyor ama Amerika ve Avrupa'da bu yapılabiliyorsa "Bizde neden olmasın?" diyorum. (Konser boyunca durmadan konuşan insanlaraysa ne desem az, geçiyorum) Kısa bir not da Paul Banks öncesi izlediğimiz The Away Days'le ilgili. Grubu üçüncü izleyişimdi ve bu en beğendiğim performansları oldu. SXSW'ya katılacak olmaları da cidden çok sevindirici bir haber. Umarım o festival önlerinde çok çok daha güzel kapılar açar.

Konseri hipnotize olmuş izlerken telefonu yan çevirmek bile aklıma gelmemiş, çektiğim iki videoyu da sadece telefonumda kaybolmasın diye yükledim Youtube'a ama siz de dinlemek isterseniz (çünkü görüntülerde bakacak bir şey yok pek :) ) aşağıya ekliyorum videoları. Eylül ayında konser haberini aldığımdaki heyecanın kat kat fazlasını yaşatan Babylon ve Kontra Plak'a çok teşekkürler.

I feel young again, thanks a lot.






20.7.12

Morrissey Bize Ne Yaptın? / Morrissey, What Did You Do To Me?




Morrissey konseri öncesinde heyecandan karnıma ağrılar giriyordu. Ofiste sürekli "Heyecanlı mısın?" sorularıyla karşılaşıyor ve coşkuyla "Tabii ki!" diye karşılık veriyordum. Heyecanlı olmamam mümkün müydü? Müziğe sıkı sıkı sarıldığım lise yıllarında The Smiths'i keşfedip, Morrissey'in dünyaya karşı takındığı güçlü tavra hayran kalıp, sözleriyle defterlerimi süslemiştim. Evet, o zamanlar defterlere şarkı sözleri yazılır, özellikle boş derslerde bunu yapmaya özen gösterirdik. Daha sonra büyüdüm, üniversiteye gittim, aşık oldum, acı çektim ve yine yanımda Moz'un sözleri vardı. O herkesten, her şeyden farklıydı. Müzik benim dinim ise, o da benim Tanrı'mdı.


Konsere giderken içim içime sığmıyordu. Daha önce hiçbir konsere giderken bunları hissetmemiştim. Aradaki bütün ayrıntıları geçip Morrissey'in sahneye çıktığı ana geliyorum. Beyaz gömleği, elinde Türk bayrağı, yanında müzisyenleriyle bir anda sahnede belirdi. "Assad Is Shit" yazıyordu ekibin tişörtünde. Bayrağı açarak "People Have The Power" diye söylendi ve beklediğimiz şarkı "How Soon Is Now?"la açılışı yaptı. Konser öncesinde, son setlistlerine baktığımda çok mutlu olmuştum. Ama sonra düşündüm, ne önemi var ki, onun orda olması zaten başlı başına büyük bir olay. İstediği her şeyi çalsın, nasıl olsa hepsini seviyorum ya!


Seyircisine karşı inanılmaz saygısı ve içten sevgisini hissedebiliyordunuz. İnsanların eline dokunması, hatta hayranları eline dokunduktan sonra kendi elini öpmesi, sahneye çıkan kızları kucaklaması o kadar farklıydı ki. Sanki sahnede binlerce çocuğu olan şefkatli bir baba vardı. Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama "Can you feel my heart? I have nothing else."  (Kalbimi hissedebiliyor musunuz? Başka hiçbir şeyim yok)" gibi bir şeyler duyduğumu hatırlıyorum. İşte o an samimiyeti karşısında eridim. Bir ara mikrofonu öndeki seyircilere verdi ve onlar da içlerinden geleni Morrissey'e söylediler. "Morrissey sen adamın dibisin!" diye haykıran kıza sevgilerimi gönderiyorum :)

1 buçuk saat o kadar çabuk geçti ki, kaç tane şarkı söylediğini falan şu an hatırlamıyorum ama tek bildiğim ona doyamadığım. "I Know It's Over"ı söylemesi beni mahvetti, benim gibi yüzlerce kişinin o şarkıda ağladığını tahmin edebiliyorum. Vegan değilim ama dün Meat Is Murder'ı dinlerken çok etkilendim. 'Meet Your Meat' videosu da şarkıyı söylerken arkada gösterildi, bunu yapmaya herkes cesaret edemez. Ama o "All politicians are the roots of evil" diyecek kadar da cesur ve güçlü. Sonsuza kadar sürmesini istediğim konser, hızlıca geçti. Kalbime birkaç tane çizik attı Morrissey. Hayatımın unutulmaz günleri arasına girmiş oldu bu konser. Onu çok seviyordum ama bu konserden sonra sevgim binlerce kat artmış oldu. Çıkışta uzunca bir süre yürüdüm ve kulağımda hala "I know it's over" diyen Morrissey'in kalp yaralayan sesi vardı.


Kısa not: Bu konserle ilgili ne kadar yazarsam yazayım hep yarım kalacakmış gibi hissediyorum. Şu an duygularımı anlatmada çok başarılı değilim sanırım ama konseri yaşayanlar neler hissettiğimi tahmin edebilir :)


------------


I had terrible stomach ache before Morrissey concert, it's all about excite! Everyone in the office asked me "Are you exciting?" How can I not be? When I was discovering the power of the music in high school years, I met to The Smiths then I was being charmed by Morrissey's strong attitude against world. I used to write lyrics on my notebooks, papers, anything I found. Then I went to college, fell in love, my heart was broken and Morrissey was the only person who is with me all the time with his songs. He is unique, like no other. If music is my religion, so Moz is my God..


I felt so different yesterday. I've never felt before in any other concerts. Morrissey showed up with his white shirt and jeans, Turkish flag on his hand and his musicians with "Assad is shit!" t-shirts. He opened the flag and murmured "People Have The Power" then started to sing "How Soon Is Now?" as we expected! When I looked his previous setlists, it all looked flawless but then I think, it doesn't even matter! I'll be happy whatever he sings, I love all of them! The most important thing is that he is here with us.


You can feel his respect and love to his audience in every moment. He touched fans and kissed his own hand which fans held. He hugged the girls who tried to jump on the stage, actually he helped his fan to jump on the stage :) It was all so different and honest. His honesty breaks the walls between fans and Moz! It feels like he has thousands of children and he is loving father of them. He said to us "Can you feel my heart? I have nothing else." I was melted. Then he gave microphone to audience and people said "I love you Morrissey!", "Will you marry me?" (really?), "Morissey sen adamın dibisin which means "You are the man! You are the best of best" in slang (not bad) :) Then added "There is a light that never goes out and you showed it to us" which is the most meaningful sentence from audience.


He started at 10 pm and off to stage at 11:35 (if I'm not wrong). It was not enough for me. "I Know It's Over" was the top of the gig for me. I felt so sad, cried and I know there is hundreds of people like me yesterday. I'm not vegan but I felt so emotional when he sang "Meat Is Murder". He introduced the song "Meat Is Shit" and we saw "Meet Your Meat" video on the background. No one can be brave like him. Which musician can say "All the politicians are the roots of the evil"? He said. I wish that concert lasts forever, it's gone so fast. He scratched my heart and it really hurts. Yesterday is gonna remember always. I used to love him but now I love him more and more. I walked down on the lonely dark streets after the gig and his voice tinkled out and wounded my heart "I know it's over".


(OK moz_fan here is an English version for you. No need to google translate! )






















22.2.12

Salon'da St. Vincent Patlaması!


Strange Mercy'yle 2011'in en iyi albümleri listelerinde yer alan St. Vincent dün gece Salon'daydı. Çok sevdiğim Sufjan Stevens'la çalışmasının ardından 2007'de ilk albüm Marry Me'yi yayınladı. Ticari başarı ise 2009'daki Actors'la geldi, fakat son albüm Strange Mercy ona daha büyük kapılar açtı. Albümünde pop ve art-rock karışımını hissettiğimiz St. Vincent dün gece bize bambaşka bir yönünü gösterdi.

Sahneye çıktığında çıtı pıtı, güzel mi güzel Annie Clark nam-ı diğer St. Vincent'ın neler yapacağından hebersizdim. Daha önce konser performanslarını pek izlemediğim için kliplerindeki hareketli hallerini biliyordum sadece. Surgeon'la başlayan dinamik konser, şarkı aralarında küçük sohbetler ve gittikçe artan bir coşkuyla devam etti. Sahnede 3 gitarı ve 3 grup üyesiyle yer alan St. Vincent'ın onlarla arasındaki iletişimi de çok iyi görünüyordu. Toko Yasuda (mini moog), Daniel Mintseris (keyboard) ve Matt Johnson'ın (davul) performansa katkısı yadsınamaz. Özellikle şarkı sonlarında Matt'le birlikte coşan St. Vincent sahnede eğlendiğini de gösterdi. Şarkıları söylerken ve gitarı çalarken adeta kendinden geçiyor gibiydi. O'nu öyle görünce etkilenmemek imkansız gibiydi.

Akustik ağırlıklı olacağını düşündüğüm konser çatırtılı patırtılı, hatta punk etkileri taşıyan bir şeye dönüştü. Benimle aynı fikirde olan var mı bilmiyorum ama bu konser St. Vincent albüm kayıtlarını 10'a çarptı. Canlı performansının bu kadar farklı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sesinin daha öne çıktığı sakin şarkılarda bile Salon izleyicisini etkisi altına almayı başardı. Twitter'da da yazdığı gibi Türk hamamı deneyiminden bahsetti. "Doğduğum günden beri ilk kez bu kadar temiz oldum" diyerek seyirciyi güldürdü. Mark Stewart'ın ona verdiği Sid Vicious şeklindeki bulaşık fırçasını anlattı. “Its name is Sid Dishious. That’s all you get from punk!” ve ardından The Pop Group'un "She is Beyond Good and Evil"ı geldi.

Performansının sonunda yükselen enerjisiyle birden seyircilerin arasına atladı ve orada deli gibi çalmaya devam etti. Sahneye tekrar çıktığında gitarını seyirciye fırlattı. Bis için geldiğinde birkaç kere teşekkür edip, herkesi kendine hayran bırakarak Salon'un karanlığında kayboldu.


Setlist şu şekildeydi

Surgeron (Strange Mercy)
Cheerleader (Strange Mercy)
Chloe in the Afternoon (Strange Mercy)
Save Me from What I Want (Actor)
Actor out of Work (Actor)
Dilettante (Strange Mercy)
Black Rainbow (Actor)
Marrow (Actor)
Champagne Year (Strange Mercy)
Neutered Fruit (Strange Mercy)
Strange Mercy (Strange Mercy)
She is Beyond Good and Evil (The Pop Group cover)
Northern Lights (Strange Mercy)
Year of the Tiger (Strange Mercy)
Cruel (Strange Mercy)

Bis

The Party (Actor)
Your Lips Are Red (Marry Me)

30.11.11

Babylon'da Cenneti Yaşamak


Babylon, Ağustos'ta yeni sezon konserlerinden bazılarını açıklamış ve içlerinde beni en çok heyecanlandıran Wild Beasts olmuştu. İşin ilginci, konser açıklanmadan 1-2 hafta önce Mabbas'a twitter'da "Yeni albümü çıkmışken Wild Beasts gelse efsane olurdu. Yeni sezonu merakla bekliyorum" diye yazmıştım. Cevap alabilmiş miydim? Tabii ki hayır! Konser açıklandıktan sonraysa "İşte cevap vermememin nedeni buydu" demişti. Böylece, 2011 içinde "düşünce gücüyle" getirdiğim grupların (Interpol, Editors) arasına bir yenisi daha eklendi! (Önümüzdeki yaz için Coldplay'e pozitif düşüncelerimi yolluyorum)

Ağustos'tan bu yana Wild Beasts'i her dinlediğimde aklıma bu konser geliyordu. Hatta 1 ay öncesinden geri sayıma başlamıştım. Dün konser günü gelip çattığında ise düşünecek başka bir şey yoktu. Öğlen Tom'un Asmalı'da plakçıları dolaştığını, akşam da Babylon önünde "Bed of Nails" çekimi yapıldığını duydum. Oraya ışınlanmak istesem de, ikisine de yetişmem mümkün olmadı. 21:00 civarında içeriye girdiğimizde, ön tarafları kapmaya çalışan tek tük insanlar vardı. Boyun felci geçirmemek için yukarıdaki yerimizi aldık. Aşağıda gruba yakın olmak çok güzel ama gerçekten yukarıdan izlemenin keyfi de ayrı. Bir de önde olunca çok rahat izleniyor. Bu arada, grup sahneye çıkmadan önce Babylon Lounge'da çalan Işıl Kılkış'ın seti de pek güzeldi.

21:30'da başlaması gereken konser 21:50 gibi başladı ve içerisi tıklım tıklımdı. Bu konserin günler öncesinden sold-out olması gerekirdi aslında, Wild Beasts bunu fazlasıyla hak eden bir grup. Bed of Nails'le giriş yapan Wild Beasts, sürprize yer bırakmadı ve Brighton'daki setlistin aynısını dün de çaldı. Albatross, Deeper, This Is Our Lot, Hooting&Howling kalabalığa çığlık attıran şarkılardı. Geçen seneden farklı olarak, Wild Beasts'e Sky Larkin'den Katie Harkin eşlik ediyordu. Klavye ve vokalle gruba destek olan, biste de Chris'e davulda eşlik eden Katie'yi gecenin en cool insanı seçiyorum. Tom her zamanki gibi beresiyle ve tezat bir şekilde siyah atletiyle sahnedeydi. Sonlara doğru, önden bir kızın Tom'un başından beresini almaya çalışıp, kendisininkini verme çalışması da olumlu sonuçlandı - gözümden kaçmadı. Bir de utangaç utangaç Hayden'e dokunmaya çalışan bir kız vardı ki, yukarıdan çok sevimli görünüyordu. Hayden'de son zamanlarda üstünden pek çıkarmadığı bordo deri ceketi (umarım arada bir kuru temizlemeye veriyordur), arkaya taranmış saçları, arada eline aldığı kırmızı şarabıyla film setinden fırlamış bir jön gibi duruyordu. İmaj bir yana, Tom'un güçlü bariton sesiyle, Hayden'in falsettolarının birleşimi ve Chris'in davuldaki muhteşem yeteneği o an nerde olduğunuzu unutturuyor. Güzel sözler ve harika besteleri demiyorum bile.

İlk şarkılarda Tom ve Hayden'in sesinin enstrümanların gerisinde kaldığını hissettim ama neyse ki sonradan yerli yerine oturdu. Ben'in bassta keman (ya da çello?) yayı kullanması da değişik bir ses çıkartıyordu. 7 Smother, 6 Two Dancers, 2 de Limbo, Panto'dan çalmaları gayet adil bir durumdu. Açıkçası konsere giderken Smother haricindekilerden "This is Our Lot" ve "We Still Got the Taste Dancin' on Our Tongues" çalmalarını çok istiyordum ve sağolsunlar ikisini de söylemeleri gecemi daha da güzel hale getirdi. Daha önce One Love'da izlediğim grup kapalı mekana çok daha yakışıyormuş. Kalabalık da olsa, bu sefer her şey çok daha samimiydi. Wild Beasts'in akustik performanslarına hayran biri olarak, bir gün öyle bir turneye çıkmalarını umuyorum. O zaman Türkiye'ye gelmeseler bile bir şekilde o konserleri izlemeye giderim. Wild Beasts çok duygusal, kırılgan ve vurucu sözlere sahip bir grup olduğundan akustik performansları onlara çok yakıştırıyorum.

Seyircinin gruba tepkisi çok sıcaktı ve bunu onlar da farketmişti. "End Come Too Soon"dan önce konuşan Hayden Thorpe "Uzun zamandır turdayız ve birçok yerde çaldık ama bu kadar sıcak karşılanmamıştık. Hepinize burda olduğunuz için teşekkür ederim" dedi. Biz de onlara teşekkür ettik; harika anlar yaşattıkları ve 2 saatliğine de olsa cennete gitmemizi sağladıkları için. Wild Beasts; içtiğiniz zaman zevkten başınızı döndüren ve yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleştiren müthiş kokteyller gibi.

Not 1: Bir kez daha Babylon ekibine ve onların buraya gelmesinde emeği olan herkese binlerce teşekkürler!

Not 2: Grupla röpörtaj yapan Zülal Kalkandelen'in bloguna daha sonra mutlaka uğrayın.

Setlist şöyleydi:


Bed of Nails (Smother)
We Still Got the Taste Dancin' on Our Tongues (Two Dancers)
Albatross (Smother)
The Devil's Crayon (Limbo, Panto)
The Fun Powder Plot (Two Dancers)
Two Dancers (ii) (Two Dancers)
Deeper (Smother)
This Is Our Lot (Two Dancers)
Loop the Loop (Smother)
Two Dancers (i) (Two Dancers)
Reach a Bit Further (Smother)
Hooting & Howling (Two Dancers)

Bis:
Lion's Share (Smother)
All the King's Men (Limbo, Panto)
End Come Too Soon (Smother)

27.10.11

Coldplay Live in Madrid



Coldplay, yeni albümü Mylo Xyloto'yu Vevo'dan yayınlanan online bir konser kapsamında tanıttı. Dün akşam Madrid Plaza de Toros amfi tiyatrosunda gerçekleşen konseri oradaki binlerce hayranın yanı sıra, bilgisayarı başındaki milyonlarca insan da izledi. Ev rahatlığında canlı konser izlemenin en güzel yanı sahnenin her tarafını rahatça-yüksek çözünürlükte görmek ve aynı heyecanı oradaki insanlarla tatmak. Tabii sürekli "Ah keşke orada olsaydım" demekten de kendimi alamadım. (Ben konseri iPad'deki Vevo app'i üzerinden izledim ama bilgisayardan izleyemeyen bazı arkadaşlarım vardı, sizde durum neydi?)

American Express sponsorluğunda gerçekleşen konser öncesi web sitelerinden hayranlarına kendi kelebeklerini hazırlayabilecekleri söylenmişti. Eğer siz de yaptıysanız, dün gece kelebeğiniz Madrid'deki konserde ekranda uçan binlerce kelebeğin yanında yerini almış demektir. Coldplay, konserlerinde görsellere ve şova çok önem veriyor. Aslında kıyafetlerinden piyanoya kadar, her yeri albümle ilgili artworklerle doldurmaları güzel bir çalışmanın örneği. Bazıları bunu çok suni bulsa da, bence bu işlerine verdikleri önemi gösteriyor. Coldplay, Parachutes'daki Coldplay değil artık. Dünyada milyonlarca hayranı olan, günümüzün Beatles'ı diyebileceğimiz bir grup haline geldiler. O yüzden, para verip konserlerine giden insanların onlardan büyük beklentileri oluyor. Coldplay de çoğu zaman bu beklentileri boşa çıkarmıyor.

Chris Martin'in sahnedeki tuhaf dansları, ordan oraya zıplayıp kendini yere atması ve enerjisi bence hayranlarına da geçiyor. Kendisi eğlenirken, orada bulunan binlerce insanı da eğlendirmesini biliyor.

Konser boyunca her şarkı öncesi, onunla ilgili küçük bilgiler verildi ekranda. "Charlie Brown, grubun Mylo Xyloto için yazdığı ilk şarkıydı" gibi. Konseri izlerken, aynı zamanda yeni albümdeki şarkılar hakkında bir fikir edinmenize sahip oluyordu.

Coldplay konserde Anton Corbijn ile çalışmış ve çekim için 14 kamera kullanılmış. Mylo Xyloto'nun yanında hit şarkılarını da çalan Coldplay Fix You'ya geçisinde Rehab'le Amy Winehouse'a selam göndermeyi de unutmadı. Dün kaçıranlar için konserin tamamını Vevo üzerinden yayınladılar. 2012 içerisinde onları Türkiye'de göreceğimizi umarak, dün geceden aldığım screen shot'ları da paylaşıyorum.

Konserin setlisti şöyleydi:

Mylo Xyloto
Hurts Like Heaven
Yellow
In My Place
Major Minus
Lost!
The Scientist
Violet Hill
God Put A Smile Upon Your Face
Paradise
Up in Flames
Til Kingdom Come
Politik
Viva La Vida
Charlie Brown
Life Is For Living
BİS
Clocks (Clocks bitiminde Rehab'den azıcık bir bölümü söyleyip bir sonraki şarkıya geçti)
Fix You
M.M.I.X.
Every Teardrop is a Waterfall

















24.10.11

Müziğin Gücü Adına!


Son bir haftadır ülke olarak zor zamanlar geçiriyoruz. Daha şehitlerin acısı tazeyken Van'da yaşanan deprem çok çok üzücü oldu. Böyle bir durumda kenetlenmek ve yardım için elimizden geleni yapmak hepimizin görevi olmalı. Üzücü kayıplara rağmen, dün geceden beri yapılan yardımlar işin sevindirici tarafı oldu. Yardım yapılabilecek yerler, telefonlar ve organizasyonlar için lütfen burayı http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/ takip edin.

Dün gece örgütlenmeye başlayan oluşumlardan biri de "Van için Rock"tı. Bugün kesinleşen detaylar sonucunda, birçok grubun katılacağı yardımlaşma konserinin 30 Ekim Pazar günü Maçka Küçükçiftlik Park'ta yapılacağı duyuruldu. Müziğin birleştirici gücünü, bu kez de biz kanıtlayalım. Şehir dışında olanlar katılmasalar bile bilet alsınlar ama İstanbul'da olanlar lütfen konsere gitmeye çalışsın. Tüm geliri Kızılay'a aktarılacak olan 20 TL'lik biletler yarından itibaren Biletix'ten alınabilecek.

Gelişmelerden haberdar olmak için "Van için Rock" facebook sayfası ve twitter hesabını takip etmeyi unutmayın. Görüşmek üzere!

Son edit: www.vanicinrock.org açıldı, detayları siteden öğrenebilirsiniz.

Bileti almak için TIK

17.8.11

Organizatör olsanız...

Müzik ve festival sever bir insan olarak yılın yarısını dünyadaki festivalleri dolaşarak geçirmeyi çok isterdim. İş icabı bunu yapan insanlara gerçekten çok imreniyorum. Bazı grupları yıllarca bekliyoruz, bazıları ise ülkemize uğramadan dağılıyor ya da yaşlanıyorlar. Bazılarını ise ünlü oldukları ilk yıl "Keşke görsek diyoruz". Çeşitli sebeplerle görmek istediğimiz bir sürü grup oluyor haliyle. Yurt dışına gidip onları izleyenler şanslı ama ya burada bekleyenler? Ulaşabildiğim kadar insana ulaşıp bu yıl ve gelecek yaz Türkiye'de hangi grup ve sanatçıları görmek istediklerini belirtsinler istiyorum. Yorumlar bırakıldıktan sonra en fazla yazılan isimleri yine blogda açıklayacağım. Hadi bakalım bir düşünün, siz organizatör olsanız gelecek yaza kadar kimleri getirmeye çalışırdınız? Bu arada limit 10 grup/sanatçıyla sınırlı!


Benim listem:


Arctic Monkeys

Coldplay

The Black Keys

The Drums

Ellie Goulding

Girls

Kasabian

Kings of Leon (son durumları biraz karışık olsa bile)

Queens of the Stone Age

Two Door Cinema Club

Listemi yaptıktan sonra "Çok zor" dedim ama Rock'n Coke her sene olsaydı belki bunu söylemeyecektim. Ya da büyük başka bir festivalimiz olsaydı. Rock'n Coke bile zar zor düzenleniyor diyebilirsiniz ama neden bizde de bir Rock Werchter, Hurricane, Roskilde ya da Sziget olmasın? Öyle bir proje olursa gönüllü çalışmaya bile razı olurum herhalde :)